Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '07

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
1131
 

Yarı dillilik (Semilingualism)

Yarı dillilik (Semilingualism)
 

Kanadalı eğitimci Jim Cummins’e göre, bazı yabancı öğrenciler iki dilli değiller fakat yarıdilliler. Yani ikidilli olmalarına rağmen, ikisinde de okuma ve yazma seviyeleri zayıf olan çocuklardan sözediyor.

Bana göre ise bunlar ‘İki arada bir derede kalmış’ öğrencilerdir. Sadece dil bakımından değil, kültür bakımından da …

Biliyorsunuz Türkiye’de Almanya’dan izne gelen ailelere ‘Almancılar’ denir. Bu terim bir dolu duyguyu içinde barındırır; kıskançlık bunların başında gelir.

İngiltere’den gelenlere neden ‘İngilizciler’ denmediği konusunda çok fikrim olmasa da tahminlerim var. Bu ‘İngilizciler’ genelde mülteci olarak İngiltere’ye giderler ya da devlet göreviyle gelirler. Ama ‘Almancılar’ daha bizdendir (!) Çünkü onların tek amacı para kazanmak ve sonunda ülkelerine geri dönmektir.

Daha doğrusu yakın zamana kadar durum buydu.

Avrupa ülkelerine göçen ilk nesil Türkler’in eğitim seviyeleri çok düşüktü. Bu nedenle kendi çocuklarına anadillerinde okuma ve yazmayı öğretemediler. Okullara geldiklerinde ise çocuklar, dil bakımından, diğerlerinden en az 5 sene geride başlıyorlardı. Yani Avrupalı bir çocuk henüz başlarken 5-0 öndeydi.

Televizyonlar bu kadar yayılmadan önce, Alman kanalında haftada bir kez Türkçe program gösterilirdi. Tabi ki bu yeni neslin dillerini öğrenmeleri için yeterli olmazdı.

Bu programları ben iyi hatırlıyorum çünkü 27 sene önce, Almanya’da yaşayan akrabalarımı ziyarete gitmiştim. Programlar Cumartesi günleri yayınlanırdı ve sadece yarım saat sürerdi. Yine de Cumartesiler iple çekilir ve büyük bir heyecanla seyredilirdi.

Programların içeriğinde Türkiye’nin aslında harika bir ülke olduğunun ve hiçbir sorunu olmadığının altı çizilir, adeta ülkenin turistik reklamı yapılırdı.

‘Gurbetçiler’ isimli sanal bir insan topluluğu yaratmaktan başka bir işlevi olmadı bu programların. Görüntüleri seyrettikçe zaten hasret çeken insanlarımız neredeyse “Aaaaaaaah aaaaaaah, verin silahımı, kendimi vuracağım!” diyerek naralar atarlardı.

Dolayısıyla devletimizin buradaki temsilcileri pasif kalarak, bu ilk neslin gittikleri ülkelere uyumlarını kolaylaştıracak hiçbir etkin faaliyette bulunamadılar.

Suç sadece bizimkilerde değil elbet, Alman devleti de bunların Atatürk’ün deyimiyle ‘Geldikleri gibi gitmelerini’ beklediler. Baktılar adamlar inatçı, ‘Acaba kültür karmaşasını nasıl yaratıp, bunları korkutup, kaçırtabiliriz’ şeklinde planlar yapıyorlardı.

‘Gurbetçiler’ izne geldiklerinde, ülkemizin hiç de öyle televizyonda gördükleri gibi rüyalar ülkesi olmadığını farkediyorlar, bir türlü kesin dönüş yapmaya cesaret edemiyorlardı. Maddi durumları düzelmişti fakat bir problem vardı; çocuklarının Alman kültürü ile büyümesini istemediler. Bunda kötü bir şey yok elbet ama kendi eğitimsizlikleri ve geldikleri köy kültürü ile Avrupa’da yaşamaya kalkmak, takdir edersiniz ki çok akıllıca değil.

İkinci nesil Türkçe konuşmayı öğrendi ama anne ve baba okuma yazma dahi bilmediğinden kendilerini anadillerinde geliştiremediler.

Üçüncü ve dördüncü nesil garip bir nesildi. Türk Devleti Türkçe öğretmenleri gönderse de bunu yapmakta geç kalmıştı. Bazı vatandaşlarımız yarı Türkçe, yarı kaldıkları ülkenin dilinde konuşuyorlardı bile.

Şimdiki nesiller Türkçe televizyon seyredebiliyorlar ve Türkiye’de olan biteni yakından görüyorlar. Kafalarındaki ‘Ütopik Türkiye’ resmini çoktan sildiler.

Fakat yarıdillilik sorunu benim Kıbrıslı öğrencilerimde daha fazla var. Kelimelerin bazılarının İngilizce’sini, bazılarının da Türkçe’sini biliyorlar. Bu da okullarında başarısız olmalarına yol açabiliyor.

Yeterince okumuyorlar, iki dilde de yazma seviyeleri düşük oluyor maalesef. Kitap okumak bu sorunun tek çözümü ama ailelerin de kendilerini anadillerinde eğitmesi ve çocuklarıyla konuşurken, bir zahmet Türkçe sözlüğe bakarak, kendi kelime haznelerini geliştirmeleri çok yararlı olacaktır.

Gerçi Türkiye’de yaşayan gençlerin de sorununun bu olduğunu biliyorum. Yine de bu kadar büyük boyutlarda değildir sanırım. Yoksa insanın kendi ülkesinde, diline yabancılaşması acı olmalı..

Resim: www.photoshopmagazin.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 187
Toplam mesaj
: 45
Ort. okunma sayısı
: 2018
Kayıt tarihi
: 26.12.06
 
 

1964 doğumluyum. İşletme Fakültesi'ni bitirdikten sonra Londra'ya yerleştim ve halen burada yaşamakt..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster