Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Nisan '17

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
175
 

Yeni (Taslak) Programlar nasıl başarılı olabilir?

Eğitim sistemini yakından takip edenler bilir. 2005-2006 Öğretim Yılına yeni ve farklı ilköğretim programlarıyla başlamıştık. Bu değişim toplumun geniş kesimlerinde büyük umut yaratmıştı.

Beklenti şuydu: Bu programlar uygulandıktan sonra, çocuklarımız adım adım ezberden kurtulacak ve sadece ulusal sınavlarda değil, uluslararası sınavlardaki başarımız da tavan yapacaktı!

Beklenti bu olsa da, ne yazık ki sonuç böyle olmadı!

Zaman hızla akıp gitti ama ne çocuklarımız ezberden kurtuldu, ne ulusal sınavlarda sıfır çekenlerin sayısı azaldı, ne de uluslararası değerlendirmelerdeki sıramız değişti.

On yıl sonra gördük ki bu programlarla yetişen çocuklarımızın Pısa’daki başarısı, yükselmek bir yana daha da düşmüş!

SONUÇ NEDEN DEĞİŞMEDİ?

 2017-2018 Öğretim Yılında itibaren 172 sınıf düzeyi için 53 dersin programı yeniden değişiyor. Hep beraber on yıl sonra bu ikinci dalga program değişikliği ve uygulamalarına bir kez daha tanıklık etmiş olacağız.

2005-2006 Öğretim Yılında başlatılan birinci dalga programlarla beklenen değişimin sağlanamadığını artık hepimiz biliyoruz.

Peki, bu ikinci dalgayla bir şey değişir mi?

Karamsar bir insan değilim ama umutsuz olduğumu söylemeliyim. Çünkü MEB’in önceki süreç gibi, önümüzdeki süreç için de ayakları yere basan bir öğretmen stratejisi göremiyoruz. Bu nedenle eğitimle ilgili hiç kimsenin olumlu bir beklentisi yok.

Biraz detaya girersek…

SADECE PROGRAMLA OLMAZ!

Gelişmiş dünyanın kabul ettiği bir gerçek var, o da şu: Tek başına programlar, eğitimde değişim ve dönüşümü sağlamaz. Eğitimde değişim ve dönüşümü sağlayan temel etken öğretmendir. Programlar ne kadar mükemmel olursa olsun, uygulayacak öğretmenler hazır değilse havanda su döversiniz.

Dünya bunu bildiği için, programlardan önce öğretmenlerini yenilemektedir.

Öğretmenlerin yetiştirilmesi ve yenilenmesi ise, sadece öğretmenin çabasıyla gerçekleşen bir iş değildir. Öğretmen yetiştirme işi, fakülte misyonundan hizmet içi eğitime kadar uzanan bir felsefe, bir ülke politikasıdır.

Türk Milli Eğitiminin temel sorunu budur.

Bu sorunu çözemezsek hem çocuklarımıza, hem de ülkemize yazık etmiş oluruz ve dünyanın en iyi programlarını da hazırlasak sadece kendimizi avutmuş oluruz.

MEB, HİZMET İÇİ POLİTİKASINI YENİLEMELİDİR

Öğretmen kaynağının iyileştirilmesi işin aslını oluştursa da, toplu program değişikliği sürecinde hizmet içi eğitim çok daha önemli olmaktadır. Birinci etap program değişikliğinde, verimli ve etkili bir hizmet içi çalışması yapamadığımız için, ülke olarak önemli bir fırsatı kaçırdık!

Aslında MEB 2005-2006 Öğretim Yılında yeni(!) programları uygulamaya aldığında, eş zamanlı olarak hizmet içi çalışması da başlatmıştı. Ancak yapılan çalışma hem nitelik hem de nicelik yönünden yeterli değildi. Öğretmene rehberlik edenlerin çoğu zaten uygulamadan gelmedikleri için teorik bilgi aktarmaktan öteye geçemedi. Kısacası, öğretmen hizmet içi çalışmalardan sonra sınıfına eli boş döndü ve eskiden ne biliyorsa onu uygulamaya devam etti.

Bu yüzden programlardaki pek çok önemli kazanım hayata geçirilemedi ve arada kaynayıp gitti.

Örneğin, İlköğretim Matematik Programı’nda, uygun her öğrenme alanında tekrarlanan “Problem kurar ” kazanımı çok önemliydi ve öğrencinin ilgili alanı ne kadar öğrendiğinin de somut göstergesiydi. Çocuklarımızın matematiksel düşünmesine büyük katkı yapacak bu kazanım, yazık ki programın sayfalarından çıkıp, dersliklere giremedi.

Örneğin, Türkçe Programının anlama ve anlatım becerilerini geliştirmeye yönelik kazanımları, kronik dil bilgisi saplantısına kurban edildi.

Sadece Matematik ve Türkçe Programındaki değil, hemen her programdaki bu tür ufuk açıcı, ezberi ortadan kaldırıcı kazanımlar zaman içinde temelli unutuldu ve ezber sistem tekrar eski zeminine oturdu.

Oysa sayısı az da olsa, işin felsefesini kavrayan okullar ve öğretmenler vardı ve bunlar Türkiye’ye model olacak çalışmalar başlatmıştı. Bu bilinçteki öğretmenler ve okullar, yaptıkları örnek çalışmaları sempozyumlara, konferanslara taşıyarak eğitim adına bir ışık yakmaktaydı.

Eminim ki uygulanan öğretim programları ülke genelinde de doğru anlaşılıp gereği yapılsaydı, PISA sonuçları böyle çıkmazdı.

MEB, YENİ SÜREÇTE NE YAPMALIDIR?

2017-2018 Öğretim Yılında yürürlüğe gidecek programlarda, öncekilerden daha ileri ve gerçekten çok önemli yeni kazanımlar var.

Yenilenen bu programlar Türk eğitimi için yeni bir fırsat olabilir. Bu fırsat da kaçırılırsa, önceki programlarla girilen kısır döngü tedaviye cevap vermeyecek derecede kronikleşir.

Yapılacak şey çok açıktır.

Milli Eğitim Bakanlığı vakit kaybetmeden, gerçekçi ve yeni bir hizmet içi çalışması başlatmalıdır. Bu çalışmada, programları doğru anlayıp uygulayan okullardaki örnek çalışmalardan mutlaka yararlanılmalıdır. Bu okullardaki öğretmenlerimizin uygulamaya dair videoları hazırlanmalı ve tüm kurumlarla paylaşılmalıdır. Elbette bu arada akademik çevrelerle de işbirliği yapılmalıdır. Ancak, hiç kimse sınıftaki öğretmeni yok sayarak bir yere varamayacağını bilmelidir.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öğretmen yetiştiren kurumları, öğretmeni, veliyi ve yöneticileri işin içine katmayıp uygulmalı eğitimden uzak tutarak, her yıl programlar yenilense bile istenen başarıyı elde edemezsiniz. Bu şekilde hangi program/yöntemi uygulanırsa uygulansın zorunlu olarak ezberciliği getirir. Kuşku yok ki bu süreç sonunda da; özgünlüğü olan özgüvenli öğrenciler ile "ayakları yere değen öğretmenler" yetişemez.

Emin TOPRAK 
 23.04.2017 17:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 323
Kayıt tarihi
: 23.11.13
 
 

Munzur dağlarının eteklerinde, suların yeryüzü yolculuğuna başladığı bir köyde doğdum. Evlerimizi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster