Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
781
 

Yiğit düştüğü yerden kalkar

Yiğit düştüğü yerden kalkar
 

Bazı aksiyon filmlerine de konu olmuştur, olası bir savaş durumunda PENTAGON’un (ABD Savunma Bakanlığı) uygulamaya koyacağı senaryoların başında Başkan ve Başkan Yardımcısını emniyete almak gelir. Başkan Yardımcısı hemen götürülüp bilinmeyen bir adreste koruma altına alınır. Başkan da büyük olasılıkla dünyanın en gelişmiş ve güvenilir uçağı olan Hava Kuvvetleri-1 (Air Force One) uçağı ile havalanır. Burada düşünülen ülkenin en üst otoritesini güvene alıp komuta ve yetki zaafı yaşamamaktır. Her durumda bu yetkililerden biri hedef olsa bile diğeri yerini alabilecektir.

***

Buna benzer senaryolar bütün ülkelerde hazırlanıp planlandığı gibi, ülkemiz silahlı kuvvetleri tarafından da benzer hazırlıklar kuşkusuz yapılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gerek bulunduğu coğrafyanın stratejik önemi, gerek enerji yataklarına olan yakınlığı ve gerekse komşularından kaynaklanan tehditler nedeniyle sürekli olarak bir güvenlik endişesi yaşamış ve büyük fedakarlıkları göze alarak büyük ve güçlü bir orduyu sürekli hazır tutma gereği hissetmiştir.

Türk Silahlı kuvvetleri gerek sayısal büyüklüğüyle, gerek sahip olduğu mühimmat ve harp teknolojisiyle ve gerekse eğitimi ve yetkinliğiyle dünyanın en güçlü orduları arasındadır. Bu gücün caydırıcılığı seksen altı yıllık cumhuriyet tarihimizde bizi her türlü saldırı ve tacizden uzak tutabilmiştir. Güçlü ordumuzun düşmanlarımıza verdiği gözdağı barış içinde yaşamamıza neden olmuştur. Ancak ne yazık ki, barışın ve huzurun teminatı olan Silahlı kuvvetlerimiz de son zamanlarda garip bir şekilde yıpranmaya ve yıpratılmaya başlanmıştır.

***

Son günlerde gündemin en önemli konusu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a karşı planlandığı iddia edilen suikast girişimi. Bu konu basın yayın organlarında uzun uzun yazılıp konuşulduğu için herkesin malumu. Ama henüz gerçekliği bile kanıtlanmayan böyle bir iddia için Türk Silahlı Kuvvetlerini adeta linç etmeye kalkmak anlaşılır gibi değil.

Askerin Bülent Bey ile ne alıp vereceği olabilir ki?

Bir ülkede demokrasi dışı yöntemlere itibar etmek isteyen askeri güçlerin o ülkenin yetkileri bile belirsiz olan bir başbakan yardımcısını hedef seçmesi ne kadar inandırıcıdır?

Böyle bir iddianın peşinden devletin olası bir savaş durumundaki tedbirlerinin planlanıp saklandığı mahremini deşifre ederek ne kadar demokrat ve hukuğa saygılı olduğumuzu mu kanıtlayacağız?

***

Bazı çok bilenler televizyonlarda ahkam kesmeye devam ediyorlar:

“Bu bir kontr-gerilla teşkilatıdır. Olası bir Sovyet işgaline karşı halkı örgütleyip gerilla savaşı yapmak için kurulmuşlardır. Bunun için gizli silah depoları ve sivil güçler oluşturmuşlardır…”

Lafın manası açık; Seferberlik Tetkik Kurulu ve bu kurulun Bağlı Bulunduğu Özel Kuvvetler Komutanlığını illegal bir yapılanma olarak gösterip hem özel kuvvetleri, hem de Genel Kurmay Başkanlığını yıpratmayı hedefliyorlar.

Bunlar bilmezler mi ki, Sovyetler dağılalı on yılı geçmiştir. Yine bilmezler mi ki, Özel Kuvvetler Komutanlığı doğrudan Genel Kurmay ikinci başkanına bağlı çok güzide bir birliktir.

Belki de bazı kuyruk acıları var…

***

Bağımsız Türk yargısı elbette gereğini yapacak ve gerçekleri ortaya çıkaracaktır. Ama tutuklanan PKK yandaşları için yürüyüşe geçen bazı barolar bu konuda yapılan yargısız infazlara karşı sessiz kalarak aslında hangi hesapların peşinde olduklarını göstermiyorlar mı?

***

Son söz; ne güzel atasözlerimiz var:

“Keser döner, sap döner, gün olur, hesap döner.”

“Sel gider, kum kalır.”

“Sular mecrasında akar.”

“Yiğit düştüğü yerden kalkar...”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bazı kurumları milletten ayrı düşünemeyiz. Bunların başında da milletimizin bağrından çıkmış olan Türk Silahlı Kuvvetleri ve de bağımsız yargı gelir. Yapılmış olduğu iddia edilen, ya da yapılacağı var sayılan yanlışları sürekli olarak ortaya atarak bu kurumları zaafa uğratmak aslında milletin moral değerlerini de zayıflatır. Değerli yorumlarınız için teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

ali sarayköylü 
 04.01.2010 16:06
 

Vatandaş olarak güncel sorunlarımıza; milletimizin geleceği, kurumların bu gelecekteki belirleyiciliği ve kurumsal yapıların üzerlerine düşeni ne ölçüde yaptıkları ya da yapamadıkları noktalarından bakmak zorundayız. Bireysel yanlışları, önlemek ya da bu yanlışı yapana gereken cezayı vermek zor değildir. Zor olan, giderek kurumsal yanlışlar içerisine sürüklendiğimiz bir ortamda, kurumsallaşmış yanlışları önleyebilmektir. Bugünlerde, devlet ve millet olarak bu acı gerçeği yaşıyoruz. Bu durumda, zavallının kim olduğu bellidir, ama yiğit kim bilmiyorum. Kaldı ki, yukarıda yiğidin millet olması gerektiğini belirtmiştim. Bu düşünmemi de içine alacak son bir değerlendirme yapmam gerekirse, şunu söyleyebilirim: Milletimiz bugünlerde zavallı bir duruma düşürülmüştür, ama yarın bir “yiğit” olarak ayağa kalkmayı başaracaktır… O zaman gerçek yiğidin kim olduğunu, bir kez daha görmüş olacağız. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar...

Rıza Üsküdar 
 04.01.2010 11:47
 

Ali Bey, yazınızı okudum, ama bu ülkede yıllardır bir şeylerin ters gittiğini, bunun da rejimle ilişkili olmadığını bir türlü anlayamadık… Evet, yiğit düştüğü yerden kalkar, doğrudur doğru olmasına da, bu yiğit gerçekte millet olmalı değil mi? Kurumların yiğitleştiği toplumlarda ki, bizim tarihimiz bu konuda çok sayıda örneğe sahiptir, genel anlamda sorunlar yaşanmamış mıdır? Bugün yaşadıklarımız, bu bakış açısının bir sonucu değil mi? Yazınızın sonunda ifade buyurduğunuz özlü sözler, yanlış yapanların bir gün yaptıkları yanlışlarla yüzleşmek zorunda kalacakları ya da yanlış yapanların bir gün gelir, yanlışlarını sürdürmede zorlanacakları gibi önemli gerçekleri anlatmaktadır. Bu gerçek, bireyler için olduğu kadar kurumlar için de geçerlidir.

Rıza Üsküdar 
 04.01.2010 11:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 114
Toplam yorum
: 116
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 545
Kayıt tarihi
: 18.11.09
 
 

Emekli öğretmenim. Üç yıldır Söke Ekspres gazetesinde günlük yazılar yazıyorum. 2008 Yılında röpo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster