Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Haziran '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
6350
 

Yunus Bülbül' le komik bir anım

Yunus Bülbül' le komik bir anım
 

''Ne uzar ne kısalır'' diye bir deyim vardır ya hani. Ne yaparsa yapsın aynı düzeyde kalan insanlar için söylenir. Becerisi o kadardır. Gücü yetmez uzamaya. Ama uğraşısı neticesinde de kaybolup gitmez oralarda kalır. İşte YUNUS BÜLBÜL böyle biri bence.

Kendisini Münih'te tanıdığımda ''Tahir Minareci'' firmasından müzik kasetleri alır, tüm Almanya'daki Türk Export firmalarına satardı. Bu arada çaktırmadan rakip firma olan ''Türküola'nın kasetlerini'' de pazarlardı. Çok iyi bir pazarlamacı olduğunu tereddütsüz söyleyebilirim.

Adam, kimsenin aklına gelmeyen bir ürünü bile pazarlıyordu. Duyduğum zaman beni gülme krizine sokan bu ürün ''SAZ TELİ'' idi. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmez.

Yunus'u tandığımda yeni yeni Türk videoculuğunu kurmaya çalışan iş adamıydım. O da bir taraftan türkü, şarkı söyleyip müzik piyasasına girmeye çalışıyordu. Milliyet Gazetesinin çıkardığı ''HEY Mecmuası'' vardı o yıllarda. Yunus o mecmuanın ''TOP 10''nuna girmek için Almanya'dan hediyeler götürürdü çalışanlara. Ne derece netice alırdı bilemem. Ama hediye götürdüğünü ve amacını biliyorum.

Bir de 16 mm'lik boş sinema filmleri aldık ona Münih'ten. Herkes 35 mm'lik filmlerle çalışırken o, yarı yarıya düşük kaliteli malzeme ile DUY KALBİMİN FERYADINI filmini çevirdi İstanbul'da. Kendi parasıyla. Böyle girdi sinema dünyasına. 21'in üzerinde filmde oynadı. Sezer Güvenirgil ile birlikte de sayısız dizide oynadı. Saçma sapan konuşmalarla götürdüğü, bol bol da güldüğü KEKO rolleriyle beni çok sıktı. Ama zevkle seyredenler de vardır tabii.

Ben videoculukta çabuk palazlandım. Zira video olayı tuttu. Hemen her Türk hücum etti video kasetlerine. Karga YUNUS (burnundan dolayı kendisine böyle denirdi o zamanlar) Tahir Bey'in video kasetlerini de pazarlıyordu. Ama TÜRK VIDEO FİLMİ olayını başlatan adam ben olduğum için bıraktı onu, bana geldi. Benim satış temsilcim oldu. Hatta gelir gelmez de beni kafaya almak için 16 bin DM civarında bir parasını da elden verdi bana.

''- Al abi sende kalsın. İleride video film kasetlerinle ödeştirirsin''

Gel zaman git zaman bizim YUNUS bir gün parasını istedi benden. O gün de nakit param yoktu. Türkiye'den yeni negatifler almış epey bir para ödemesi yapmıştım.

''- Ya Yunus biz sana bu parayı video filmleriyle ödemeyecek miydik?'' diye sordum.

''- Tamam ama benim şu anda paraya ihtiyacım var.''

''- İyi de kardeşim, insan bir günde parasını geri mi ister? Kendin verdin ve video kasetleriyle ödeşiriz dedin''

Karga Yunus ısrarcı. İlle de parasını istiyor. Ben de stüdyoya bir filmin negatiflerini götürdüm ve magnet kayıt yaptırıyorum, yani o filmin video baskıları yapılıyor. Oraya da yüklü ödeme yapacağım 2-3 gün içinde.

''- Yunus, kardeşim bak üzerime gelme. Yarın gel herhangi bir şekilde bulup buşurup vereyim paranı. Şu anda fazla nakdim de yok vaktim de.'' dedim.

Neyse zar zor ikna ettik gitti.

Ertesi gün yağmur yağıyordu. ''Bu nasıl olsa bu havada gelmez'' düşüncesiyle pencereden yağmur damlalarını seyrediyordum ki sekreter beceriksizlik yapıp bana içeri telefon ederek Yunus Bülbül'ün damladığını söyledi.

''- Kızım niye telefon edip benim burada olduğumu belli ediyorsun? Bir yalan uydur, yokmuş de, ölmüş de!'' diye bağırdım.

Sekreter güya benimle değil de başka birisiyle konuşuyormuş gibi yapıp,

''- Ne zaman gelir Mustafa Bey? Yunus bey'e ne diyeyim?'' dedi. Ben de,

''- Ölünün körü'' dersin diye sert bir yanıt verdim.

Zavallı sekreter anlamamış ne demek istediğimi. Bunlar genelde Almanya'da doğmuş, büyümüş Türk kızları.

''- Bir kör arkadaşı ölmüş, onun cenazesine gitmiş.'' demiş. Yunus iyice işkillenmiş.

''- Mustafa abinin kör arkadaşı yoktu, beni mi uyutuyorsunuz?'' diye sormuş.

Kız da saf saf,

''- Ne uyutması, Mustafa Bey öyle söyledi, yalan mı söyleyecek?'' demiş.

Konuyu fazla uzatacağım da yer yok. Gerçekten bu konuşmalar oldu. Ve ben inadına dışarı çıkmadım.

4 odalı büyük bir büro ama odalar hep iç içe geçmeli. Yani bir koridor yok. Ben şimdi dışarı çıkıp sekretere,

''- Kız salak, rezil ettin beni be.'' diyemiyorum.

Zira Yunus benim odanın yanındaki odada elindeki bir listeye göre başlamış filmleri ayırmaya. Dışarı çıksam beni görecek. Çıkamıyorum. Gerçi anladı benim içerde olduğumu ama odanın kapısını açıp paldır küldür girerek saygısızlık etmiyor.

Baktım gideceği yok, 3 saatlik bir oda hapsinden sonra çıktım dışarı. O da ne? Raflarda film kalmamış neredeyse. Karga Yunus hepsini indirmiş aşağı.

''- Ulen utanmaz Yunus, bir yalan söyledik, yüzümüze gözümüze, ağzımıza burnumuza bulaştırdın. çekip gitsene. Yeni film çıkıyor 3 gün sonra, onlarla ödeyeyeim.''

Yunus ısrarlı, ayırdığı filmleri alıp bu hesabı kapatmak istiyor.

Aslında ben kendisine yamuk yapmak istesem,

''- Hadi len .ittir git, vermiyorum.'' derim. Mecburen çeker gider. Benim büromda, adamlarım da hazır kuvvet.

Ama öyle yapmadım. Utancımdan, 16 bin DM yerine 32 bin DM'lık film verdim, gitti. Başka türlü kabul etmedi. Bunlar eski filmmiş filân. Neyse başımdan gitsin diye verdim hepsini.

Ama iş bununla da bitmedi. Hamburg'dan günlerce önce telefon edip film siparişi veren MUSTAFA ALBAYRAK isimli müşterimin siparişlerini hazırladım ve kendisini telefonla arayarak 30 bin DM göndermesini filmleri kargoyla göndereceğimi bildirdim.

''- Abi sağol, gönderme artık. Yunus Bülbül'den aldım. Sen beklettin o ayağıma getirdi verdim parasını da.''

Yunus'un elindeki liste Mustafa ALBAYRAK listesiymiş. Uyanık, benden 16 bin DM para yerine 32 bin marklık film aldı. Aslında benim aklıma daha önce gelseydi, Mustafa Albayrak'a telefon eder siparişi için 32 bin DM göndermesini isterdim. Yunus'a da,

''- Al len paranı, bir daha da yanıma yaklaşma. Zorla elinden mi aldım. Kendin verdin şimdi de sıkıştırıyorsun.'' der verirdim 16 bin DM'ı.

Her şeyi zamanında ve yerinde yapmalı. Son pişmanlık fayda vermiyor. Size birisi ''Al abi/abla bu para sende kalsın, bana şu anda lazım değil, sonra ödeşiriz'' dediğinde aman dikkat! Bir art niyet mutlaka vardır.

Bu akşam Flash TV'de HAPI YUTTUK isimli bir YUNUS BÜLBÜL (Zeki Tarhan) filmi seyrettim de aklıma geldi bu anı.

Hepinize sağlıklı ve mutlu günler diliyorum.

Mustafa Mumcu 23. 06. 2007 Saat: 23:23

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mustafa ağabey, keşke o zamanlar ben olsaydım. Ticarete iyi çalışır kafam. Ne de olsa kuş beyni...

karga 
 31.07.2007 17:05
Cevap :
Yunus yerine mi sen olsaydın yoksa benimle birlikte mi olsaydın?:) Yunus'un kafası da iyi çalışıyor. Biraz da fetbaz. Ben aslında ticareti çok iyi öğrendim de tam uygulayamıyorum. Gururuma yediremiyorum bazı pazarlıkları ve davranışları, üzülüp bir hafta iş yapmıyorum. İş yapmıyorum da boş durmuyorum ha!... Milliyet Blog'da yazıyorum, Forumlarda yazdım 5-6 sene. Hayat tecrübelerimden birkaç kişiye de faydalı olabilirim belki diye. Ama olamıyorum galiba. Üstelik hakarete de uğruyorum. Türk insanı zaten genelde her şeyi biliyor, benden ne öğrenecek ki? Ama birkaç tane, her şeye rağmen öğrenme meraklısı da çıkıyor. Şunu da itiraf etmeliyim ki sevgili Karga! Bu ne ya? Başka lâkap bulamadın mı bizi de zor duruma düşürüyorsun?:) Sevgili kardeşim, birlikte çalıştığım, bana zekâsıyla, bilgileriyle katkıda bulunan çok az kimse oldu. Hep benden aldılar bazen de çaldılar. Ben devamlı düşünmek, öğrenmek zorunda kaldım. Bu sefer de çokbilmiş, ukâla oluyorsun tabiî, sevmiyorlar. Saygılar.  31.07.2007 17:40
 

yazınızdan anladığım kadarıyla Yunus Bülbül bayağı bir cabbar adammış sahiden de. Ancak nedense aklımda bir figüran gibi kalmış. Bir de siz bilirsiniz, şu Sezer Güvenirgil'in kocasıydı galiba. Ne yalan söyleyeyim, hep derdim ki kendi kendime, yahu şu güzel kadın şu adamla nasıl oluyor? anlamış değilim. **Sonra yazınızı okuduktan sonra iyice merak ettim nerede bu adam diye, ekşi sözlüğe de baktım. 3 -4 ay önce Antalya'da görülmüş:). Ancak Yunus Bülbül için ekşi sözlükte girilen ilk yazıyı okuduğumda onun adına üzüldüm diyebilirim**Not: Yahu Mustafa Bey, bak bizi aldın nerelerden nerelere götürdün şu yaz günü. Meraklı adamımdır ben karıştırma kafamı:) Sabrın sonu ile

Baver Ergun 
 24.06.2007 15:45
Cevap :
Sevgili Baver, sizin bir yorumunuzu alınca çocuk gibi seviniyorum. Hep samimi ve tabii bir anlatımla yorumluyorsunuz. Evet, ''CABBAR ADAMDI'' kendisi. Hatta cabbar kelimesi bile yetmez tanımlamaya. Şu anda İzmir'de ikâmet ediyor galiba. İzmir üzerine şarkısı bile var, saçma sapan ama olsun İzmir'i methediyor, reklamın kötüsü olmaz:) Sezer Güvenirgil 1966'da Türkiye 3. güzeli seçiliyor, 1967'de ''SES Mecmuası'' Artist yarışmasında 1. oluyor ve bu arkadaşla evleniyor. Eeeee... GÖNÜL BU, OTA DA KONAR YUNUS BÜLBÜL'E DE... Yunus Bülbül Sezer Güvenirgil'den de olaylı bir şekilde ayrıldı. İhanet etmiş galiba karısına. Ama sonra bir TV kanalının sabah programında resmen yine evlendiler. Belki de dümendir her şey. Bilinmez. Maksadım dedikodu etmek değil tabii. Yunus denince benim aklıma KARGA BURUN ve SAZ TELİ gelir. Bir de bana attığı kazık. Ama hak etmiştim. Hamburg'daki müşterim peşin para çalışmasına rağmen 10 günde siparişini göndermemiştim. benden tüccar olursa... Saygılar.  24.06.2007 21:09
 

Tahmin etmiştim işlerinizin yoğunluğunu.İyi olduğunuza sevindik.İş hayatı ve yaşamla ilgili ilginç bir anı.kaleminiz , anlatımınız güçlü.Anlatacak çoooook şeyiniz var daha. bekliyoruz.saygılar.

tijence 
 24.06.2007 14:31
Cevap :
Sevgili tijhal, vefalı sanal dost! Dostane yorumunuz için teşekkür ediyorum. Mesajınıza da cevap yazdım ama her nedense sizin bana yazdığınız mesaj yayınlandı da benim cevabım yayınlanmadı. Oysa sansürden geçmeyecek ifadeler yoktu. Sizleri fazl abekletmeyeceğim. Bugün birkaç yazı geliyor. Saygı ve sevgilerimle. Mutlu ve sağlıklı günler diliyorum.  24.06.2007 15:58
 

Perşembe akşamı toplantımızda Tijen Hn. ile senden bahsettik, kulakların çınlamıştır. "Epeydir ortalıkta yok" dedik. Hoş bir anı ile selamladın bizleri, benim çağrım hala geçerlidir, bilmiş ol. Saygılar, esenlikler.

İlyas Bayram 
 24.06.2007 7:36
Cevap :
Teşekkür ederim ama bir daha kulaklarımı çınlatmazsanız sevinirim. Epey bir ses çıkarıyor yani. Komşular bile rahatsız oldular. Bu ne ya çın çın sesler diye kaımı çaldılar, cevap veremedim. Bilseydim ''Tijen Hanım ile İlyas Bey benden bahsediyorlar, korkmayın!'' derdim. Kulaklarımı çınlatmadan önce bir telefon edersen arka odaya geçerim kimse duymaz. Nasıl? Al sana bir mizahî yazı. Şu anda işlerimin düzelmesi için yoğun bir çalışma içindeyim, düzelir düzelmez haber vereceğim. Konak'ta filân buluşuruz, ekmek arası köfte ısmarlarsın. İlyas babam benim. Gözlerinden öperim. Tijen Hanım'a ve Pelin Kalyoncu ablamıza da selamlar.  24.06.2007 13:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 325
Toplam yorum
: 2858
Toplam mesaj
: 684
Ort. okunma sayısı
: 3115
Kayıt tarihi
: 10.04.07
 
 

06. 06. 1945 İzmir doğumluyum ve İzmirli olmaktan da gurur duyuyorum. 1968 yılında birkaç yıllığın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster