Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '12

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
577
 

Yürüyüş...

Yürüyüş...
 

Yürüyorum. İşten yeni çıktım. Cumartesi saat 13.10. Bozulmuş kilit taşlı kaldırımlarda, arkadaşın yanına doğru gitmeye çalışıyorum. Kaldırımın taşları öyle girintili çıkıntılı olmuş ki adeta tipik bir ''topukkıran''. Ayakkabımın topuklarını kırmamaya, bileğimi burkmamak için sürekli yeri kontrol ederek yürüyorum. Bana,yürümek için havanın soğukluğu, sıcaklığı farketmiyor. Ama, yine de en rahat bahar yürüyüşleri oluyor. Bahar yürüyüşlerinden sonra kış yürüyüşlerini yaz yürüyüşlerine tercih ediyorum. Gaziantep'in Gazi Muhtar Paşa bulvar'nda nerdeyse tamamına yakını ingilizce isimlerden oluşan mağazaların önünden geçerek yürümeye devam ediyorum. Bir mağazanın adı dikkatimi çekiyor, eski bir dostumun mağazası. Uğrayıp selam vermek istiyorum. Ama, onun ulaştığı zenginliği düşününce uğrayıp ilgi göstereceğinden emin olamadığımdan mağazanın önünden sesszice geçip gidiyorum.


Ben, ailem ve sağlığım hariç tüm servetimi kaybetmişken bazıları başarılarla dolu bir geçmişle çok büyük bir servet sahibi oldular. Bir zamanlar bu adamların her türlü konuyu danıştıkları ben, artık aranmayan sorulmayan bir adam oldum. En kötüsü de bulunduğum durumdan en çok kendim nefret etmem. Biliyorum şükretmem gereken çok şeyin olduğunu biliyorum. Ama, hayat beni hatalarımdan dolayı acımazsızca yıkımlara uğrattı. Şükür etmem bile ailemin ve kendimin geleceğini mahvettiğimi düşüncesini bana affettiremiyor. Her cumartesi şıhcan civarında ki dostlarımı görmeye giderken kendimle bu iç hesaplaşmaları yapıyorum, yapıyorum ama hiç bir şeyi çözümleyemiyorum. İşte belkide bu sürekli kendimi cezalandırma isteği bu yalnız yürüyüşere neden oluyor.Ta ki dostlarıma kavuşuncaya dek. Onlara kavuşunca iki gerçek dostun ilgisiyle, ikramlarıyla, espirileriyle rahatlıyor ve adeta hiç yürüyüpte 30-40 dakika boyunca kendini eleştiri yağmuruna tutan ben gidiyor, sakin, huzurlu birisi olarak onlarla evime dönüyorum. Dostlarımın sayısı bir elimin parmaklarından daha az olması onların ne kadar değerli olduklarını çok iyi anlatıyor. Ve herkese en azından haftada bir gün bir dost terapisi öneriyorum. Ama, biliyorum ki haftaya cumartesi yine yürürken kendimi eleştirmeye devam edeceğim. Sizce?

 


 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kendinize neden bu kadar yükleniyorsunuz.Insanin kendini bu kadar acımasızca eleştirmesi biraz haksızlık gibi geldi..Kimse sonucunun kötü olacağı bile bile bir işe kalkışmaz, siz ne kadar isteseniz de kısmetten öte olmuyor bazen.. ve bunu başarısızlık olarak değerlendirmemek gerekir.. Kısmet deyip geçmek, unutmak ve ders almak gerekir..Bazen en acı deneyimler trilyonlardan daha değerlidir..Selamlar..

Selda Çakmak 
 01.03.2017 21:18
Cevap :
İki çocuğumda çok çalışkandı.Ama hiç bir zaman özel ders alamadılar hep 2.sınıf dershanelere tam burslu gittiler. Sanki onların daha iyi bir gelecekleri olma hayallerini çalmış gibi hissediyorum. Kısmet te bana biraz beceriksizliğe kılıf aramak gibi geliyor. Yine de ''KISMET'' gibi düşünmeye çalışacağım. İlginiz ve güzel, pozitif yorumunuz için çok teşekkür ederim. İyi günler diliyorum.  02.03.2017 19:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 68
Toplam mesaj
: 30
Ort. okunma sayısı
: 891
Kayıt tarihi
: 08.07.06
 
 

40 Yaşından Sonra Evet, ben yıllarca okudum, okudum. Ne bulursam, elime ne geçerse. Kırkından sonra..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster