Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mayıs '07

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
550
 

"Güvenilir yazar" olmak...

"Güvenilir yazar" olmak...
 

Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebaşı Cami'nin 1990'lı yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir insaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıkları bir olayı tv'de şöyle anlatmıştı:

Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu.

Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaa edildiğini öğrenmiştik, fakat taş kemer inşaası ile ilgili pratiğimiz yoktu.

Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık.

Kalıbı soktuk. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık.

Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kâğıt vardı. Şişeyi açıp kâğıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektuptu ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı.

Şunları söylüyordu: "Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşaa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşaa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum”.

"Koca Sinan" mektubunda böyle başladıktan sonra o kemeri inşaa ettikleri taşları Anadolu’nun neresinden getirttiklerini söylerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşaatını anlatıyordu.

Bu mektup bir insanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insanüstü bir örneğidir.

Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kâğıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarin erişilmez özelliklerindendir.

Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olanı 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur...

İşte bugün aldığım "güvenilir üye" teklifi de bu hikâyeyi hatırlattı bana.

Güven insan ilişkilerinin baş unsuru. Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu...

İtimat etmek. Yüreklilik ve cesaret göstermek, olumlu duygulr beslemek...

Hem karşısındakini hem de felsefi bir duruş olarak "öteki"ni ikna etmek, bugüne kadar yaptıklarıyla bu hissiyatı oluşturabilmek...

İnsanın hem kendi editörü hem de yazısının öznesi olması, onun için büyük bir sorumluluk ve sağlam duruş gerektirir. Öznellik de bu sağlam duruşun "kilit taşı"dır.

Her öznel ifade, karşlığını nesnel-bilimsel-diyalektik nedenlerini bulduğunda, sağlam bir sonuca ulaşır.

Güven de, ömrü ister sonsuz ister dört yüz yüz yıl, isterse dört yıl olsun, sağlam bir yapı inşa etmek gibidir.

Önce kendinizi, sonra karşınızdakini tanıdıkça ve bir sorumluluğu paylaştıkça, güveniniz bilinçlenir, güçlenir.

Körlemesine inandıkça, tanımaktan ve görmekten uzaklaştıkça zayıflar.

Peki güven nasıl sağlanır? Onu da Milton Erikson'dan okuyalım:

"Ben çocukken bir çiftlikte yaşadım. Günün birinde bu çiftliğin avlusuna sahipsiz bir at geldi. Bu atın nereden geldiğini hiç kimse bilmiyordu, çünkü üstünde bir kimliği yada geldiği yere ait hiçbir işaret yoktu. Atı sahiplememize imkan yoktu çünkü bu atın mutlaka bir sahibi olacağı apaçıktı.

Babam bu atı evine geri götürmeye karar verdi. Ata binip, onu yola çıkardı ve sadece atın içgüdüsüne güvenerek, onun kendi kendine evini bulmasına güvendi. Ona tek müdahalesi, atın yoldan çıkıp yol kenarındaki tarlalara bir şey otlamak için daldığında oluyordu. At her yoldan çıktığında, babam onu güçlü bir şekilde yola geri dönmesi için yönlendiriyordu.

Böylece çok geçmeden at sahibine iade edildi. Sahibi atını kenara karşısında görünce çok şaşırıp, babama:

"Atın buraya, bize ait olduğunu nerden bildiniz?” diye sordu.

Babam ise:

“Ben bilmedim, atınız bildi. Benim tek yaptığım ise atın yolun üzerinde kalmasını sağlamaktı”. dedi.

Eğer gelen bir at değil de, bir tay olsaydı yolunu bulamayacaktı.

Ve bazen güven sağlamak için, iyi şeyler inşaa etmek ve karşınızdakini anlamak gerekir...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3675
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster