Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

14 Eylül '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

"Kaybolup-Gidenleri Sevmem"

"Kaybolup-Gidenleri Sevmem"
 

Yüce Allah dünya hayatını, “O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı...” (Mülk Suresi, 2) ayetiyle bildirildiği üzere, insanlardan hangilerinin daha güzel davranacağını ve kimlerin Kendisi'ne bağlı kalacağını denemek için yaratmıştır. Dünya, Allah'tan korkup sakınanlarla, O'na nankörlük ederek yüz çevirenleri ayırt etmek için hazırlanmış bir imtihan ortamıdır. Ve her insanın ahirette alacağı karşılık, yaşamı boyunca Allah’a gösterdiği sadakati ya da sadakatsizliği oranındadır.


Dünya hayatındaki yaşam “göz kırpma süresi” kadar kısadır ancak insanın ruhu -Allah'ın dilemesiyle- ölmeyecek, sonsuza dek yaşayacaktır. Sonsuzluğun yanında ise 60-70 yıllık bir yaşamın bir değeri yoktur. Burada yaşanacak anlık dünyevi zevkler için, sonsuz yaşamı feda etmek ise gerçekten akılsızlık olacaktır.


Kur’an’da, "bir gün ya da bir günün birazı kadar" ifadesiyle, çok uzun zannedilen ömrün ne kadar kısa olduğu açıkça belirtilir. Bu, Allah’ın haber verdiği çok açık bir gerçek iken, kısacık dünya hayatını mı, sonsuz cenneti mi tercih ediyoruz?


Peki ne için yaşıyoruz; kariyer yapmak, aile kurmak, mal mülk edinmek, hayatın tadını çıkarmak, bunlar mıdır amacımız?... Dünyada yaşamımızın amacı olarak gördüğümüz, peşinden koşturarak elde etmeye çalıştığımız her şey sonunda yok olacak. Bütün bu yok olacak şeyler, insanın amacı olabilir mi?


Bunlar ne hırs yapılacak, ne tutkuyla arzu edilecek, ne de sahip olunduğu için gurur duyulacak şeylerdir. Aksine her biri geçici dünya hayatının aldatıcı birer metaıdır:


Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)


Dünyevi her şey, Allah'ın insana verdiği nimetlerdir; ancak insanın, Rabb’ini, ölümü, yapayalnız O’nun huzurunda sorgulanacağını ve ahireti unutarak kendisine bunları amaç edinmesi yanılgıdır. Kur’an, yaratılışın gerçek amacının oyun ve oyalanma olmadığını, “Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. Eğer bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, Kendi Katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.” (Enbiya Suresi, 16-17) ayetiyle haber verir:


Aslında dünya hayatının kısalığı toplumda bilinen, konuşmalarda söz edilen ancak ciddiye alınmayan bir konudur. Dünya hayatı hakkındaki <ı>"ölümlü dünya", "iki günlük dünya" sözcükleri insanların çok sık kullandığı deyimlerdir ancak samimiyetsizce söylenir. Dünyanın geçiciliği onlara ahireti değil, ölümle birlikte yitirecekleri zevkleri çağrıştırır. Bu nedenle kısa olan hayatlarını, ‘dünyaya bir daha gelinmeyeceği’ düşüncesiyle ‘doya doya’ yaşamaya çalışırlar. Ahiretten gafletteki bu kişilere, Kuran’da haber verildiği üzere dünyevi nimetler çekici kılınmıştır:


Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır. (Al-i İmran Suresi, 14)


İmtihan Hayatındaki Düşmanlar: Şeytan ve Sözcüsü Nefis


İnsan nefsinin kötü yönünün (fücurunun) amacı, etkisi altında olduğu şeytanın karakterini ve düşünce sistemini insana kabul ettirmektir. Bu nedenle de, organize çalıştığı şeytanın telkinleriyle, günlük hayatta gerçeklerden kaçmak için birçok bahane ileri sürer. Nefsinin bencil tutkularını gözeten kişi, yaşamındaki öncelikler konusunda büyük yanılgıdadır. Tüm davranışlarını şeytanın sözcüsü olan nefsinin telkinlerine göre düzenleyen kişinin yaşamı artık bir çeşit içgüdüsel yaşamdır.


Allah’tan yüz çeviren kişinin maddi ya da manevi, gördüğü şeyleri elde etme hırsı, ölünceye kadar hiç durmaksızın devam eder. Elindeki hiçbir şey onu mutlu etmez. Çünkü amacı Allah'ı hoşnut etmek değil, yalnızca bencil tutkularını doyuma ulaştırmaktır. Oysa nefis hasta bir hayvan gibidir. Yedirilip beslenirse, sağlığına kavuşur, beslenmediğinde ise ölür. Nefis de sürekli insandan yemekte ve çalmaktadır. Bundan kurtulmanın tek yolu ise Rabb’imize sığınmaktır.


Yaşamın sırrı "süresi belirtilmiş bir yazı" olan ölümde gizlidir. Bu nedenle insan, uzun yaşama hesapları yapmak yerine, Allah’ın huzurunda yapayalnız vereceği hesabı düşünerek yaşamalıdır. Sonsuz yaşamı için bir hazırlık yapmamak, zamanı boşa geçirmek büyük kayıp olacaktır.


Ancak nankörlük eden insanlar, ölümü akıllarına dahi getirmez; "... Öyle ki, ömür onlara (hiç bitmeyecekmiş gibi) uzun geldi..." (Enbiya Suresi, 44) ifadesiyle belirtildiği gibi, dünyadan çok uzun süre ayrılmayacaklarını düşünürler. Tüm amaçları dünyayı yaşamaya yönelik olan kimselerin dünyaya olan bağlılıkları, Kuran'da şöyle bildirilir:


Gerçek şu ki bunlar, çarçabuk geçmekte olan (dünyay)ı seviyorlar. Önlerinde bulunan ağır bir günü bırakıyorlar. (İnsan Suresi, 27)


Şeytan insana her şeyi; Allah’ı, imanı, sevgiyi, merhameti, ölümü, ahireti hatta kendisini unutturabilir. Bütün bunları unutan kişi, insan vasfı kazandıran bütün özelliklerini kaybeder. O zaman bitki bile ondan daha vasıflıdır. Bu nedenle insan, şeytanın varlığını hiç unutmamalıdır. Şeytanı hatırladığında, Allah’a ihtiyaç daha fazla olur. Çünkü şeytandan yalnızca O’na sığınılır.


Şuur kapanıklığından kurtulup, ciddi bir çaba göstererek Allah'a yönelmediğinde insan, ateş ehli olmaktan kurtulamaz. Ama cehennemdeki şuursuzluk ve şaşkınlık daha da fazladır.


Kim bunda (dünyada) kör ise, o, ahirette de kördür ve yol bakımından daha 'şaşkın bir sapıktır. (İsra Suresi, 72)


Yüce Allah’a itaat etmeyerek, bencil istek ve tutkularının tutsağı olarak yaşayan insanların ahirette alacakları karşılık sonsuz azaptır.


Kim dünya hayatını ve onun çekiciliğini isterse, onlara yapıp ettiklerini onda tastamam öderiz ve onlar bunda hiçbir eksikliğe uğratılmazlar. İşte bunların, ahirette kendileri için ateşten başkası yoktur. Onların onda (dünyada) bütün işledikleri boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler de geçersiz olmuştur. (Hud Suresi, 15-16)


Batınından Bakmak


Allah’tan uzak, nefsine yarar sağlamaya çalışarak kısacık süren dünya hayatına yönelen insanlar, olayları biraz akılcı değerlendirebilseler ve gerçekleri düşünseler, dünya hayatının sonsuz hayat yanında ne kadar değersiz olduğunu Allah'ın izniyle fark edebilirler. Ancak bu kimselerin en belirgin özelliklerinden biri, karşılaştıkları olayları zahiri yüzüyle değerlendirmeleridir. Rum Suresinde; “Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.” ayetiyle bu bilgi haber verilir.


Hayatını kendisinin şekillendirdiğini düşünme yanılgısındaki insanın huzurlu bir yaşamı olmaz. Uğraşıp didinerek sonunda ideali olan bir işe, eve, paraya ve aileye kavuşan kişi, bu kez de başka endişeler yaşamaya başlar. Ya sahip olduklarını bir gün kaybederse?.. İşte bu kuruntular nedeniyle, iman etmeyenlerin ruh hali, cehennemin belalarla dolu karanlıklarında 'ne ölebilen ne de diri kalabilen' insanlarınki gibidir.


İman eden insan ise, dünya hayatında yaşadığı olayların zahirine aldanmaz. Her zaman olaylara batınından bakar; ardında gizlenen hayırları, hikmetleri görmeye çalışır. Ve daima Rabb’inin hayırlarla dolu yarattığı kaderi şükürle, sabırla izlemeye çaba gösterir.


Sonuç Olarak:


Vicdanlı ve samimi bir insanın yapması gereken, yaratılış amacını düşünmek, "… Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Enam Suresi, 162) ayetinde emredildiği üzere tüm yaşamını Allah’ın bildirdiği şekilde ve O’nun sınırlarını koruyarak sürdürmeye çalışmaktır.


Kendisini yaratan, ruhundan üfleyen, dosdoğru yola yöneltip-ileten Allah'ın sınırları içinde yaşamak, insanı sonsuz huzur ve mutluluk yurduna ulaştırır. "Biz ona (insana) 'iki yol-iki amaç' gösterdik." (Beled Suresi, 10) ayetiyle haber verildiği gibi, insanın önünde iki yol vardır. Yalnızca Allah’a boyun eğildiğinde O’nun hoşnutluğunu ve cennetini kazandıracak olan iman yolu ve bencil tutkularını ilah edinerek izlediği aşağılanmaya ve azaba sürükleyecek olan itaatten çıkmış şeytanın yolu…


Samimi iman eden ve aklını kullanan insanı dünya hayatı aldatamaz. Tolstoy’un deyimiyle <ı>“kalmak üzere değil, geçmek üzere geldiğimiz bu dünya”daki hiçbir şey insana bir yarar sağlamaz. Maddeye olan bağımlılık kişiyi yıkıma taşır. İnsan kendisini dünyaya bağlayan maddi- manevi ne varsa bunlardan kurtulmalı, Allah’a yakın olmalıdır.


Hz.İbrahim, "Ben kaybolup-gidenleri sevmem" demişti. (En'am Suresi, 76) Etrafımızdaki her şey kaybolup gidecek. Kaybolmayacak olan şey, yalnızca Allah ve ondan bir parça olan ruhumuz. Allah kaybolup gidecekleri bırakmamızı, ardına düşmememizi istiyor; bizler ise O’nun istediklerini yapmayıp kendimize zulmediyoruz. Zulmeden pisliklerden kurtulduğumuzda, pırıl pırıl imana kavuşmamız mümkün olacaktır. Katıksız imanı yaşarsak Hz. İbrahim gibi, ateş soğuk gelecektir…



Turuncu Dergisi

 
Toplam blog
: 727
: 972
Kayıt tarihi
: 09.02.10
 
 

Ekonomi okudum. 5 yıldır haber siteleri, portal ve dergilerde yayınlanan yazılarımı ve inandıklar..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara