- Kategori
- Deneme
“Sen kıpırdama biz seni besleriz, etin daha lezzetli olsun”

Yargılar, düşünceler, değerler bütünü, kültürel bir varlık insan. Bu durum toplum içinde yaşamanın kaçınılmaz bir sonucu, can acıtıcı bir söylemle, toplumsal hayvan olmanın yan etkileri. Toplum içinde yaşamanın en önemli handikaplarından biri “aynılaşmak”. Giderek benzeşiyoruz. Olaylara benzer tepkiler veriyor hatta benzer olaylara benzer tepkiler veriyoruz. Bireysellik denilen şeyden, yaşam alanı güvenliği anlaşılıyor artık. Hatta mümkün olduğunca benzeşmeye çalışılıyor ki, aidiyet duygusu tavan yapsın çoğunluk içinde güvenlik daha yüksek hissedilsin. Özgünlük ve aykırılık giderek daha marjinalleşen bir azınlık tarafından tercih ediliyor. Bu nedenle üretim denilen şey büyük bir kitlenin tüketimine sunulan popülist beğeni çerçevesini aşamayan bağımlılık yaratan bir eyleme dönüşüyor.
Yaratıcılık aşamasına ulaşamadan direkt tüketici olmak, fidan yetiştirmeden ağaç kıymeti bilememeye benziyor. Böyle bir sistemde üretimde bulunmak küçük bir azınlığın tekeline indirgendiğinden “siz uğraşmayın, biz sizin için yaparız” bilinç altı mesajı ile insanı, eti yumuşak olsun diye hiç hareket etmemesi için bir kafeste tutulan et hayvanına dönüştürüyor. “Sen kıpırdama biz seni besleriz, etin daha lezzetli olsun.” Fısıldaması kulaklara “konfor medeniyetin armağanıdır, siz yorulmayın” sloganı olarak duyuluyor.
Bu hareketsizlik aptallaştırıyor insanı. Her türlü komuta itaat etme durumuna getiriyor. Sistem dışına çıkıp güvensizlik içinde ve yalnız olarak yaşamaktansa parmaklıklar arasında besili ve güvenlik içinde olmak tercih ediliyor.
Sağlığımız için yediklerimizin hormonlu ve kimyasallarla yetiştirilmiş olmasından şikayet ediyoruz ama ruhumuzun içinde yaşadığı esaretin farkına varmadan tektipleşmeye hiçbir itirazda bulunmuyoruz. Özgürlüğü yılda onbeş gün tatile çıkabilmeye, ev ve araba sahibi olabilmeye indirgeyebiliyoruz. Uğruna ömrümüzü verdiğimiz değerleri başkalarının kolayca ulaşabildiğini gördüğümüzde de yaşama sevincimizi kaybediyoruz. Komşunun debelenmeden aldığı son model araba mutsuzluk kaynağı olabiliyor.
İçinde yaşadığımız sistem yakıt olarak insanla beslenen bir canavara dönüştü. Daha iyi beslenmek için bizim daha besili ve yağlı olmamızı istiyor. Celladına aşık olan kurban gibi dolanıyoruz peşinde onun. “Al beni bir an önce kurtulayım bu esaretten” diye çırpınıyor ruhumuz, kurtulmak için bu eziyetten. Bedenin bilmediğini ruh biliyor ama ikisi de aynı şeyi istiyor.
Kendini bilmek, sufilerin dilinden zihinlerimizin tabanına çivilendi ama yenilenmek ve yeniden üretmek mümkün olmadığından, alışkanlıklarımızın zavallı kurbanı olmaktan kurtulamadığımızdan, bu kavramın kendimiz dışındakileri ilgilendirdiği yanılgısı ile başımız arş-ı ala’ da mutluluk içinde yüzdüğümüzü sanıp tersine kendimizden uzaklaşıyoruz.