- Kategori
- Aşk - Evlilik
Aşk aynadır, yüzünü ona çevirene

Hormon patlamasının ifrazatları temizlenmeden ortaya çıkmaz aşk, bu aşılması gereken ilk engeldir aşkı arayan için. Genetik kodlara sıvanmış varlığı devam ettirme içgüdüsü, sağlıklı gördüğü her bedene doğru yöneltir organizmayı. Hormonal çalkantının vücutta yarattığı alabora hallerinin sonucu olan kalp çarpıntısı, ter boşalması… kısacası heyecan kasırgası vuslata dek götürür bünyeyi, orada bırakır. Bu adım ilk basamağıdır aşka giden yolun. Bundan sonra gelecek her basamak biraz daha yükselir, biraz daha genişler. Vücut salgılarının artık bittiği yerde geri düşer pek çoğumuz. Bir aşağı bir yukarı gitgellerde aranır aşk. Nafile çabalarda aranan, tükenen heyecanın yeniden ateşlenmesiyle yaşanan yönelimler yeni vücutlara yeni anlamlar yükleyerek yükseltmeye çalışır içimizdeki arayışı. Anlayamaz insan neden düşüp, yuvarlanıp başa geldiğini. Salt hormonlar yetmez ikinci basamağı aşmaya. Artık vücudun soyunması yetmez, benliği saran kabuğun ilk katının soyulması gerekir. Başkasının gözünde yaşadığın çıplaklık utancı daha kolaydır kendi gözünde yaşayacağın çıplaklık gerçekliğinden. Yabancı gözün çıplak kalbine dokunacağı ilk anda yaşayacağın acı, kararlığın ilk testidir aynı zamanda. Yüreğini teslim edip etmeyeceğinin karar anıdır bu. Teslim etmezsen düşersin basamaktan aşağı, başlar yeniden hormonların patlamaları.
Aşka giden yolun ilk basamağı, kendimize dair olanları yansıttığımız bir merhaledir aynı zamanda. Aşkı bulduğumuzu düşündüğümüz insana giydiririz kendimizde aradığımız ne varsa. Bu yüzden yüceltmelerin doruğudur bu nokta. Öylesine ki, karşılaşılan insan tüm yaşamın merkezine oturtacak kadar cüretkar olunabilir. Varsaydığımız ideallerimizin vücut bulmuş halidir O. Zaman geçtikçe o insan üzerine eğretice yapıştırılmış her bir ideal parça parça düşer. Sonunda görürüz ki, biz bir melekle değil bir insanla berabermişiz. Bu duruma aldatılmışlık duygusu eşlik eder kaçınılmaz olarak. “Ben seni böyle tanımamıştım, sen değiştin” cümlesi değişmez tamamlayıcısıdır tablonun. Oysa kim, kimi kandırabilir ki kendisi istemeden. Hem aşkın yapacağı karşındakini tanımak değil, kendini tanımaktır.
Aşkı ayna yapan içine dokunan birinin karşısında alacağın tavırdır. İnsanın bilinçli ya da bilinçsizce farkında olduğu, aşkınlığın arayışının en somut vücut bulmuş hali olan başka bir insana yönelimin ilk manevraları bile “aşk” olarak tanımlanıyorsa bunun ötesine geçilecek arayışın sonuçlarının ne olabileceğini kestirmek heyecanı oldukça arttırır. Bu insanın kendisine doğru olan yolculuğunun ilk adımlarıdır. Bu adımlar kendini bilmeyle başlayıp tüm varlığı anlama ve onunla bir olmaya kadar götüren yolda devam eder.
İnsanın aşk macerasının nereye kadar gidebileceği, onun kendiyle yüzleşme ve kendini bilme yolunda atacağı adımların cesaretiyle ilintilidir. İçimizde taşıdığımız sonsuzluğu kavramak, insanlığın yaşadığı deneyimlerin toplamıyla bile mümkün olmamıştır henüz. Kısa yaşantımızda kavramaya çalıştığımız aşkınlık ancak kendi deneyimlerimizden çıkardığımız sonuçlara göre olduğundan, geçmişte kim ne yaşamışsa yaşasın kendi deneyimimizi elde etmek için düşeceğiz aşkın peşine her zaman.
Ben dokunduğum sonsuzluğun, ruhumda bıraktığı temasının peşinden gidiyorum. Takip ettiğimiz, geçtiğim yerler, aynada gördüğüm silüet yanılmadığımı söylüyor. Aşkıma şükrediyorum.