​ "Yok, o kadar da değil" demeyin, "O" kadar ! / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '09

 
Kategori
Siyaset
 

"Yok, o kadar da değil" demeyin, "O" kadar !

"Yok, o kadar da değil" demeyin, "O" kadar !
 

Geçenlerde, Milliyet Blog'da yazılan bazı yazıları takip ederken, bir blog yazarının bilgileri dikkatimi çekti. İsim vermeyeceğim. Zaten önemli olan isim değil, amacım bu örnekten yola çıkarak, bir genelleme yapabilmek.


Blog yazarımız 1988'de doğmuş yani şu an tahminen 21 yaşında.


17 yaşında bir Meslek Yüksek Okulu’nu kazanmış ama okulu ikinci senesinde bırakmış. Daha sonra iş hayatına atılmış.


Babasının, yaşadığı şehirde Bizim Ocak’ın kurucuları arasında, Ülkü Ocaklarının ise üyesi olması sebebiyle, kendisi gençlik yıllarında ilgilendiği ülkücülük düşüncesiyle, üniversitede okumaya başladığı Hüseyin Nihal Atsız’ın kitapları sayesinde ilgilenmemeye; Türkçülük düşüncesine merak salmaya başlamış. (Eğer bir cümle hatası yoksa, yazarımız ülkücülükle Türkçülük arasında bir ayrım yapıyor olsa gerek)


Daha sonra Irkçı Turancılar Düşünce Grubu’na üye olmuş. Ancak bir süre sonra Irkçı Turancılar Grubu’nun kendi düşüncelerine ve ülkülerine yanıt veremediğini düşünerek bu gruptan ayrılmış. Şu an ise Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Türkçemizi Canlandırma Derneği’nin üyesiymiş. Türkçe’de Özleşme Derneği adlı bir dernek kurma etkinliği içerisindeymiş.


Bu bilgileri aktarmamda ki neden, blog yazarımızı yargılamak, hakkında bir karar vermek, onu doğru ya da yanlış bulmak değil. Bu nedenle eğer ki blog yazarımız bu yazıyı okuyup, bilgilerin kendisine ait olduğunu fark ederse alınmasını istemem. Her insan, her türlü fikre sahip olmakta, süreç içerisinde düşüncelerinde evrim yaşamakta, doğrularını farklı kanallara sevk etmekte gayet özgürdür.


Hikâye, bana ilk okuduğumda son derece ilginç geldi. Ancak zihnimi az biraz toparlayınca bunun hiç garip bir süreç olmadığını fark ettim.


Bu noktada gözümü blog yazarının üzerinden alıp, özellikle CHP bayan milletvekillerinin son dönemdeki söylemlerine çevirdim.


Geçen hafta gazetelere yansıyan bir habere göre, CHP Parti Meclisi toplantısında Türkiye – Suriye sınırındaki mayınlı araziler konusu görüşülürken söz alan Birgen Keleş; “Bu arazilerin bölge halkına verilmesi doğru değil. Eninde sonunda bu araziler PKK'nın eline geçecek” ifadesi ile, belli bir etnik kökenden olan her insanı terörist olarak görme eğiliminde olduğunu gösterdi. Hatta zihninde öz vatandaş, üvey vatandaş ayrımı olduğunu kamuoyuna deklare etmiş oldu. Konuşması esnasında Avrupada’ki kimi ülkelerde (mesela Yunanistan) sınır ve sahil arazilerinin yalnızca belli ırkdan gelenlere satılmasını da konuşmasına ekleme gereği duyarak, büyük olasılıkla gönlünden geçeni de açığa vurmuş oluyordu. (Bu arada örneğin Yunanistan’daki bu işlemin hangi tarihte, hangi yönetim altında, mesela Albaylar Cuntası döneminde olup olmadığı ile ilgili Birgen Keleş herhangi bir bilgi vermemiş)


Biliyorsunuz yine kısa bir süre önce yine bir başka CHP bayan milletvekili Canan Arıtman’da, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “cumhurun, etnik kökeninin değil Türk milletinin cumhurbaşkanlığını yapmasını" isteyerek kamuoyunu Cumhurbaşkanı’nın anne tarafından etnik kökenini dikkat çekmişti. Bu ifade ile, yine bir diğer CHP’li bayan milletvekilinin zihninde etnik kökenin vatandaşlık bağından daha değerli ve önemli olduğunu da anlamış oluyorduk. O kadar ki, Türk bir anne ve Türk bir babadan doğmuş olmak da yeterli değildi. Ailenin kökeninde bir yerlerde temas eden bir Ermenilik, kişinin etnik saflığını bozabiliyordu. Bu nedenle örneğin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün şu an sergiledikleri Türk ve Müslüman kimlikte Canan Arıtman’ı tatmin edememişti.


CHP’nin bayan milletvekillerinin etnik köken ve onun saflığı üzerine bu değinmelerini düşünürken, aklıma birden CHP Genel Başkanı’nın Ergenekon Davasının avukatı olması geldi. Aslında ondan da önce aklıma takılan, şu an Ergenekon davasından yargılanan Emekli Kurmay Albay Fikri Karadağ'ın başkanı olduğu Kuvayı Milliye Derneği’nin, Mersin Şubesinde 2007 yılında düzenlenen yemin töreni geldi. Törende Karadağ, dernek üyelerine 'Türk anadan ve babadan doğmuş, soyunda dönme olmayan Türk oğlu Türk'üm ben' diyerek silah, bayrak ve Kuran üzerinde Kürtleri öldürme yemini ettiriyordu. Türk kanının temiz olabilmesi için en az beş nesildir yabancı bir kanın Türk kanına karışmamış olmasını da şart koşuyordu.


Bu tören ile CHP’nin özellikle bayan milletvekillerinin son dönemdeki çıkışlarını hatırlayınca iki şey düşündüm. İlki Baykal’ın Ergenekon davasının avukatı olması (olmak istemesi, gönüllü olduğunu dile getirmesi) hiç şaşırtıcı değil. Fikirdaşlarını savunmak için avukatlıklarını üstlenmesinde herhangi bir sakınca yok. Zamanında neden bu kadar tepki gösterdik anlayamadım. Diğeri ise, blog yazarı arkadaşımızın düşünsel açıdan herhangi bir sapmaya uğramadığı, fikri bir değişim içinde olmadığı. Yalnızca düşüncelerini biraz daha geliştirdiğini, kendisini daha organize bir yapıda ifade etmek istediğini söyleyebiliriz. Yazılarında sık sık alıntı yaptığı, ırkçı “düşün adamı” Nihal Atsız’ın da, 1930’ların CHP’sinin üst yönetiminde çokca hayranı olduğunu düşündüğümüzde tablo yerine oturuyor zaten.


CHP'nin siyasi tablodaki yeri artık daha net değil mi? Üye profilinden, milletvekili profiline, savundukları kişilere kadar oldukça istikrarlı bir çizgi tutturmuş durumdalar.

Hayırlara vesile olur inşallah!!!

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..