- Kategori
- Gündelik Yaşam
1 Mayıs sıkıntısı
Bugün özel bir gündü, bugün 1 mayıstı...
Boğazım şişmiş, başım ağırır vaziyette ve öksürerek uyanmıştım. Elbiselerimi giymeden önce işten bugünlük izin alsam mı diye düşündüm, zira zor ayakta durmaktaydım. Fakat benliğimdeki kaytarmacılık yapmaktan korkan itaatkar yan her zaman olduğu gibi bu fikrimi de beğenmedi ve son bir güçle beni kapının dışına itiveredi. İşte bir kez daha o gizemli İstanbul sokaklarındaydım.
Üsküdara gitmek üzere otobüse bindiğimde başıma geleceklerden habersiz, sadece içinde bulunduğum iş gününün fazla zahmet vermeden bir an önce bitmesini dileyerek yolculuğa başladım. Saat 07:30 idi. Yarım saat sonra nihayet Üsküdar iskelesine vardığımda devasa bir kalabalıkla karşılaştım. Nedeni özel motorlar ve vapurların seferlerinin iptal edilmesiydi. Üsküdar, beşiktaş, kabataş iskeleleri kapatılmış ve oraya yapılan tüm seferler ikinci bir emre kadar durdurulmuştu. Biraz şaşkınlık biraz da hastalığın verdiği halsizlikle olayı tam algılayamadım önce, iskelede bekleyen insanların suratlarına bakıyor, sanki onlardan bir cevap bekliyordum.
Kabataşta olan işyerime gitmek için tek çözüm bırakmıştı şehrimin büyükleri; vapurla sirkeciye geçmek. İnsan selinin arasında vapura binebildim ama o kadar kalabalıktı ki oturacak yer bulamadım. Bu sırada yaşadığım bu "tatlı sürpriz" neticesinde başımın ağrısı şiddetlenmişti. 15-20 dakikalık bir yolculuktan sonra sirkeciye varabilmiştim nihayet. Şimdi amacım bir taksi çevirip iş yerime biraz da geç olsa ulaşabilmekti. Ne tramvay ne de otobüse harcayacak gücüm kalmamıştı zira.
İskeleden indiğimde, gördüğüm manzara karşısında kısa bir şok hali yaşadım. Trafik tamamen durmuş, araçlar milim ilerlemiyor ve herkes var gücüyle kornalarına basıyordu bu durumu protesto etmek için. Trafikten umudunu kesenler ise galata köprüsünden uzaktan karınca sürüsünü andırır şekilde telaş içinde ve hızla ilerliyorlardı. Bacağımdaki rahatsızlıktan dolayı bu seçenek bana kapalıydı ve umutsuzca taksi aramaya başladım. Umutsuzca çünkü ne trafik akıyordu ne boş taksi geliyordu ne de boş taksi bulunsa o trafiğe girmek istemiyordu.
Öfkeli korna sesleri tekrar yükselmeye başlamıştı ve benim kafam şimdi daha şiddetli ağırıyordu. En sonunda bir otobüs durağına oturdum çaresizce. İşe gidemeyeceğimi anlayınca işyerine telefon edip olayı anlattım ve bir günlük izin aldım. Bu izin işini baştan yapmadığıma pişman olmuştum ama neyse dedim kendi kendime son bir gayret kendimi eve attım mı her şeyi unuturum. Yine bir insan seline kapılarak üsküdar vapuruna bindim güç bela. Bir yandan neden böyle olacağını baştan akıl edemedim ve hasta hasta yollara düştüm diye kendime kızıyor bir yandan da az sonra eve gidince kendimi bırakacağım yatağımı düşlüyerek avunuyordum.
Üsküdara vardığımda ise bir başka sürpriz bekliyordu beni. 1 saat önce bıraktığım öfkeli kalabalık daha da artmış ve protesto olsun diye yolları kapatmışlardı. Hiçbir araba giriş çıkış yapamıyordu meydana. Allahım sen aklımı koru diyerekten gittim meydandaki bankların üzerine amaçsızca bıraktım kendimi. Yüzümde tatlı bir tebessüm vardı artık. Bir saat kadar bekledim yolun açılmasını. Açılmak bir yana daha da artıyordu kalabalık. Ben ise hasta olduğum halde yaktım bir sigara stresten. Son nefesimi çektikten sonra kalktım yerimden, çevirdim bir taksi ve 30 milyonluk yolculuktan sonra nihayet öğle ortası evimdeydim.
Boğazım şimiş, başım daha da ağırır bir vaziyette, şiddetli bir öksürüğe tutulmuş, üstüne üstlük de sinir sahibi olarak evimdeydim.
Bugün özel bir gündü, bugün 1 Mayıstı ve benim doğumgünümdü. Bana, yaptıkları bu muhteşem organizasyon sayesinde hayatım boyunca unutamayacağım bir doğum günü yaşatan valime, emniyet müdürüme ve diğer büyüklerime buradan teşekkürlerimi iletir ve iyi ki varsınız demeyi borç bilirim.
Meşrutiyet dönemi Maarif Nazırlarından(milli Eğitim Bakanı) Emrullah Efendiye atfedilen sözü çoğunuz billirsiniz:
"Keşke şu mektepler(okullar) olmasaydı... Maarifi(bakanlığı) ne güzel idare ederdim" der Emrullah Efendi.
Ben de diyorum ki; "keşke biz insanlar olmasaydık, şu istanbulu ne güzel yönetirdi büyüklerimiz."
Boğazım şişmiş, başım ağırır vaziyette ve öksürerek uyanmıştım. Elbiselerimi giymeden önce işten bugünlük izin alsam mı diye düşündüm, zira zor ayakta durmaktaydım. Fakat benliğimdeki kaytarmacılık yapmaktan korkan itaatkar yan her zaman olduğu gibi bu fikrimi de beğenmedi ve son bir güçle beni kapının dışına itiveredi. İşte bir kez daha o gizemli İstanbul sokaklarındaydım.
Üsküdara gitmek üzere otobüse bindiğimde başıma geleceklerden habersiz, sadece içinde bulunduğum iş gününün fazla zahmet vermeden bir an önce bitmesini dileyerek yolculuğa başladım. Saat 07:30 idi. Yarım saat sonra nihayet Üsküdar iskelesine vardığımda devasa bir kalabalıkla karşılaştım. Nedeni özel motorlar ve vapurların seferlerinin iptal edilmesiydi. Üsküdar, beşiktaş, kabataş iskeleleri kapatılmış ve oraya yapılan tüm seferler ikinci bir emre kadar durdurulmuştu. Biraz şaşkınlık biraz da hastalığın verdiği halsizlikle olayı tam algılayamadım önce, iskelede bekleyen insanların suratlarına bakıyor, sanki onlardan bir cevap bekliyordum.
Kabataşta olan işyerime gitmek için tek çözüm bırakmıştı şehrimin büyükleri; vapurla sirkeciye geçmek. İnsan selinin arasında vapura binebildim ama o kadar kalabalıktı ki oturacak yer bulamadım. Bu sırada yaşadığım bu "tatlı sürpriz" neticesinde başımın ağrısı şiddetlenmişti. 15-20 dakikalık bir yolculuktan sonra sirkeciye varabilmiştim nihayet. Şimdi amacım bir taksi çevirip iş yerime biraz da geç olsa ulaşabilmekti. Ne tramvay ne de otobüse harcayacak gücüm kalmamıştı zira.
İskeleden indiğimde, gördüğüm manzara karşısında kısa bir şok hali yaşadım. Trafik tamamen durmuş, araçlar milim ilerlemiyor ve herkes var gücüyle kornalarına basıyordu bu durumu protesto etmek için. Trafikten umudunu kesenler ise galata köprüsünden uzaktan karınca sürüsünü andırır şekilde telaş içinde ve hızla ilerliyorlardı. Bacağımdaki rahatsızlıktan dolayı bu seçenek bana kapalıydı ve umutsuzca taksi aramaya başladım. Umutsuzca çünkü ne trafik akıyordu ne boş taksi geliyordu ne de boş taksi bulunsa o trafiğe girmek istemiyordu.
Öfkeli korna sesleri tekrar yükselmeye başlamıştı ve benim kafam şimdi daha şiddetli ağırıyordu. En sonunda bir otobüs durağına oturdum çaresizce. İşe gidemeyeceğimi anlayınca işyerine telefon edip olayı anlattım ve bir günlük izin aldım. Bu izin işini baştan yapmadığıma pişman olmuştum ama neyse dedim kendi kendime son bir gayret kendimi eve attım mı her şeyi unuturum. Yine bir insan seline kapılarak üsküdar vapuruna bindim güç bela. Bir yandan neden böyle olacağını baştan akıl edemedim ve hasta hasta yollara düştüm diye kendime kızıyor bir yandan da az sonra eve gidince kendimi bırakacağım yatağımı düşlüyerek avunuyordum.
Üsküdara vardığımda ise bir başka sürpriz bekliyordu beni. 1 saat önce bıraktığım öfkeli kalabalık daha da artmış ve protesto olsun diye yolları kapatmışlardı. Hiçbir araba giriş çıkış yapamıyordu meydana. Allahım sen aklımı koru diyerekten gittim meydandaki bankların üzerine amaçsızca bıraktım kendimi. Yüzümde tatlı bir tebessüm vardı artık. Bir saat kadar bekledim yolun açılmasını. Açılmak bir yana daha da artıyordu kalabalık. Ben ise hasta olduğum halde yaktım bir sigara stresten. Son nefesimi çektikten sonra kalktım yerimden, çevirdim bir taksi ve 30 milyonluk yolculuktan sonra nihayet öğle ortası evimdeydim.
Boğazım şimiş, başım daha da ağırır bir vaziyette, şiddetli bir öksürüğe tutulmuş, üstüne üstlük de sinir sahibi olarak evimdeydim.
Bugün özel bir gündü, bugün 1 Mayıstı ve benim doğumgünümdü. Bana, yaptıkları bu muhteşem organizasyon sayesinde hayatım boyunca unutamayacağım bir doğum günü yaşatan valime, emniyet müdürüme ve diğer büyüklerime buradan teşekkürlerimi iletir ve iyi ki varsınız demeyi borç bilirim.
Meşrutiyet dönemi Maarif Nazırlarından(milli Eğitim Bakanı) Emrullah Efendiye atfedilen sözü çoğunuz billirsiniz:
"Keşke şu mektepler(okullar) olmasaydı... Maarifi(bakanlığı) ne güzel idare ederdim" der Emrullah Efendi.
Ben de diyorum ki; "keşke biz insanlar olmasaydık, şu istanbulu ne güzel yönetirdi büyüklerimiz."