- Kategori
- Haber
Kopan bacağım
Bir Türk olarak değil, "Ne mutlu Türküm diyene!" sözünü diline pelesenk yapmış biri olarak değil, bir Atatürkçü olarak değil bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunan bir vatandaş olarak değil, bir insan olarak sadece ve sadece bir insan olarak, vücudunun dörtte üçü suyla kaplı hasbel kader bu yerküreye yuvarlanmış ve yaşamaya bırakılmış bir organizma olarak, 22 Mayıs'ta Ankara Ulus'ta patlayan bombayla ilgili televizyonda daha olay yerinden gelen ilk görüntülerin kontrol edilmeden yayına verildiği ham kasetleri izlerken, bir görevlinin elinde başka bir görevliye vermek üzere kopmuş bir bacağı tuttuğunu gördüğümde, ayağında siyah çorabı ve ayakkabısı halen duruyorken diz altından kopmuş ve damarları, lifleri sarkan o kopmuş meçhul bacağı gördüğümde, işte o an utandım insanlığımdan, yeryüzünün en adi ve en vahşi yaratığından ve beni insan yapan herşeyden.
Fakat bir Türk olarak, "Ne mutlu Türküm diyene!" sözünü gönülden söyleyen biri olarak, bir Atatürkçü olarak ve bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunan bir vatandaş olarak o görevlinin elinde tuttuğu kopmuş bacak bana, bütün acılarım ve üzüntümü içimde saklı tutarak, al kırmızı bayrağımı ve onun ne kadar değerli, ne kadar kutsal olduğunu ve ne kadar zor şartlarda bu ülkenin semalarında dalgalandırıldığını anımsattı. Çanakkale'de, Sakarya'da, Maraş'ta, Kocatepe'de kopan binlerce ayağı, yitirilen hayatları anımsattı bana. O kopan bacak, bu ülkeyi neden bu kadar çok sevmem ve çıkarlarını, haklarını niye sonuna kadar savunmam gerektiğini anımsattı bana. O kopmuş bacak , 84 yıl sonra dahi beni bu hazineden, bu pırıl pırıl Atatürk Cumhuriyetinden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların varlığını tekrar ve tekrar anımsattı bana.
O kan revan içinde kalmış ve vücudun bölünmez bütünlüğünden haince kopartılmış ve damarları sarkmış bacak şüphesiz yıllardan beri süregelen gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunanların bir eseriydi. Ama artık bir şeyler yapılması gerekiyor dostlarım. Artık birşeyler yapmak lazım. Yeter bu içine düşürüldüğümüz hainlik çemberi. Muhtaç olduğumuz kudreti, damarlarımızda akan asil kanda bulamıyorsak şayet, o zaman, o kopan bacağın damarlarından akan asil ve hüzünlü kanda bulalım. Artık bir şeyler yapalım.
Fakat bir Türk olarak, "Ne mutlu Türküm diyene!" sözünü gönülden söyleyen biri olarak, bir Atatürkçü olarak ve bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunan bir vatandaş olarak o görevlinin elinde tuttuğu kopmuş bacak bana, bütün acılarım ve üzüntümü içimde saklı tutarak, al kırmızı bayrağımı ve onun ne kadar değerli, ne kadar kutsal olduğunu ve ne kadar zor şartlarda bu ülkenin semalarında dalgalandırıldığını anımsattı. Çanakkale'de, Sakarya'da, Maraş'ta, Kocatepe'de kopan binlerce ayağı, yitirilen hayatları anımsattı bana. O kopan bacak, bu ülkeyi neden bu kadar çok sevmem ve çıkarlarını, haklarını niye sonuna kadar savunmam gerektiğini anımsattı bana. O kopmuş bacak , 84 yıl sonra dahi beni bu hazineden, bu pırıl pırıl Atatürk Cumhuriyetinden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların varlığını tekrar ve tekrar anımsattı bana.
O kan revan içinde kalmış ve vücudun bölünmez bütünlüğünden haince kopartılmış ve damarları sarkmış bacak şüphesiz yıllardan beri süregelen gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunanların bir eseriydi. Ama artık bir şeyler yapılması gerekiyor dostlarım. Artık birşeyler yapmak lazım. Yeter bu içine düşürüldüğümüz hainlik çemberi. Muhtaç olduğumuz kudreti, damarlarımızda akan asil kanda bulamıyorsak şayet, o zaman, o kopan bacağın damarlarından akan asil ve hüzünlü kanda bulalım. Artık bir şeyler yapalım.