​ 10. Bienal / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ekim '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

10. Bienal

10. Bienal
 

BİENALİN ONUNCUSU VE İKİ ÇİNLİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

<ı>“İş hayatı sanattan bir sonraki adımdır… İş hayatında iyi olmak en büyüleyici sanattır. Para yapmak sanattır.”

ANDY WARHOL

Birincisi: Oldukça ÇAĞDAŞ SANAT camiasının yeteri kadar yakından tanıdığı ve pek ilgilendiği malum kişi Hou Hanru. Bienalin 10. ayağının düzenleyicisi (küratörü) olan Hanru, üçüncü dünya ülkelerini, sömürgelikten kurtulduktan sonra ( ek bilgi vermeliyim, umarım birileri hatırlatır kendilerine; henüz bağımsızlığını kazanamamış, tam ya da yarı sömürge konumunda olan ülkelerin küresel dünya üzerindeki varlığını. Bu arada, Hanru, Amerika’da müzecilik işiyle ilgilenmekte ve orada yaşamaktadır.) bağımsızlaşmaya, kendi ulus devletlerini kurmaya yönelik bir proje olarak değerlendiriyor. Kitleleri, üçüncü dünya ülkeleri için mümkün görünen tek yol olarak modernleşmenin önemine ikna etmek için elit sınıfın (zenginlerin) daha aşağı sınıfların (yoksulların), silahlı kuvvetlerin ve uluslararası yardımın kabul, işbirliği ve desteğine bağlı modernlikleri ve reformları dayatmanın, tepeden inme modellerine başvurması gerekmektedir, diyor Hanru…

Bienal tarihi ve gerçeği ile bu Bienal konusuna ileriki yazılarda da devam edeceğim, ama bugünkü yazıyı özellikle iki Çinli sanat adamının görüşlerine ayırmamın nedeni, Bienalin geçen günlerde yapılan basın toplantısında, gazeteden sorulara geçildiğinde gazeteden Ufuk arkadaşımızın; “Küreselleşme eleştirilerine yer veren Bienalin, yine küreselleşmeyi yaratan sermayelerden birisinin ana sponsorluğunda yapılıyor olmasının yaratmış olduğu çelişkiyi, ” körler şehrinde gören bir göz olarak dile getirmesine verilen cevaplar oldu. Şakir Eczacıbaşı, aslında öyle keskin bir karşı duruş sergilemediklerini, sanatın elbette şirketler tarafından desteklenmesi gerektiğini ve yaklaşık 3.500 milyon Avro bütçesi olan etkinliklerin keyfini çıkarmamız gerektiğini savunuyordu, anladığım kadarıyla. Koç Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç ise, adeta hiçe saymaya çalıştığı Ufuk’un sorusuna o bildik, klasik cevabı veriyordu: “Değişmeyen tek şey değişimdir.” Herkes değişmiş de, değişmeyen Ufuk gibi düşünenlermiş demeye getiriyordu sözü Mustafa Koç… Basın toplantısı bittiğinde, salonun etrafı en kalabalık adamı olmuştu Ufuk. Bütün yabancı gazeteciler ve sanatçılar kendisine teşekkür ediyor, bu birliktelik hakkında bilgisine başvuruyorlardı. Bizim basınımız mı? Ha! Onlar mı? Her yerde asılı olan tarihi okuyamadıkları için, kurula Bienalin süresi gibi sorular sormakla meşguldüler.

Hanru’da, Ş. Eczacıbaşı’nın söylediklerini tekrar ederek cevaplamıştı cevaplamasına, ama cevabını Bienal kitapçığında yer alan yazılı açıklamasından alıntılayarak aktarmak istiyorum. Hiç de öyle bahsettiği gibi Küreselleşmeden kaçış yok bari keyfine varın havasında değil yazılı açıklamaları. “Sömürgeciliğin dayatılması, genellikle şiddetli ve diktatörce olmuştur ve halkın hayat koşullarında ki soysuzlaşmaya egemen sınıfların ayrıcalıklarını protesto ederek tepki göstermesi, IMF ve Dünya Bankası gibi liberal kapitalist güçlerin dış ve uluslararası aracılarına karşı kitlesel hareketlilik ve protestolarla direnerek toplumsal haklarını geri alması gerekmektedir.”

<ı>“Her geçen gün sanat hayatın önünde baş eğerek öz saygısını yitiriyor.”

BAUDELAİRE

İki Çinli demiştim başlıktan da hatırlanacağı gibi, şimdi de ikincisini biraz tanıyalım ve Bienal ile güncel sanat kavramlarını kurcalayalım. Chin-Tao Wu, 1997 yılında, Londra’da sanat tarihi dalında doktora yapmış, pek çok sanat dergisinde makaleleri yayımlanmış ve uzmanlık alanında çeşitli ülkelerde konferanslar vermiş bir araştırmacı sanat tarihçisidir. Şirketlerin sanata müdahalesi, sanatın siyasetle ilişkisi, tüketim kültürünün sanat müzeleri üzerindeki etkileri gibi konular üzerine çalışmalarını yürütmekte olan Tao Wu, Tayvan’da Nanhua Üniversitesi’nde ders vermektedir. Chin- Tao Wu’yu tanımamı sağlayan ve Bienale alternatifin olmadığı bir dönemde alternatif bir sergi/kitap gibi dikilen “KÜLTÜRÜN ÖZELLEŞTİRİLMESİ” adlı eseri oldu. Öncelikle bu kitabı okurların dikkatine sunan yayınevine, özenli ve akıcı bir çeviri ile yayına hazırlayan Esin Soğancılar’a bu vesile ile teşekkür etmek istiyorum.

Şirketlerin sanat sponsorluğunu bir strateji olarak değerlendiriyor yazar. “Bu strateji de ‘Oyununu risk almadan oynamak’ olduğu düşünülür; ama çağdaş sanat, tartışma yaratma ihtimali olmayan büyük ressamlarla kıyaslandığında çok kaygan bir zemin sunar.” Diye de ekliyor ardından.

O halde, bir şirketin bu kaygan zeminde yürümeyi tercih etmesinin nedeni ne olabilir? Avangard sanat ile yenilik arasında modernizmin paradigmaları çerçevesinde kurulan güçlü ilişki ve mitolojik sanatsal kişilik kültü, iş dünyasına kendisini liberal ve ilerlemeden yana bir güç gibi sunması için değerli bir araç sağlamıştır…

Yine Chin-Tao Wu’nun görüşüne göre; “Reklama duyulan ihtiyaç, şirketlerin pazarladıkları mal ve hizmetlere göre değişir; ama petrol, tütün ve silah şirketleri gibi imajlarının cilalanması gereken şirketler açısından sanat sponsorluğu özellikle başarılı sonuçlar verir… Kültürün özelleştirilmesi sanat sosyolojisi ( Bizde de, bilindiği üzre sanat sosyologları toplumsal ya da köken araştırmaları yapmak yerine düzenleyici ‘küratör’ olarak veya şirketlere/bankalara sanat danışmanlığı yapmaktadırlar.) ve kültürel eleştiri geleneğine çağdaş bir katkı sunmaktadır…

Küresel şirketlerin denetimine giren sanat, bu şirketlerin tanıtım, yayılma ve iktidar stratejilerinde kullanılan bir araca indirgeniyor. İşte burada, küresel şirketlerin sanatı işletme kültürüne dönüştürmesinin, aslında sanatın özerkliğini, eleştirel ve siyasal gücünü aşındırıyor…

İnsanların zihinlerindeki simgesel konumları konusunda çok duyarlı olan şirketler, bütün sosyal içerimleriyle birlikte, sanatı bir reklam biçimi ya da halkla ilişkiler stratejisi olarak kullanır ya da şirket kültürünün jargonuyla, sanatı bir pazar dilimini ele geçirmek için kullanırlar. Ekonomik hedeflere ulaşma yolu olarak kültürel sermaye edinme çabası, en saydam, bazen de siyasi olarak en zararlı biçimini, işte bu yerleşik çıkarlar düzleminde alır: Yani, kültürel sermayenin ekonomik sermayeye dönüştürüldüğü düzlemde…”

Hazır Binenal de devam ediyorken ve İKSV ile Koç Grubu daha uzun yıllar bu birlikteliklerini (aslında hep olan) devam ettireceklerken tam da zamanı, sanatla ilgili ilgisiz bu yazıyı okuyan herkes bu kitabı mutlaka okumalı diye düşünüyorum.

“Kültürün Özelleştirilmesi

1980’ler sonrasında Şirketlerin Sanata Müdahalesi”

Chin- Tao Wu / Çeviri: Esin Soğancılar

502 Sayfa, İletişim Yayınları “Sanathayat” dizisi, 2005

 
Toplam blog
: 31
: 895
Kayıt tarihi
: 17.06.07
 
 

Hayattan alıyorum bütün kaynağımı. Sokağı takip ediyorum, insanları gözlemliyorum, kendimi sorguluyo..