​ 12 Eylül, öncesi ve sonrası -2 / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '10

 
Kategori
Siyaset
 

12 Eylül, öncesi ve sonrası -2

12 Eylül, öncesi ve sonrası -2
 

Kenan Evren


<ı>-12 EYLÜL -

12 EYLÜL 1980 tarihinde bazılarının beklediği, bazılarının da istediği gibi Milli Güvenlik Konseyi yönetime el koydu.

Yukarda tasvirine çalıştığım taployu yaşayan bir toplumda isteyenlerin, bekleyenlerden çok olduğunu kestirmek zor olmasa gerek. Dış ilişkiler aynen devam edecekti, içerde anarşi sona erdirilecekti, yeni bir anayasayla demokrasiye geçilecekti. İlk günlerde halk çok az sokağa çıkabiliyordu. Ama olsun, anarşi şıp diye durmuştu. Artık kimse eline silah almaya cesaret edemiyordu. Haberlerde ve gazetelerde ne şehitlerden, ne de devrim şehitlerinden bahsediliyordu. Siyasiler ve anarşiye destek veren(!) ne kadar yazar-çizer, aydın, gazteci varsa içeri alındılar. Siyasi partilerin ve sendikaların kapılarına kilit vuruldu. Artık anayasa filan da yoktu. Yeni anayasamız, Güvenlik Konseyi’nin bildirileriydi. Türkiye çapında bilumum dernekler kapatıldı. Bu derneklerde ne kadar kitap varsa topatıldı. Kitapların içeriğine bakılmadı bile, hepsi de suç unsuruydu. Bırakın tabancaları, eğer avcılık belgen yoksa, evlerde asılı namlusu karıncalanmış tek namlulu tüfekler bile suç unsuruydu. Zaten tek kanal olan televizyonun yayın süresi kısaltılmışı. Her akşam saat altıda açılıyor, haberlerde Kenan Evren Paşa, Güvenlik konseyi üyeleri ve yeni başbakanımız Bülent Ulusu arz-ı endam ediyor, arkasından bir filim, sonra kısaca bir haber ve kapanış. Arasıra Turgut özal’ı da görürdük. O dönemde Turgut Özal, 24 Ocak Kararlarını devam ettirebilmek amacıyla Bülent Ulusu hükümetinde ekenomiden sorumlu bakan olarak görevdeydi. Müzik proğramında da Hasan Mutlucan’ı dinliyorduk. Gazeteler zaten baskı altında ve coğu zaman çıkmıyor, iletişim araçları da kapalı olunca, her şey güllük gülüstanlık görünüyordu. Siyasiler de dahil olmak üzere ne kadar “hain” varsa artık hepsi içerdeydi. Huzur gelmişti.

Buzdağının görünen tarafı bu. Ya görünmeyen tarafı? Hapishaneler gençlerle dolu. Ülkede düşünen ne kadar insan varsa içerde. Üstelik bu içerdekilerin hiçbir hukuki hakkı yok. Her şey askerin iki dudağı arasında. Askerin yanlış bulduğu bir hareket, sorgusuz sualsiz altı ay içerde kalman için yeterli. Bu, yıllar da sürebilir. İçerde başına ne geleceği belli olmaz; artık payına domuz bağı mı düşer, eletrik mi, falaka mı? O zaman CUMK filan yoktu tabii.

Kenan Paşa hem Atatürkçü’ydü, hem de hoca torunu. Halkın sempatisini kazanmak için ne gerekiyorsa yapıyordu. Her gün kırsal alanlarda yüzlerce silah ve cephane bulunuyor, elektirik direklerine, koğboy filimlerindeki “wanted”’lara benzer, aranan kişilerin resimleri asılıyordu. Toplumda “anarşistler” azaldıkca yasakların sınırı da yavaş yavaş daralıyordu. Burda Kenan Paşa’nın da hakkını verelim, ne sağa iltimas geçti, ne de sola; hem nalına vurdu, hem de mıhına.

Koca bir ülkeyi Güvenlik Konseyi kararlarıyla yönetmek, dış dünyaya karşı tam bir üçüncü dünya ülkesi görüntüsü veriyordu. Biz henüz Türkiye’nin öneminin farkıda değildik, Avrupa bunun farkındaydı. Biran önce demokrasiye geçmemizi sağlamak için heyetler gelip gidiyordu. Kenan Paşa bunlara “İçişlerimize karışıyorlar” diyerek rahatsızlığını dile getiriyordu. Doğrusu, 24 ocak kararlarına rağmen ekenomi de çok iyi gitmiyordu. Kararlar belki isabetliydi, ama bu kararların yeni çıkacak kanunlarla desteklemesi gerekiyordu ve bu o kadar kolay değildi. Bankalar sıkıntılıydı, her yer banker kaynıyordu. Sanki tefecilik yasallaşmıştı. Yüksek faiz vaatleriyle insanlar dolandırılıyordu.

Artık yeni bir anayasa yapmanın zamanı gelmişti. 1960 Anayasası bu ülkeye bol geldiğinden, yeni yapılacak anayasanın biraz belinin dar, biraz da paçalarının kısa olması gerekiyordu. Yeni bir anayasa taslağı düzenlendi, adına da 1982 anayasası denildi. Bu taslağa göre, eski siyasilerin yasakları devam edecekti. Konsey üyelerinin ve Kenan Paşa’nın geleceği teminat altına alınacaktı, yani dokunulmaz olacaklardı. Seksen öncesi siyasi partiler yeni dönemde tekrar kurulamayacaklardı. Sendikaların hareket alanı kısıtlanacaktı. Kısacası, demokrasi bu ülke insanı için lükstü. Yeni anayasayı meşruiyet temeline oturtmak için halk oylamasına gidilmesi gerekiyordu. Kenan Paşa anayasa propogandalarına başladı. Karşı propoganda yapmak yasaktı! Yani bu anayasa mecburen kabul edilecekti. 12 Eylül referandumuna, o günlerden bakınca, demorasinin bir güzelliği olarak görmemek elde değil.

7/11/1982 tarihinde halkoylaması yapıldı. 92% gibi ezici bir çoğunlukla yeni anayasa kabul edildi. Anayasanın kabulüyle birlikte Kenan Evren de yeni Cumhurbaşkanımız oldu. Bu yüzdeye bakılarak halkın Kenan Paşay’a büyük bir destek verdiği düşünülebilir. Ama gerçek öyle miydi acaba? Hikayenin şimdiye kadarki kısmında yorum yapmamaya çalıştım. Ama bu noktada yorum yapmadan geçemiyeceğim. Bence, ’82 Anayasasının bu kadar büyük bir oranla kabul edilmesinin iki sebebi var: 1-Karşı propogandanın olmaması ve iletişim kanallarının kapalı olması. Ortada Kenan Paşa’dan başka dinlenecek kimse yoktu. 2-Bu tutumuyla, halk, artık Kenan Paşa’ya “Yeter, git” diyordu. Biliyordu ki, yeni bir anayasa hazırlanmadan asker yönetimden gitmeyecekti ve bu süreç ne kadar kısa sürerse, asker yönetimden o kadar çabuk gidecekti. Yoksa, halk askeri yönetimi çok sevdiği ve demokresi düşmanı olduğu için ’82 Anayasasını kabul etmiş değildir. Türk halkının daha sonraki seçim ve halkoylamalarındaki davranış biçimi bunu açıkca ortaya koymaktadır.

Üç siyasi parti kuruldu. Asker kökenli Turgut Sunalp, Milliyetci Demokrasi Partisi’ni; Turgut Özal, Anavatan Partisi’ni; Nejdet Calp da, Halkçı Parti’yi kurdu. İlk bakışta AP geleneğinden gelen Turgut Özal’ın ANAP’ı sağı, Nejdet Calp’ın HP’si solu, Turgut Sunalp’in partisi MDP ise Kenan Paşa’nın görüşlerini temsil ediyordu. Aslında, CHP’nin misyonunu devam ettirmek için Erdal İnönü başkanlığında Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP)kuruldu, ama bu parti; MGK’nın, kurucuları devamlı veto etmesi sebebiyle seçimlere katılamadı. Seçim öncesi kıyasıya bir propganda yapıldı. Kenan Paşa, halka MDP’yi işaret ediyordu. Anayasa, % 92’lik bir çoğunlukla kabul edildiği için, MDP’nin kazanması da kaçınılmazdı. Ama propogandalar sırasında, ANAP’in halk arasında büyük ilgi gördüğü gözlendi. Turgut Özal’la MDP’yle birleşmesi konusunda telkinler yapıldığı söylenir. Tabii Özal buna yanaşmaz. O günlere damgasını, bir televizyon programında, Özal’la Calp’ın “Köprüyü satarım”, “Köprüyü sattırmam” tartşması damgasını vurdu. Aslında bu tartışma Özal iktidara gelidiğinde, karma ekenomiden serbest ekenomiye geçileceğinin de ipuçlarını veriyordu. Milletvekili adaylarını parti başkanları tesbit edecekti ama, Milli Güvenlik Konseyi’nin veto hakkı vardı. Yani, milletvekili adayları MGK tarafından belirlendi.

 
Toplam blog
: 30
: 733
Kayıt tarihi
: 11.09.10
 
 

1959 Nevşehir/Ürgüp doğumluyum. 1980 Eskişehir Eğitim Enstitüsü mezunuyum. Türkiye'nin çeşitli yerl..