​ 200 deneme, 74 gün, 111 bin görüntülenme... / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mayıs '07

 
Kategori
Blog
 

200 deneme, 74 gün, 111 bin görüntülenme...

200 deneme, 74 gün, 111 bin görüntülenme...
 

Yazmak bir tutkudur. Yazmak insanı özgür kılar. Hiçbir kalıba, sınıra sığmaz.

Benim için okuyup düşünmediğim, hissedip yazmadığım zamanlar biriktirme dönemidir. İçimdeki ışığı özgür bırakarak, başkalarının ışıklarını ve sevgilerini ulaşmaktır.

Ancak her şeyden önce yazmak bir "sorumluluk"tur. Hem de delicesine büyük bir sorumluluk... Bir yazınızdaki bilgisel hatalardan tutun da, noktalamaya, üslûbunuzdan görüşlerinize, okurun önünde çıplaksınızdır. Bundan on yıl sonra bile bir yazınızı, görüşünüzü getirip önünüze koyabilirler. Sorularla, yorumlarla, bakış farklılıklarıyla zenginleşmektir ümidiniz. Ancak herkes iyi niyetli değildir.

İnternet; edebiyatın nabzının asıl attığı yer olan edebiyat dergilerine ve onların mutfağına hiç benzemiyor. Bir edebiyat dergisinin yayımlanma süresi sıklığı, en geniş mevsimselken, en sık olarak haftalıktır. Yazınız yayımlandığında, sizi merakla okuyan bir kaç (ya da iyi yazıyorsanız yüzlerce) insanla, o kısa zaman aralığında buluşursunuz. Ancak o dergi raflardaki yerini boşlattığında, yazınız da sadece belleklerle gücünü sınar!

Ben yaklaşık beş yıldır yazdığım edebiyat dergilerinde daima, bilgisiyle, etik-estetik ve politik bir donanıma sahip yazılar yazmaya, bu özelliklere sahip dergilerde yazılarımı yayımlatmaya çalıştım. Sanırım başarılı da oldum.

Bugün beni edebiyat dergilerinden tanıyan bir çok insan, "Çalışkanlığımı, yaşıma göre üst düzeydeki bilgi ve ifade yeteneğimi, üretkenliğimi ve araştırmacılığımı" beğendiğini söylemek lütfunda bulundular. Hepsine verdikleri cesaret ve moral için teşekkür ederim.

Gelelim Milliyet'in "Blog" olarak nitelendirdiği, benimse ismi keşke "günce" olsaydı dediğim bu yere; çünkü burada her gün farklı insanlarla buluşuyor, okuyor, okunuyorum. Ve site düzenin üst seviyede olan, adaletli ve güzel bir birikim ortamı içinde, Milliyet gibi geçmişi kuvvetli bir gazetenin ismi yanında yazıyorum.

Ancak bir durum var ki beni epey düşündürtüyor. Son zamanlarda sık sık görüyorum, "blog" ve "blogculuk" diye bir kavram başlatılmış durumda.

Bu noktada beni okuyanlara şunu açıkça ifade etmek isterim ki "Ben blogcu değilim"!...

Ben okur, seyreder, dinler, görür, tadar, gezer ve düşünürüm. Bunları biriktirir, demler ve yazarım.

Yalnızca yazmak beni ayakta tutmaya yeter. Ve benim yazılarımdan başka hiçbir şeyim yoktur!

Bu nedenle her yazımı ayrı bir kitap dosyamdan çıkarıp burada yayımladığımı bilmenizini isterim. Her birinin bir "deneme", "makale" olmasına özen gösterdiğim bu yazılar, bendendir, ben'dir...

Her cümlesini aklımdan söke söke çıkarırım, verdiği her his yüreğimdeki ışıktan akar.

Yazarken de okurken de yalnızca "yazım ve ben" varımdır. Kendimden en iyisi, en güzelini talep ettiğim için, elimden gelenin en iyisini yazmaya çalışırım.

Umarım şimdiye kadar da okuyanlara bir şeyler verebilmişimdir. Bir insan "oldum" diyemez, olmuş olan ölüdür çünkü. Eksiklerim çok, farkındayım. Senelerdir kitapları yercesine, sanat eserlerini bitmek tükenmez bir bilinçle takip etmeye, seçmeye çalışmama rağmen, daha yürümen gereken yolun başında olduğumu bildiğim gibi... Yazım hataları, cümle eksiklikleri, temayı yeterince derin ve güzel işleyememek, zaman içinde en aza indirmeyi planladığım hatalar. Ancak şunu söyleyebilirim: "Milliyet Blog" olarak isimlendirilen bu buluşma noktası, şu andan hoşgörülü ve düşünen, okuyan bir çoğunluğun yeri. Umarım bu önümüzdeki yıllarda artarak devam eder. Editörlerin bir amacının da bu olduğunu sanıyorum.

Ve yazıları bitmek bilmez bir sabır ve çalışmayla okuyan, değerlendiren (birden fazla olduğunu düşünerek) editörlere teşekkür ediyorum. Yine de merak etmekten kendimi alamıyorum: Milliyet Blog sayfalarındaki editörler kimler? Gecenin üçünde bile yazı okuyup yayımlanmasına izin veren bu insanlar, sıkılmıyorlar mı, yorulmuyorlar mı? Ya da acaba her kategorinin ayrı bir editörü mü var?

Daha da keskin bir soru: Bir gün buraya yazı yazan biri, "editör olmak için" teklif alır mı? Ben şahsen böyle bir görevi seve seve kabul ederdim.

Kısaca burası bir buluşma merkezi. Tıpkı günde binlerce insanın uğurlanıp karşılandığı, kimilerinin gözü yaşlı kimilerinin ağzı kulağında olduğu bir metropol otogarı gibi... Tek farkla: Burada düşünceler, bilgiler, deneyimler, öğrenimler ve öğretiler paylaşılıyor.

Bana gelince: 74 günde bu kadarı oldu. 200 deneme ve 111 bin görüntülenme. Ancak bu yazıların çoğunluğunu daha önceki yıllarda yazmıştım.

Çok okunmak ise elbette güzel bir şey. Ancak benim amacım çok okunmak değil, olabildiğince fazla parlamak ve aydınlatmak. Bir kişiye bile ulaşabiliyorsanız, "çoksunuz" demektir!

Yazmak bir tutkudur demiştim. Ben yazarım... "Darbeler, diziler ve yazmak" adlı denememde dediğim gibi, ben yazdıkça parlar ve zamana akarım.

Bundan sonraki amacım da aydınlanmak ve aydınlanarak o büyük zamana karışmak...

Eğer yarın ölürsem umarım zamanda bana akar...

Edebiyatın, sanatın ve varoluşun defterinde, hiç olmazsa bir sayfada olabilmek için!...

 
Toplam blog
: 353
: 3712
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..