​ 27 Nisan ve 367'den sonra Ergenekon avukatlığının da hata olduğunun açıklanmasına sıra geldi... / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mart '10

 
Kategori
Siyaset
 

27 Nisan ve 367'den sonra Ergenekon avukatlığının da hata olduğunun açıklanmasına sıra geldi...

27 Nisan ve 367'den sonra Ergenekon avukatlığının da hata olduğunun açıklanmasına sıra geldi...
 

Önemli bir tarihi notla yazıma başlamak istiyorum. Çünkü bu hatırlatmayı yapmasam eğer önyargılı olmakla suçlanacağımdan endişe ediyorum.

Demirel Hükümeti'ne 12 Mart Muhtırası verilmiştir. CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit parti çalışmaları için Ege seyahatindedir. Yani demokratik bir çalışma içerisindedir. Muhtıra haberini seyahat halindeyken radyodan öğrenir. Derhal Ankara'ya döner ve Muhtıraya sert tepki gösterir. Ama Genel Başkanı İnönü farklı taraftadır. Ecevit hemen istifasını verir ve Genel Başkanlık mücadelesine koyulur. Ecevit'in bu demokratik duruşu ona seçim başarıları da getirir, sandıktan Başbakan olarak çıkar. Bu şekilde Ecevit, CHP'nin sandık yoluyla iktidara gelmesinin imkansız olduğu yerleşik yargısını da yıkar!

Bugünlerde CHP' den peş peşe açıklamalar geliyor...

Önce Muharrem İnce, peşinden Gürsel Tekin, "27 Nisan, 367 hataydı" demişler...

Ne zaman diyorlar? Bugün, yani araba devrildikten, iş işten geçtikten sonra!

İnsanın "Günaydın", "Üsküdar'da sabah oldu!" diyesi geliyor...

27 Nisan sabahı ve 367 kararı Anayasa Mahkemesi'ne götürülürken neredeydiniz?

Yoksa o zaman işinize öyle mi geliyordu! Eminim Genel Başkanınız 27 Nisan ve 367 kararlarını kendine has demogojik üslubuyla savunurken sizler de çılgınca alkışlıyordunuz!

Neden dün öyle de bugün böyle?

Çünkü dün, 27 Nisan'da 28 Şubatvari bir müdahalenin işaret fişeği ateşlenmişti. Yakın geçmişimizde o işaret fişeğini ateşleyenler, kararlı bir şekilde sonunu da getirmişlerdi. Bundan adınız gibi emindiniz!

Ve siz demokrasi yoluyla iktidara gelememiştiniz. Bu sayede "beleş iktidar" sahibi olacaktınız ve iktidar nimetlerinden yararlanacaktınız!

Ama olmadı... İşler aksi gitti... Evdeki hesap çarşıya uymadı... İlk defa bir işaret fişeği gökyüzünde bir demirkazık gibi saplanıp kalmayarak, "fisss" diye sönerek Ankara'nın puslu havasında kaybolup gitti...

Sürecin son hamlesi Ak Parti'yi Anayasa Mahkemesi'nin kapatması işi de fiyaskoyla sonlanınca tekrar başa döndünüz...

Yani demokrasiye... Yani iktidar yolunu açacak seçim sandığına...

Ama geçmiş süreçte demokrasiye de, seçim sandığına da saygı duymamış, ihanet etmiştiniz!

Olsun, Genel Başkanımızı ayrı tutarak, suçu parti yönetimine yükleriz, "Genel Başkanı da zaten onlar yanılttı" deriz, sonra da demokrasinin ve seçim sandığının elini ayağını öperiz, özür dileriz, olur biter...

Tabii ki hatalar insanlar içindir. Eğer samimi olsaydınız özrünüz çoktan kabul edilirdi. Ne yazık ki samimiyetiniz çok sırıtıyor.

Bir kere 27 Nisan ve 367 hatalarının birinci derecede sorumlusu Genel Başkan Baykal'a hala toz konduramıyorsunuz. Kaldı ki esas özrü onun dilemesi gerekirdi. Ismarlama hac ne kadar kabul edilirse, ısmarlama özür de o kadar kabul edilecek!

İkincisi, bir demokrasi sınavından geçmekteyiz. Gelenek haline getirilen ve hesap sorulamayan demokrasi müdahalelerine ilk defa hesap soruluyor...

Ve sizin Genel Başkanınız, demokrasinin değil de, Ergenekon'un avukatlığını yapıyor!

Sanki bu ülkede beş kez demokrasiye müdahale edilmemiş gibi, darbeler, muhtıralar olmamış gibi her şeyi pürü pak göstermeye çalışıyor.

Başlangıçta üç beş bombayla, iki emekli gereralle mi darbe olacakmış, demişti... Sağ olsun bombalar da, generaller de onu mahcüp etmediler; toprak altlarından, deniz ve göl diplerinden Baykal'ın istemediği kadar cephaneler ortaya çıktı. Emekli generallere ilaveten müvazzaf generaller de arzı endam ettiler. Şimdi de Baykal, "Paşalardan elinizi çekin" diye feryadü figan ediyor!

Kimsenin paşalara el attığı yok. Yapılan, ortaya çıkan belgelere göre yargının ilgililere hesap sormasıdır.

Ortaya çıkan bunca delillere, bunca belgelere rağmen Baykal, daha da ateşli bir şekilde Ergenekon avukatlığına devam ediyor ve hiçbir kuşkuya yer bırakmadan, ortaya çıkan bunca delillerin, bunca belgelerin hepsini reddediyor, inkar ediyor.

Bu çok önemli demokrasi sınavında siz ne yapıyorsunuz Sayın Muharrem İnce ve Sayın Gürsel Tekin? Baykal'ı savunuyorsunuz. Yani Baykal Ergenekon'u, siz de Baykal'ı! Çok tuhaf!

Muharrem İnce'nin açıklamalarını okudum. Baykal'ın sözlerini tekrar etmiş: milletvekili olarak Ergenekon'daki hukuksuzlukları savunurum, bu benim görevim, demiş...

Kimi kandırıyorsunuz? Bir vatandaş olarak Ergenekon'daki usülsüzlükleri, hukuksuzlukları, uzun süren tutuklamaları ben de eleştiriyorum ve herkes de eleştiriyor. Ama bunları eleştirmek başka bir şey, her şey uydurmaymış, ortada hiç bir şey yokmuş gibi davayı kökten inkar etmek başka bir şey.

Maalesef baykal davayı kökten eleştiriyor ve sizler de bu durumu onaylıyorsunuz.

Sizler bugün "27 Nisan, 367 hataydı" dediğiniz gibi, eminim yarın da "Ergenekon avukatlığı hataydı" diyeceksiniz!

Dün yapmanız gereken açıklamayı bugün yapmanız gibi, bugün yapmanız gereken açıklamayı da yarın yaptığınızda inanın bunun hiç bir inandırıcılığı ve anlamı kalmayacaktır.

Zira samimiyetiniz kuşkulu hale gelmektedir.

Oysa halkımız demokrat yeni yüzler, yeni umutlar görmek istemektedir.

Bülent Ecevit gibi, gerekirse rest çekebilen, risk alabilen, düşüncelerini çekinmeden söyleyebilen omurgalı yeni yüzler, yeni umutlar...

Eğer böyle değilseniz, lütfen kendi ikbaliniz için halkımıza yeni bir hayal kırıklığı yaşatmayınız!

 
Toplam blog
: 337
: 4184
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..