​ 33 Şubat 2007 eylemine hazır mıyız? / Sivil Toplum / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '07

 
Kategori
Sivil Toplum
 

33 Şubat 2007 eylemine hazır mıyız?

33 Şubat 2007 eylemine hazır mıyız?
 

Ara sıra fırsat buldukça blog yazarlarını tanımaya, yazılarını okumaya gayret ediyorum. Geçenlerde, ana sayfada "Lütfen Katılın" başlıklı bir blog görünce merak ettim ve yazarının "hepiciii" rumuzlu bir bayan olduğunu öğrendiğim yazıyı okudum.

Yazıda 28 Şubat tarihinde yapılacak olan "Küresel Isınmaya Karşı 5 Dakika Karanlık" eyleminden bahsediliyor ve insanların bu eyleme katılması isteniyordu. Ancak yazıda bir hata dikkatimi çekti. O da tarih 28 Şubat 2007 olarak değil, 29 Şubat 2007 olarak belirtilmişti. Ve işin daha da kötüsü bu yılki şubatımız, 29 günlük ömrü olanlardan değildi. Özellikle genç bir yazar tarafından yapılmış olan bu hatayı aslen çok önemsemeyebilirdim ancak biraz düşününce, aslen hatanın çok derin bir gerçeği dile getirdiğini fark ettim.

Gerçek çok basitti; insanlığın küresel ısınmaya karşı girişimi, ancak olmayan tarihlerde yaşanabilirdi. Ya da hiç gelmeyecek zamanlarda.

21. yüzyılın sakinleri olarak, içinde durduğu su yavaş yavaş ısıtılmaya başlayan ve su ısındıkça kaslarının gevşemesi nedeni ile tepki verme şansı olmayan, sıçrayıp kabından çıkamayan kurbağa ile aynı kaderi paylaşıyoruz. Yavaş yavaş ısınıyoruz ve ısındıkça gevşiyoruz. Sakin sakin sonumuzu bekliyoruz.

Burada ısınmanın gerçek bir anlamı olmakla beraber, aynı zamanda mecazi bir anlamı olduğunu da bilmemiz gerekiyor.

Fiziken ısınma süreci devam etmekle beraber, refah toplumu ve tüketim içgüdüsü de ruhumuzu okşamakta ve ısıtmakta. Ve bizi esas gevşeten şeyde, ruhumuzun küresel ısınmaya karşı duracak iradeyi gösterememesi.

Çünkü mutlu olmamızın koşulları değişti. Artık bizi mutlu eden tek şey, daha fazla mala sahip olmak ve bunları tüketmek. Bu yüzden günümüzün büyük ruh rehabilitasyon merkezleri büyük alışveriş merkezleri. Gün boyunca veya hafta boyunca çalışmanın verdiği stresi, alışveriş yaparak ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.

Giderek daha fazla tüketmek, tüketim ürünlerinin de hızlı değişimini zorluyor. Çünkü bir ürünü ikinci kez almak aynı zevki vermiyor. Yeni bir ürünün satın alınması içinde, ilkinin miadının dolması bile beklenmiyor. Çünkü ürünlerin kullanım ömrünü belirleyen şey fiziksel dayanırlıkları değil, değişime karşı dayanırlıkları olmaya başladı.

Bu sebeple, artık teknolojinin gelişme dinamiğinin belirleyicisi bilim adamları değil, insanların tüketim açlığıdır. Bu nedenle bilim adamlarının durumları da, basit bir örnekle, patronlarının istedikleri dosyaları zamanında hazırlamak zorunda kalan büro elemanlarından hiçte farklı değil; "Üç ay sonra yeni ürünümüz çıkacak, ona özel bir buluş yap."

Günümüzde, toplumların gelişmişlik kriterlerini bile, harcama ve tüketme kapasiteleri ile ölçmüyor muyuz? Bir toplum kişi başına, ne kadar kağıt kullanırsa, su tüketirse, elektrik yakarsa o toplumu daha uygar kabul etmiyor muyuz?

Tüm bunları yaparken ve toplumları tüketim bağımlısı yaptıktan sonra, 5’er dakikacık karanlıklar talep ediyoruz. O, 5 dakikalık eylem çabasını, tüketim toplumlarının timsah gözyaşına benzetebilir miyiz sizce?

Eylem diyemiyorum, yalnızca çaba diyorum. Çünkü ben etrafımda bu eyleme katılan kimseye denk gelmedim.

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..