Yıl 1916. Evlendikleri gece görmüşler birbirlerini. Damat odaya girmiş. Kocasının geldiğini anlamış gelin. Ayağa kalkıp yüzgörümlüğünü almış. Yüzünü açmış. Kız ondördü, oğlan onbeşindeymiş henüz. Evci..
Yaz bizi terk ediyor. Güneş mesaisini bizden yana bitirirken yerini buluta devrediyor. Çoğunuz sonbaharı sevmezsiniz değil mi? Aslında onun şanssızlığı yazdan sonra geliyor olması. Tam içimiz kıpı..
Bir kadın… Gözleri kısık, elleri titrek, başı dik ama yüzü kanlar içinde.Bir belediye otobüsü. Çok kalabalık değil. Bilet atıp kendime yer beğenirken onun tam karşısına oturuyorum. Gözyaşıyla karı..
Bakkallardan sonra sıra manavlarda. Süper marketler hızla açıldığından beri onlara uğramaz olduk. Ancak dayanabildiler ve teker teker kepenk indiriyorlar. Sebep olarak ta marketlerin -kendi aralarında..
Birine doğruyu söyleyememenin en çıkar yolu: Yalan söylemek…İyi mi yapıyoruz kötü mü bilmiyorum. Bazı anlar gerçeği söylediğimizde kesin üzüleceğini biliyoruz. Üzmektense yalanı tercih ediyoruz.
Boyumdan büyük sevdalar…Aslında işaretler hep vardı. Hani bile bile lades der mi insan? Dermiş meğer...İnsan yaşadıkça öğreniyor, öğrendikçe yaşıyormuş....Onu ilk gördüğümde sırtında eski ..
1974 İstanbul doğumluyum. Sekiz yıl turizm sektöründe çalıştım. Yüksek lisans öğrencisiyim. Aynı zam..