Bu ortamda, duyduğum, gördüğüm, okuduğum en anlamsız, en akıl dışı sorulardan biridir bu. Acı olansa, bu soruyu soranların, hem kendilerini, hem yaptıkları işi küçümseyen blog yazarları olması...
Milliyet Blog'ta ilk yazım, 8 Şubat 2011'de yayınlandı: " Kayseri'de bir kadın öldü..." O tarihten bu yana, neredeyse tam 2 yıl geçti. Ve bu 2 yıl boyunca, bu ortamda olan bazı şeyleri ibretle, hay..
Blog yazarlığı, konuyu iyi bilen, yakından takip eden birçok insan gibi, bence de geleceğin yazarlık modelidir. Bu yazarlık türü, şimdilik, yanlızca Amerika'da gerçekten başarılı olmuşsa da; gelece..
Bakıyorum da... Bazıları, bu aralar, ha bire " Benim yazım, benim şiirim niye ana sayfada az kaldı? Onun yazdıkları, şiir bile değil... Benim güzel güzel şiirlerimse, neredeyse görmezden gelinmekte..
İster bağımsız yaz, ister bir kurumsal yapıya bağlı olarak blog yazarlığı yap. Bu yazılanlar senin için: Türkiye'de, kurumsal bloglarda yazan15.000, bir 15.000 de kişisel blogunda yazan old..
Gidenlerin dönme vakti gelmedi mi hala? Bugün dönmeyeceklerse, yarın hiç dönmesinler! Çünkü Milliyet Blog'un, yazarlarının desteğine, bugün, her zamankinden çok daha fazla ihtiyacı var. Bu bloga em..
İnsan, zor günde gösterir karekterini... İyi günde, adam olmak da, insan olmak da kolay tabi... Marifet, zor zamanlarda kuyruğu dik tutmakta... İyi günde, gülücükler dağıtmak, işler tıkır..
Bu mektubun yazılma nedeni, Milliyet Blog editörleriyle empati yapabilmektir. En azından, bu blogta, onları anlamak için, buralardaki birilerinin de kafa yorduğunu söylemek içindir. İçinde..
Böyle böyle işte... Bu şekilde hareketlendireceğiz buraları hep birlikte. Önce, Milliyet Blog'un vitrini olan burada hareket artacak, sonra da tüm blog genelinde... Bu hareketlenmede, benim..
Milliyet Blog'ta yazmaya başladığım gün, biri çıkıp bana: " Kardeş!... Gün gelecek, Sen, sadece blog kategorisinde bile onlarca yazı yazacaksın." dese; hadi canım... Git işine!; derdim herhalde... ..