Ankara Çubuk Çayı eskiden bir başka güzeldi. Kışınki hırçınlığını saymazsınız, baharları sakin, nazlı ve tertemizdi. Etrafı yemyeşil ağaçlarla kaplı bağ bahçe ve tarlalarla çevriliydi. Balık tutmaya..
Hayat hep ezdi beni derdi. Rakı dolu bardağı işaret ve başparmağı arasında havaya kaldırırken... Yavaş ve bir ibadet yerine getiren derviş edası, ibadet birden son bulur. Ağır ağır havalanan inçe ve ..
Değirmen önü denen alan sağlı, sollu kahvehaneler, bakkal ve berber dükkânları vardı. Meydana okul tarafından gelen yolun meydan girişinin solunda Atatürk anıtının hemen ötesinde bir dükkân. Bir ber..
Bir köprü düşleyin. Taştan yapılmış. Eski kullanılmayan. Altından akan su elinizi uzatsanız avuçlarınızda... O kadar alçak bir köprü. Sol tarafı ağaçlarla kaplı bir tepeye, sağ yanı dereye paralel uz..
Musa bu ne zaman ne yapacağını kestirmek zordur. Bazen neşe içinde, bazen Karadeniz de batan gemileri sahiplenir. Aynı dönem aynı okulun iki ayrı bölümünde iki toy taşra öğrencisi... Musa ve ben... G..
Tren demir raylar üzerinde kayar gibi ilerliyor. Tekerlerin altındaki kalın kalaslar hafifçe bir ayağa kalkıp, bir yerlerine oturuyorlar. Yol kenarındaki çalı çırpılar sağa sola kaçışıyor. Sanki ezil..
İlkokul yılları, öğretmenimiz sınıfa bildiğimiz bir devlet kurumunun ismi sormuştu. Benimde aklıma babamın sık sık muhatap olduğu bir devlet kurumu İnhisar gelmişti. Öğretmenimiz ya istençli ya da is..
Bir pasajın karanlık ve kirli bodrumunda açtılar gözlerini dünyaya. Bir anne kedinin dört yavrusuydular. Minik ve titreyen çeneleri, açılmamış gözleri, kıpır kıpır oynayan kulakları ile daha az önce..
Göreve başladığım kasabayı hiç unutamıyorum. İnsanları tarla, bağ bahçe, hayvancılık ve arıcılıkla uğraşırdı. Ortasından geçen karayolu ile Akşehir’den, Doğanhisar’a bağlanırdı. Ulaşım nispeten iyi..
Deniz kıyısında bir şehir... Her nefes alışta çiğerleriniz iyot kokusuyla dolardı sonuna kadar. Deniz hemen karşıda iki adım attınız mı önünüze dikilir. Ben buradayım der hatırlatır kendini. Deniz unu..