- Kategori
- Gündelik Yaşam
ADYÖMERSİ
Lisede bir İngilizce öğretmenimiz vardı, o vakitlerde de yaşlıydı, çoktan rahmetli olmuştur, ışıklar içinde uyusun…
Beyaz saçlarının çevrelediği yüzünde pırıl pırıl parlayan küçük kömür gibi gözleri vardı; zeka ile, sevgi ile, muziplik ile parlardı! (O vakitler bilmezdik gerçi, sonradan anlıyor insan!)
“Nobody can prevent me from loving you” diye tahtaya yazmıştı, hiç unutmam! Türkçe meali “Kimse seni sevmemi engelleyemez”.
Deli gibi ezberledik, öyle ya o vakitler her birimizin platonik de olsa bir sevdiği var!
Yusuf Hoca neyi nasıl öğreteceğini iyi biliyordu; bu kalıbı kitaptaki gibi öğretse herkesin öğrenemeyeceğini de…
Bunun gibi çok örnekleri sonucu her birimiz İngilizce’yi pek sever olmuş, duygu ve düşüncelerimizi İngilizce ile aktarabileceğimize de inanmıştık!
Nitekim, üniversite sınavlarında çok yararını gördük, nur içinde yatsın!
******
“Nur içinde yatsın” diye güzel bir dilek var ya, “ışıklar” içinde yatsın, uyusun olarak kullanıldığında bazıları kıl oluyor.
“Nur” demek “Işık” demek, ha nurlar içinde ha ışıklar içinde demişsin, niyette bir fark yok da takıntı yapan çok!
Hayır yani, Türk dilini korumak desem değil, Arapça’yı mı koruyup kollamak amacımız, bilemedim!
TRT ısrarla Türk Dili’ni koruma konusunda emek gösterirdi bir vakitler, “yürütgeç”, “öttürgeç” gibi kelimeleri İngilizce’lerine karşı kullanılır hale getirmeyi hedeflemekteydi ki bir şeyler oldu ve Arapça kelimeler yaşantımıza hakim oldu!
En son tarih ve Osmanlı Edebiyatı kitaplarında okuduğumuz kelimeler güncel yaşantımızın vazgeçilmezleri oldu!
Bakınız: Başbakanımızın demeçleri…
******
Neyse… Dil konusunu bir kenara bırakıp, başlığa dönelim…
Muhtemelen, emin değilim elbet, bir matematik öğretmeni tüm sayıları toplayıp dokuza bölüp topladığında asal bir sayıya ulaşırsın diye anlatırken, mesela 8+5+3= 7, böyle bir hoşluk yaratmış.
Her türlü sayıyı topla, dokuz ile böl, topla, mutlak bir sayı çıkar karşına.
Vallaha, ADYÖMERSİ sağolsun!
Öyle genciz, öyle uçarı; mesela “Seni Seviyorum” cümlesinin neredeyse elli dilde karşılığını ezberlemişiz, hangi gazete akıl etmişse, yazmış, elden ele geziyor, ezberliyoruz, söyleyecek gerçek bir sevgilimiz olmasa da, yaş öyle yaşlar yani…
Kimden duydum, hesaplamayı nasıl öğrendim, hatırlamıyorum: Acayip bir fal!
Bir plaka mı gördüm, diyelim 354, topla, böl, eşittir 3.
A=yani, 1, aşık
D=yani, 2, davet ediyor ya da dargın
Y=yani, 3, yalnız
Ö=yani, 4, öpmek istiyor ya da özlüyor
M=yani, 5, mektup bekliyor
E=yani, 6, evlenmek istiyor
R=yani, 7, randevu ya da resim istiyor
S=yani, 8, seviyor
İ= yani, 9, istiyor
******
Nasıl işlemişse artık, yıllar boyu rakamları topladım böldüm, ADYÖMERSİ’den fal tuttum! En çok 2 rakamından nefret ettim, davet değil şekerim, hep dargınlığa delalet etti!
3 rakamı uğurlu rakamlarımdan biridir, ona çok yüklenmedim, en azından başkasıyla değildi, yalnızdı…
9 rakamı çok düşündürdü; istiyor da ne için istiyor arkadaş?
6 zaten en sevdiğim rakamdır, karşılığı da pek güzel; aynen en sevdiğim rakamlardan biri olan sekiz gibi… Ahh canım benim, hem seviyor, hem de evlenmek istiyor!
Matematikçileri pek sevindirecektir, sular seller gibi topla-böl yapabiliyorum; lakin hala 2 den nefret ediyorum!
******
Genç okurlar muhtemelen hiçbir şey anlamayacaklar, anne ve babalarına sormak durumunda kalacaklar; sorun ve yüzlerindeki pırıltıyı bir izleyin derim…
******
Cep telefonları ne kelime, ev telefonlarımız bile yoktu çoğumuzun, bir bakıştan, bir sözden etkilenip fallar açardık… Yan yana geldiğimizde şehvet değildi birbirimize çeken; yani elbet sağlıklı herkes gibi hormonlarımız da çalışıyordu durmadan ama bir değeri vardı seçmenin-seçilmenin; bir adabı vardı, saygısı…
Biz, bu nedenle tecavüze uğramadık! Taciz edilmedik!
Hormonlarımız mı çalışmıyordu? Hiç ilgisi yok!
Sevişecek yerimiz mi yoktu? Ne alaka?
Aklımız fallardaydı… Naiftik yani… Kimse kafamıza kötü düşünceleri sokmuyordu… Her yaşadığımız yaşımıza uygundu…
Ne mutlu!
http//twitter.com/Gulgunkaraoglu
gulgun_2006@hotmail.com