​ Ah Kayınpederim Ah / Futbol / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '08

 
Kategori
Futbol
 

Ah Kayınpederim Ah

Ah Kayınpederim Ah
 

“FENERBAHÇE'nin başlattığı birçok aktivite diğer kulüpler tarafından da takip ediliyor. Fenerbahçe taraftarı, her türlü özel karşılaşmada mutlaka tribünlerde bir aktivite yapar. Buna özen gösterilir. En ince ayrıntısına kadar düşünülür. Güzel ve manalı bir fotoğraf çıkar ortaya. Dün, hemen Fenerbahçeli taraftarların oturduğu kale arkasındaki G.Saraylı taraftarlar da bu derbi için bir organizasyon yapmışlar. Üstelik oldukça renkli bir karton gösterisi organize etmişler! Sadece renklerle ilgili biraz kafam karıştı. Sarı ve kırmızı kartonları anladım ama yeşil rengin sarı kırmızıyla aynı tribünde olmasını anlayamadım? Arada biraz da beyaz renkli kartonlar vardı. Meksika bayrağı desem sarı var o yüzden değil. G.Saray'ın renkleri desem o da değil, yeşilin ne işi var orada? Anlayamadık. Maçtan önce F.Bahçe taraftarının o trübüne yaptığı tezaruhatı yazmayacağım, ama manidardı doğrusu. Bu arada Galatasaraylı futbolcular sahaya “Burası Samiyen burda küfür yok!” Pankartıyla çıktılar. Ama nereye ve neye kadar? Fenerbahçe stadındaki genel teammülleri yakalar mı bu rica acaba? Futbolcuların elinde ki pankart, sanki bari bu maçlığına küfür etmeyin, ceza yemeyelim der gibiydi. Ben o pankartı öyle okudum” (Ercan Saatçi, “Sarı kırmızı kartonları anladık da yeşil ne oluyor?”, Hürriyet, 28 Nisan 2008).

Baştan sona bulanık bir yazı. Ne gramer var, ne de ifade bütünlüğü var. İçerik ise, anlatılmak istenilen ise, hepten yanlış. Vurgu yapılan ve yaptığı vurgunun ne demek istediğini sözüm ona kapalı yazıp, mesajın apaçık verilmek istendiği bir yazı.

FENERBAHÇE Spor Kulübü’nün adını BÜYÜK harflerle yazıp, Galatasaray Spor Kulübü’nün adını sözde küçük harflerle “G.Saray” diye kısaltarak küçültmek isteyen ve tuttuğu takımı harflerle oynayarak büyük yapmak gafletine düşen bir “fanatik” bir futbol yazarının, halâ “pop” şarkıcılığından “futbol yazarlığına” geçemediğini gösteren bir yazı.

Babalarımızın ne denli korumacı ve güçlü olduğunu hissettirmek için çocukken arkadaşlar arasında birbirimize “benim babam senin babanı döver” dediğimiz o çocukluk yıllarımı anımsadım. Halbuki babalarımız niye birbirlerini dövmek için kavga etsinlerdi veya güçlü ve bize karşı korumacı olduğunu kanıtlamak için neden durduk yerde kavga etsinlerdi ki, hiç düşünmezdik.

“Benim babam senin babanı döver”.

İşte o kadar.

Sanal bir büyüklük, sanal bir sonuç, bizi memnun ediverirdi. Kanıtlanamayan bir güç gösterisinde, babalarımız birbirlerini dövmeye kalkmasa bile, kendi babalarımız diğer babaları her ne olursa olsun döverdi. Çünkü büyüktü, çünkü güçlüydü. O’ndan büyüğü yoktu. Bu büyüklüğün kanıtı hiçbir zaman gözlerimizin önünde gerçekleşmemişti ama “babamız en büyüktü”.

Ercan Saatçi’ye göre de harflere oynayıp büyük harflerle yazılan bir takım da “büyük”tü. Diğeri ise, daha dün yenildiği Galatasaray Spor Kulübü ise küçüktü. Oysa ne bir maçta büyüklük olurdu, ne de bir maçta küçüklük (?).

Olsun, “tezahürat” sözcüğü “tezaruhat” yazılırken nasıl bir maddi hata varsa, küçük takımın adı da yazılırken maddi bir hata olabilirdi (G.Saray). Baskı sırasında veya baskıya verilirken ofset aşamasında yanlış “dizgi” olabilirdi. Hem takımlar bizim burada yazdıklarımız gibi her zaman resmî açık adlarıyla değil de, toplumda bilinen kısaltmaları kullanabiliyorlardı. Galatasaray’a G.S., G.Saray, Cimbom, Aslan diye nasıl yazılıp söyleniyorsa, yazıda geçen kalıp isim G.Saray da bu nedenle yazılmış olabilirdi. Fenerbahçe’ye F.B. veya Sarı Kanaryalar, Beşiktaş’a B.J.K. ve Kara Kartallar söylemleri de bu kalıptan kaynaklanmaktaydı.

Hatta, “Samiyen” yazarken bile isim ile soyadı birleştirerek yazmak, Ali Sami Yen isminin bilinmemesinden değil, yine baskı hatasından olabilirdi.

Hatta, [“Burası Samiyen burda küfür yok!” Pankartıyla çıktılar] yazarken bile ifade anlatımı ve tümce bitmeden, tırnak içinde yazılan vurgudan sonra “pankart” sözcüğünün büyük harfle başlaması da bir maddi hata olabilirdi.

Bunların hepsine kabul de, cümle alemin bildiği; “takım, stadyum ve saha” birlikteliğinin tamamlayıcısı olan bir “yeşil” rengin anlaşılamamış olmasının üzüntüsü içindeyiz. Eline kalem alan birinin, “Sarı ve kırmızı kartonları anladım ama yeşil rengin sarı kırmızıyla aynı tribünde olmasını anlayamadım?”, demesini de biz anlayamadık.

Ercan Saatçi’nin adı geçen bu yazısına, 29 Nisan 2008 günü Galatasaray Spor Kulübü resmî internet sitesinden bir açıklama yapılmıştır (http://www.galatasaray.org/kulup/haber/991.php): “Pazar akşamı Ali Sami Yen Stadı'nda sadece Galatasaraylılar değil tüm Türkiye'nin takdir ettiği üzere sahaya yüreğini koyan Aslanlarımız bileğinin hakkıyla ezeli rakibimiz Fenerbahçe'yi mağlup etmiş ve ligin kalan iki haftasına lider olarak girmiştir. Ancak üzülerek şahit olmaktayız ki; asıl amacı sahadaki 90 dakikayı analiz etmek, futbolu yorumlamak olan spor yazarlığı mesleğini asli mesleği müzisyenlik yanında hobi olarak sürdüren Ercan Saatçi, büyük bir gaflet ve delalet içinde Galatasaray tribünlerinin karşılaşma öncesinde hazırladığı ve ezeli rakibimize hiçbir şekilde hakaret içermeyen tribün şovuna iftiraya varan bir yorum getirmiştir. Karşılaşmayı Ali Sami Yen Stadı'nda değil, evinde televizyondan seyreden "fahri spor yazarı" Ercan Saatçi'yi bir sonraki yazısında konu hakkında özür yazısı kaleme almaya davet ediyor ve bu yazıya kaynak olacak söz konusu tribün şovu hakkında bilgilendirmeyi dikkatine sunuyoruz. Galatasaray taraftarının el emeği ve uzun uğraşlar sonrasında hayata geçirdiği koreografide tüm dünyanın yakından tanıdığı "Street Fighter" adlı bilgisayar oyununun karakterleri yer almaktadır. Ercan Saatçi'nin "sorguladığı" yeşil renk ise yine tüm dünyadaki sporseverlerin yakından tanıdığı "saha zemini"dir”.

2 Mayıs 2008 günü Milliyet Gazetesi’nde “Yapmayın Dostlar-Zihniyet Bulanıklığı” başlık ve alt başlıklı yazısında Mehmet Demirkol da şöyle yazıyordu:

“İyi yazmasını bilen yazan yazsın. Burada kimse beyin cerrahlığı yapmıyor. Halkın beğenisi belirler işi. Ercan Saatçi de yazsın. Yazılarını sayfaya koymaya değer bulanlar varsa koysun. Bunda bir mesele yok. Mutlaka Saatçi’nin yazılarını da merakla bekleyenler vardır. Ama onun sahip olduğu bu hak pazartesi yazısında işlediği ‘suç’u da gizlemiyor. Galatasaray tribünlerinin gayet başarıyla uyguladığı tribün gösterisine attığı çamur maalesef suçtur. Konuyla hiç ilgisi olmayan hoş bir şovda yeşil zemini canlandırmayı bile manalı bulan bulanık bir zihniyettir bu. Fazla fanatizmin zihin bulanıklığı yapması bir vakadır. Fazla fanatik olanların maç günü yazı yazmamasını tavsiye ederim. Öte yandan Attila Abi’nin çok hoş yaklaşımın da altını çizmem gerekir. ‘Bütün renkler masumdur’ yaklaşımını. Evet, sarıyla kırmızı ne kadar benim rengimse yeşil de o kadar rengimdir. Terör örgütü uydurması değil ki o renkler. O renkler güneydoğunun kültürü zaten. 30 yıl önce bir terör örgütü çıktı diye, bin yıllık renkleri mi yasaklayacağız? Biliyoruz ki bu ülke ne çektiyse renkleri reddetmekten çekti. Renkleri kabul etmek kendi varlığının da tescilidir. Ve Saatçi unutmasın ki çok sevdiği Fenerbahçe’nin de armasında sarı-kırmızı ve yeşil yan yana durur”.

Gelin Napolyon’un “para para para”sını düzenleyelim, “hazım hazım hazım” diyelim.

Her şey hazmetmekten geçiyor. Her şeyde fanatik olundu mu, hazmetmek zorlaşıyor.

Sporun pratiğini ve teorisini sahada ve masada naçizane yalayıp yuttuğuma öyle pişmanım ki sormayın gitsin.

Ah kayınpederim ah.

Sera işiyle uğraşacağına bir gazetede genel yayın yönetmeni olsaydın da benim de bir gazetede köşem olsaydı.

 
Toplam blog
: 135
: 1226
Kayıt tarihi
: 11.10.06
 
 

Ankara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Öğretim Üyesi. Spor Sosyolojisi, Popüler Kültü..