Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Nisan '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
515
 

Ah keşke 2

Ah keşke 2
 

Hayatımda iki büyük AH KEŞKE kavramı var. Birincisi, ''Ah keşke 1968 yılında çalışmak ve bir müddet oralarda yaşadıktan sonra kısa sürede geri dönmek üzere Almanya'ya gitmeseydim.'' İkincisi, ''Ah keşke akraba ve yakınlarımın, genelde Türk insanının bu kadar değişmiş olabileceğini ve benim onlara uyum sağlayamayacağımı temelli dönmeden önce farkedebilseydim ve ülkeme temelli dönmeseydim''

Ülkeme temelli dönmeseydim çok daha iyi yararlanabilirdim bu güzel ülkenin güzelliklerinden. Her yıl Jaguar veya Porsche arabamla birkaç kere izin yapmaya gelir, istediğim tatil yöresinde hasret giderebilirdim. Avrupa'da da vaktim oldukça diğer Avrupa ülkelerine seyahat ederdim.

Geleli 12 yıl oldu, hele son 5-6 yıldır bulunduğum muhitten dışarı bir yere adım atamıyorum. Geldiğim günden beri bir otomobil alacak parayı kazanamadığım gibi Almanya'da kazandıklarımı da erittim. Son model otomobillerin, minibüslerin içinde kasıla kasıla direksiyon kullananlara bakıyorum da aklımdan iyi şeyler geçmiyor.

Bir gün birine, ''İn len arabadan aşağı, yürü bakayım şu düz yolda düşmeden!'' diyesim geliyor. Biliyorum yürüyemeyecek. Elinde tespihsiz, hemşehrisinin elini tutmadan, onun omuzuna dayanmadan, etrafında hemşehri kalabalığı görmeden düz yürüyemeyecek. Düşmese de yalpalayacak. Dizlerinin bağı çözülecek.

Ama arabanın içinde havalı korna gibi oturuşu ve etrafa küçümser gözlerle bakışı yok mu, işte o beni gıcık ediyor.

Ah keşke Almanya'ya gitmemiş olsaydım. O zaman bu hanzoların davranışları beni bu kadar rahatsız etmezdi. Alışırdım. Güzel İzmirim'in Kordon Boyu'nda deniz havasını ciğerlerime doldura doldura yürürken de mutlu olamıyorum. Banklara oturmuş, çıt çıt ayçiçeği çekirdeği zıkkımlanıp da kabuklarını yerlere atanları görmeden yürümem mümkün değil. Asker gibi sıralanmışlar çekirdek çitliyorlar ve istisnasız hepsi de yerlere atıyor kabukları. Birini ikaz etsen hepsi birden cevap veriyorlar. ''Çöpçülerin işi ne, gelir süpürürler. Sana ne? Sen kim oluyon?''

Ah keşke bu zihniyeti farkedemeyecek kadar zihniyetten yoksun olsaydım. Ah keşke daha aptal olsaydım da hiçbir şeyi farketmeseydim. Ah keşke Almanya'da güzel ve geniş hatta bisiklet yollu kaldırımları görmemiş olsaydım, belki de İkiçeşmelik caddesinde kaldırım aramaz, bulduklarımın da dükkan sahiplerinin işgali altında olduğunu farketmez, hatta intihar edilebilecek kadar yüksek olmalarından rahatsız olmazdım.

Oradaki caddelere döşenen parke taşlarının arasının, zift alaşımı katı maddelerle, sert bir şekilde doldurulduğunu görmemiş olsaydım, bizim parke taşlı yollarımızda topuklu ayakkabılarıyla yürüyemeyen kadınlarımızı belki de fark etmezdim. Almanya'ya gitmemiş olsaydım, aklım orada takılı kalmazdı. Ülkemdeki yamukluklara da belki bu kadar üzülmezdim. Çünkü daha iyisini görmemiş olur, en iyisinin bu olduğunu düşünürdüm.

Ah keşke temelli dönmeseydim. Ülkemi de, ülkemdeki insanları da daha çok severdim.

Mustafa Mumcu, 12 Nisan 2007 saat: 02:10

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Mustafa Bey, bir kac yazinizi okudum. Acik ve mert düsüncelerinizi dile getirmissiniz. Bizde bir söz vardir bilirsiniz; "dogru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" Hangisi dogru hangisi yanlis tartisilabilir. Söyleneni ve söyleyeni anlamaya calismak icin tutucu zihniyetten uzak olmak her iki tarafida üzmeyecektir. Ben güzel ülkemin sartlarinda yasayan insanlarimizi kendimi üzmemek icin, onlari anlamaya calisiyorum. Onlarinda bizleri anlamaya calismalarini, gönül arzu ediyor. Bilirsiniz, hatirlarsiniz; Kirsal bölgelerden gelen ilk türk göc kusagini almanlar uzaydan gelen insanlar gibi görürlerdi. Son derece tezatlik vardi kültür ve yasam tarzinda. Ülkelerinde onlarla birlikte yasamayi iclerine sindiremediler ilk zamanlar. Basin, medya ve devlet tesviki ve katkisiyla farkli kültürlere saygili olunmasi gerektigi uzun yillar, beyinlere islenmeye calisildi. Misafir iscilerin göcmen olduklari kabul edildi. Almanya artik multikültürlü bir ülke konumunda kayda deger sorunlari yok. Saygilar

mine objektif 
 13.04.2007 13:37
Cevap :
Merhaba Mine Hanım! Değerli düşünceler içeren yorumunuz için teşekkür ederim. Birdenbire anılarım tazelendi sizinle. 1968 yılı Temmuz ayında gitim Almanya'ya. O sıralarda yabancı işçilere GASTARBEITER/MİSAFİR İŞÇİ deniyordu. Almanlar iş gücü isteklerine göre hazırlanmışlar, gelenlerin insan olduğunu unutmuşlardı. Zamanla bu unutkanlıklarını telafi ettiler ve şimdilerde pala bıyıklı, elinde süpürgeyle dolaşan, ucuz işlerde çalıştırılan yabancılar imajı çoktan silindi. 70 binin üzerinde Türk kendi işyerinin sahibi olduğu gibi yanlarında da önemli ölçüde Alman çalıştırıyorlar. Alman tabiyetine geçmek kolaylaştırıldı. Asimilasyona yönelik çalışmalar yapılarak, her yabancının biraz olsun almanlaşması sağlandı. Ülkemde durum öyle değil. Müthiş bir hemşehri kayırmacılığı ve ırkçılık var. Konu sadece benim yaşantımla ilgili olsa hoşgörü bol bende. Problem yok. Ama bu güzel ülkenin insanları daha bilgili ve ülke çıkarlarına duyarlı olmalılar. Bu eksik. Saygılar.  13.04.2007 15:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 325
Toplam yorum
: 2858
Toplam mesaj
: 684
Ort. okunma sayısı
: 3180
Kayıt tarihi
: 10.04.07
 
 

06. 06. 1945 İzmir doğumluyum ve İzmirli olmaktan da gurur duyuyorum. 1968 yılında birkaç yıllığın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster