- Kategori
- Deneme
Akıntıya karşı

İnsan; Ne kıymetli bir varlıktır ki. Onu yaratan yarattığı diğer bütün canlılardan daha kıymet vermiş ve daha çok sevmiş. “Yaratılanların en hayırlısı” gibi çok değerli bir taçla taçlandırılmış. Ona dünya denen renk cümbüşü içinde her türlü nimetin bol olduğu bir dünya bahşetmiş.
İlk insan Adem atamızdan günümüze kadar Önceki bilinmeyenden/Dünya yaşamına gelip bu dünyada iyi ya da kötü yaşayıp sonra tekrar/sonraki bilinmeyene doğru yolculuğuna devam etti. Yani İnsan dünya kapısına girişte kendine verilen insan bedenini (Bu bir elbise) giyiyor, dünyada verilen yaşam süresini tamamlayarak bir sonraki çıkış kapısına yöneliyor orda giydiği insan bedenini çıkarıp tekrar yeni bir aleme geçiyor.
Yüce yaratıcı insanı dünyaya girmeden önceki ve Dünyadan sonraki yaşamı ile sorumlu tutmuyor. İnsanı sorumlu tuttuğu tek yer ve mekan Dünyada yaşadığı iyi ya da kötü yaşamı ile ilgili. Bütün dikkatleri bu dünya yaşamına dikte ediyor. Kısacık ömrün içine sığdırdığınız pozitif enerji sizi bir sonraki bilinmeyende mutlu ve huzurlu yapacak diyor. Buradaki yaşamınız sizin için çok önemli, topladığınız puanlar, kuponlar, meyveler gelecek bilinmeyeninizin şekillendirecek diyor.
Hepimiz valizini tıka basa doldurup çıkış kapısına doğru yürüyoruz. Bu yürüyüş esnasında valizimizde neler olup olmadığına bakmıyoruz. Taşıdığımız valiz çıkış kapına varınca kendiliğinden kapanacak. Bir çoğumuz kontrole yaklaştıkça şu valize neler koymuşum bir bakayım dediğinde kapanan valizin anahtarının olmadığını fark edip paniğe kapılacak. Kilidi kırıp götürmek istemediklerini çıkarıp atmak isteyecek ama artık iş işten geçmiş olacak. Bir çoğumuzun da taşıdığı valizden emin olarak yüzü gülücüklerle devam edeceği hatırlatılıyor. Son çıkış kapısına gelmeden valizinizi tasnif edin, içindekilerden emin olun zira taşıdığınız valiz anahtarı olmayan bir kilide sahip. Son çıkış kapısında kendiliğinden kapanır ve bir daha asla açılmaz. Onun ancak hesap günü açılacağı açık ve net olarak belirtiliyor. Dolayısı ile valizinizi kurallara göre tasnif edin. O kapıya yönelinceye kadar istediğiniz gibi boşaltıp tekrar doldurun. Zira yaratıcı o imkanı bize vermiştir.
Valize koyacağımız şeyler bilinmeyen değildir. Hepimizin bildiği şeylerdir. Çünkü yüce Allah bize bir sonraki bilinmeyende nasıl mutlu olacağımızı tek tek anlatmış. Hatta yazılı olarak dünyaya peygamberleri aracılığı ile göndermiş. Sınav sorularının cevabını baştan vermiş. Bu sorulara iyi çalışın sınavda bütün sorular bunlar olacak demiş. Hayatımızı zora sokmamış. Ben sizi insan olarak yarattım sizde insan gibi yaşayın. Yapmanız gerekenler/ ve yapmamanız gerekenler diye ikiye ayırmış. Bu iki olguyu aşmak için insana bütün canlılardan farklı olarak “Aklı” verip verdiği bu donanımın da hakkını istemiş.
Bütün bu olayları hepimiz çok iyi biliyoruz. Anlatmaya yazmaya gerek bile yoktur. Dünya denen bu mekanda ilk nefesini alan insan bu mavi mekana öylesine sarılıyor ki artık bir sonraki çıkış kapısının varlığını bile unutuyor. Güzelden sıkılıyor, çirkinden bunalıyor. Sıcaksa soğuk istiyor, soğuksa sıcak,
Fakir zengini gıpta ediyor. Zengin fakirin bir lokma ekmeğine göz dikiyor. Doyumsuz, mutsuz, huzursuz olan insanlık doğal olarak yaşam alanlarını daraltıyor. Bütün bunları olacağını bilen yaratıcı uyarıyor. “Ben sizi insan olarak yarattım, nasıl yaşamanız gerektiğini size bildirdim, dolayısı ile o vasıflara sahip olun. Toplumun refahını, huzurunu sağlamanız için gerekli davranışlar sergileyin diyor”
Bu mekanın en hayırlıları topluma ve insanlığa hizmet edenlerdir. İnsanlığın refahını ve düzenini sağlayanlardır. Bütün insanlık tarihinde olduğu gibi güçlüler güçsüzleri ezmekte, insanlar fikirleri ve ırkları için ayrıştırılmakta ve hatta cezalandırılmaktadır. Yine bütün insanlık tarihe baktığımızda bütün gelişmeler sistemin kokuşmuş cehalet yapısına baş kaldırmalarla olmuştur. En sevilen insan tipi etliye sütlüye karışmayan, sistemin bütün kurallarına ayak uyduran, verilirse yiyen, verilmezse de yaşadığına şükreden, kaderine ve sisteme yenik düşmüş insan tipidir. Yine bütün insanlık tarihine bakıldığında en çok zulüm görense düşüncedir. Halen dünya aynı sorunları yaşamaktadır. Düşünce akıntıya karşı yüzmektir. Çünkü sistemin yanlışlarını, olumsuzluklarını dile getirir. Bunu yapmak demek kendinden ve geleceğinden bir çok şeyden ödün vermek demektir. Hatta işkence görmek, hapsedilip özgürlüğünden olmak demektir. Bütün acılara ve işkencelere rağmen düşüncelerinden ve fikirlerinden vazgeçmemek demektir. Bu tür insanlar toplumda sayılıdır. Çoğu zaman parmakla gösterilecek kadar belirgindirler. Çünkü sürekli egemen gücün gözetimindedirler. Ben onları akıntıya direnen kayalara benzetiyorum. Durgun suda yüzerken bir şeye ihtiyaç duymazsınız. Fakat ilerde bir çağlayanın sesini duymuşsanız paniğe kapılırsınız. Artık akıntı başlamıştır. Tutunacak bir kaya parçası ararsınız. İşte her şeye rağmen akıntıya başkaldıran o kaya sizin imdadınıza yetişir. Hayatınız ve geleceğiniz için bir umut olur.
Toplumların gelişmesini ve ilerlemesinin en büyük göstergesi “Toplumda yaşayan insan gücünün verimliliği ile alakalıdır.” Sistemi sorgulayan ve yargılayan gerektiğinde korkmadan fikir ve düşüncelerini söyleyen, yeniliklere ve geleceğe açık aydın, eğitimli insan yapısı, Teslimiyetçi, kaderci, sürü zihniyetine sahip insan yapısından daha fazla olmasıyla ilgilidir. Hiçbir şey yapmayan, sadece yiyip içen bir insanın valizinde çıkışta ne olabilir. Çalışmamışsa çalmıştır, veya toplumu sömürüp nemalanan dan yararlanmıştır. Toplum için mücadele edenlere ve hatta onun için savaşanlara karşıda sessiz kalmıştır. Dolayısı ile bu tür insanların değerlendirilmesi de açıktır.
Hepimizin yönü son çıkış kapısına dönükse, oraya doğru her gün bir adım daha yaklaşıyorsak. Bizin biraz daha hızlı hareket etmemizi isteyen bir önceki bilinmeyenden dünyaya, dünyadakilerde bize doru hücum ediyorsa. Valizimize güzel şeyler dolduralım. Bir birimizi sevelim. Sevgi bütün olumsuzlukların tek ilacıdır. O ilacı hep cebimizde en yakınımızda taşıyalım. Doğru için geleceğimiz için akıntıya karşı yüzmekten korkmayalım.
“Işık özgür düşünceden doğar” O ışığın sönmesine asla müsaade etmeyelim.
Fikret Bayrak