- Kategori
- Tarih
Ama Yine de Dönüyor!

Bir garda, içerisinde bulunduğumuz trenin hemen yanında başka bir tren varsa ve bunlardan birisi hareket ettiği zaman, hareket edenin hangisi olduğunu hemen anlayamayız.
Eski bir Çin masalı, büyük Sarı Nehir üzerinde çalışan bir vapurun öyküsünü anlatır. Hikâyeye göre; bu vapurda doğan ve hiç karaya inmeyen bir çocuk, vapurun yerinden hiç kımıldamadığını, asıl hareket edenin, vapurun iki yanından geçip giden ağaçlar, dağlar, köyler ve şehirler olduğuna kesinlikle inanırmış. Bir yaşlı bilge bu yanlış görüşü çocuğun aklından silmeye kalkışınca, bu fikri çürütecek hiçbir kanıt bulamamış!..
Bu öyküde olduğu gibi biz de, yıldızların, ufkun bir yanından öbür yanına doğru ilerlediğini gördüğümüz zaman, gökyüzünün değil de yeryüzünün döndüğünü kimse bize kanıtlayamaz. Dolayısıyla ilkel insanların, gökcisimlerinin yerin çevresinde döndüğüne inanmalarını normal karşılamak gerekir. Çünkü onlar bu olayı gözleriyle görmektedirler. Her çağda, her yüzyılda, birçok bilgin gökyüzünün sırlarını çözmek için çok uğraştığı, kafa yorduğu hâlde bu yanlış fikir uzun yıllar geçerliliğini korudu. İnsanoğlunun vatanı, nasıl olur da evrenin merkezi sayılmazdı?
Bu haklı görünen inanca rağmen birkaç filozof, yerin kendi ekseni etrafında döndüğünü iddia etmişti. Ne var ki, herkes onlarla alay etmiş ve şu karşılığı vermişti:
''Bu koca kütlenin bir topaç gibi dönmesine hiç imkân var mı? Çok ince bir kristalden yapılmış olduğu için gökyüzünün tepemizde döndüğüne inanmak çok daha akıllıca bir davranış olur! "
Lâkin bu hayâl ürünü görüşlerin sahipleri, yerin bir küre biçiminde olduğunu sözlerine ekleyince, derhal şu cevapla karşılaşmışlardı: "Öyleyse dünyada başaşağı durarak yaşayan insanlar da var demektir! "
17' nci yüzyılda yaşamış olan İtalyan matematikçi ve astronomu Galileo Galilei, yerin döndüğünü keşfeden ilk insan değildi. Ondan daha evvel bu gerçeği farkedenler de olmuştu... Fakat bu fikri yaymak için Galileo çok uğraştı ve bir sapık inanç yaydığı gerekçesiyle mahküm edildi! İnsanların anavatanı adi bir göktaşı gibi görülmemeliydi! Söylentiye bakılırsa, Galileo mahkümiyet kararını dinledikten sonra aynen şöyle mırıldanmıştı: "AMA YİNE DE DÖNÜYOR! "
Fransız edebiyatında yergi türünden önemli eserler vermiş olan yazar Cyrano da Bergerac' ın, yerin kendi çevresinde dönüşüyle ilgili ilginç bir açıklaması var... "Diyelim ki bir bıldırcını kızartmak istiyorum. Onu önce bir şişe geçirdikten sonra, ya şişe geçirilmiş bıldırcını ateşin önünde çeviririm, ya da kuş hareketsiz kalır, ben de ateşi, mutfağı, evi, bıldırcının etrafında çeviririm. Siz olsanız hangi yolu seçerdiniz? "
Astronominin emekleme çağından bu yana bilginler, yerin döndüğünü kesinlikle ortaya koyan kanıtlar buldular ve bu kanıtları çeşitli deneylerle saptadılar. Bu öneriyi en iyi kanıtlayan ve bu konudaki deneyler arasında en fazla yankı uyandıranı, 1852 yılında Paris' te, Pantheon tapınağına yapılan deneydir. Lâkin bunu anlatmadan evvel bilinen bazı gerçekleri hatırlatmakta fayda görüyorum.
Sarkaç denen şeyi hemen hepimiz biliriz... Bu, bir ipin ucuna tutturulmuş madeni bilyadır. Sarkacı salladığımız zaman hep aynı yönde olmak kaydıyla bir gel - git hareketi başlar. Bu sarkacı bir otomobilin içerisinde sallarsak, otomobil de virajları hızlı dönmezse, sarkaç hep aynı şekildeki gel - git hareketine devam eder. Kısacası içerisinde bulunduğu otomobilin yön değiştirmesi onu etkilemez; çünkü kendi desteği hareket etse bile sarkaç hep aynı düzlemde kalır.
İşte bu sebeple Fransız fizikçisi Louis Foucault, yerin döndüğünü ispatlamak için 67 metre uzunluğundaki bir sarkacı Pantheon' un kubbesine astı ve deneye tanık olarak İmparatoru ve kentin ileri gelenlerini davet etti.
Sarkaç her sallanışında, üzerinde iz bıraktığı bir kum yığınına çarpıyordu. Orada bulunanlar, bu izin her seferinde başka bir yerde meydana geldiğini gördüler. Bir sallanış sonunda kumda kalan iz ile 16 saniye sonra tekrarlanan ikinci sallanış sonunda meydana gelen iz arasında 3 ya da 4 milimetre fark vardı! Sarkaç hep aynı düzlemde kalıyordu ama Pantheon da, Paris de, Yer de oldukları yerde dönüyorlardı. Demek ki dönen gökyüzü değildi.