Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Temmuz '17

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
136
 

Aman kaçın gülenler var

Aman kaçın gülenler var
 

İstanbul’un bir köşesinden diğer köşesine gitmek üzere yola koyuldum. En kestirme yol olan metroya ulaşmak için, evimden 20 dakikalık bir yürüyüş yapmalıyım. Hava sıcak mı sıcak. Yol gözümde öyle bir uzuyor ki, sormayın gitsin. Yine de Bostancı – Sarıyer arasında gidilebilecek en kısa yol, metro. Bu koşullarda bile 2 saat. Arabayla gitmeyi denesem, cumartesi olduğu için kaç saatte varacağımı kestirmem imkânsız.

Sıkı bir yürüyüşle, kan ter içinde kala kala metroya varınca rahatlıyorum. Ne de olsa yerin bilmem kaç kat altı, serin serin iyi geliyor. Neyse ki çok beklemeden metro geliyor. Ayakta kalma riskini göze alıp kendimi, açılan kapıdan içeri atıyorum.

Marmaray’a binmem gerek bundan sonra, yani Marmara Denizi’nin altından geçeceğim. Her seferinde, değişik bir heyecan yaşıyorum. Yani düşünsenize, insan her gün işine giderken, deniz altında seyahat etme şansını başka nerede bulur.

Ha, şimdi diyeceksiniz, Fransa – İngiltere arasında Manş Denizi’ni geçiyor, insanoğulları ve kızları. Doğru da canım kardeşim, ben İngiltere’de çalışıyorsam, neden Fransa’da oturayım. Paşa paşa taşınırım İngiltere’ye. Vize sorunları da yok o arkadaşların malum. Rahat rahat gider gelirim işime.

Neyse, konuyu dağıtmış gibi olmayayım, en son kendimi metronun açılan kapısından atmıştım. Bir de kafamda oturur muyum acaba, gibisinden deli deli sorular. Hayır hafta içinde hiç kısmet olmadı ama bir umut işte. İnsan hayal ettikçe yaşar, değil mi ama!

Girer girmez, sağa dönünce, hemen kilolu bir arkadaşın yanının boş olduğunu görmez miyim? “Nihayet, beni de gördü sonunda”, derken, kahkahalarla doluyor tüm vagon. “Hayırdır inşallah” diyerek bakınıyorum, her iki yanı (üstelik!) boş olan kilolu arkadaş, siniri bozulmuşlar gibi, yüzü kızarıncaya kadar yüksek sesle gülüyor.

Duruyorum, şimdi önümde iki seçenek var; Ya  8 durağı neden güldüğüne dair hiçbir fikrim olmayan, her iki yanı muhtemel bu gülüşler nedeniyle boş bırakılan arkadaşla yan yana geçireceğim, ya da bir umut ilerilere doğru gidip, makus talihimin bir kez daha kırılması için dua edeceğim.

Arkadaş, gülmeye hiç ara vermeden devam ediyor bu arada. Yüzü kıpkırmızı, dizlerini dövmeye başlıyor.

Ben talih kuşunu aramaya karar verip, ufaktan ufaktan ilerilere doğru hamle yapıyor ve az ileride boş bir yer bularak, hemen oturuveriyorum. Şükür.

 

Bu arada adam güldükçe, tüm vagonun da güldüğünü fark ediyorum. Bulaşıcı tabii. Esnemek gibi, gülmek de bulaşıcıdır. Karşı sırada oturan gençten bir kadın, eliyle deli işareti yapıyor, çaktırmadan. “Acaba?” diyorum. Bu bir nevi hastalık da olabilir. Sanki öyle bir şeyler okumuştum. Hay Allah, bilimsel açıklamaları hiç hatırlayamıyorum.

Adam gülmeye devam ediyor, metro hızla yol alıyor ve kapılar açılıp kapandıkça, birileri iniyor, birileri biniyor. Sonunda, yanına bir adam oturuyor. Diğer tarafı hâlâ boş. Arada bir duruyor şimdi. Vagon sakinleri, hiç olmadığı kadar tanış muhabbetinde. Normalde, metroda yüzler asık olur, insanlar birbirleriyle göz göze gelmemek için yere bakar ama bu sefer, 40 yıllık ahbap olmuşuz, gülen bir insanı garipsiyor ve kaş göz işaretleriyle açıklamalar yapıyoruz.

“Ne tuhaf diye düşünüyorum. Gülen bir insanla karşılaşınca, aklımıza ilk onun deli olabileceği geliyor. Ağlasa, bu kadar garipsemeyeceğiz. Belki birkaç kaçamak bakış, bir iki teselli sözü, birimiz kâğıt mendil uzatacak ve o kadar.

Ama bu adam resmen kahkahalarla gülüyor ve gülen insanın yanından kaçma ihtiyacı duyuyoruz. O sırada bir kadın kalkıp, boş olan diğer yanına oturuyor ve başlıyor konuşmaya. Anlayabildiğim kadarıyla, bunun bir hastalık olduğundan bahsediyor adam. Konuşurken gülmüyor, hatta çok ciddileşiyor.

Kadın gerekli bilgileri almanın rahatlığıyla yerine geçerken, adam kalkıyor ve ilk durakta inmek üzere kapının yanına gidiyor. O an kafamda şimşekler çakıyor “ bu adam, bilimsel bir çalışma yapıyor olmasın?” Gözleri, tüm vagonu dolaşırken, hiç olmadığı kadar zeki bakıyor ve yüzünde “nihayet biri merak edip, sordu. İşim bitti, gidebilirim!” ifadesi.

Resmen denek gibi kullanıldığımızı hissediyorum. Marmaray’a gelmeden önceki son durakta inen adamın arkasından bakakalıyorum.

 

Çimen Erengezgin 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 167
Toplam yorum
: 42
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 597
Kayıt tarihi
: 08.09.11
 
 

Yazar ve Yoga Eğitmeni ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster