- Kategori
- Siyaset
Amerika ağzıyla konuşmak

Konuşulması gereken yerlerde konuşunuz, laga- luga etmeyiniz!...
AKP istediği rejim değişikliğini "terör" üzerinden pazarlamak istiyor.
Özellikle son zamanlarda terör olaylarının hızlanması, şehitlerimizin çoğalması ve PKK'nın taktik değiştirerek topyekün saldırılar başlatarak toprak kapmaya çalışması; ülke yararı, gerçeklerin, millet iradesinin gerçekleştiği yer olan mecliste konuşulup tartışılması bir zaruret halini almıştır.
Değişen bu şartlar üzerine meclis'in toplanmasını isteyen CHP'ye karşı, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere MHP lideri Devlet Bahçeli'nin adeta kafalarına atom bombası düşmüş gibi havaya sıçramaları (Meclis'in toplanmasını istememeleri) anlaşılır gibi değil.
Güya nedir, Meclis'te toplanıp, son olayları tartışmak BDP'nin tuzağına düşmekmiş!
Siz herkesi kör, âlemi de sersem mı sanırsınız? Gerçekler güneş ışığı gibi açıkken onları perdelemeye hanginizin gücü yeter. Medyada yazılanlara karşı gözünüzü kapayabilirsiniz ama hemen her aile ocağına düşen ateşi es geçemezsiniz;
ABD'nin ağzını kullanarak Türk insanının temiz-saf duygularını kendi çıkarlarınıza alet edemezsiniz;
Güney sınırımızdan Suriye'ye eli silahlı ABD yandaşlarını gönderip sonra da müslüman kanıyla abdest alamazsınız!
*
ABD, Ortadoğu'yu Yeşilçam filmleri gibi görebilir. Vietnam'da yaptıklarını gördük. Sonra da yaptığı bu mezalimi filmlerle dünya piyasasına sürüp ondan bile kazanç elde edebilir. Etti de!
Çünkü kuruluşu da aynı böyle; kendine uymayan halkları yok ederek, onlara hor bakarak onların toprakları üzerinde semizlenmekle eş değerdir kültürleri. Yaşamlarını ancak sömürü üzerine kurdukları içindir bu kültürsüzlükleri.
Senin tarihsel bir geçmişin, bir Türklüğün var. istesen de ABD'ye benzeyemezsin. İstesen de kendi toprakların üzerinde "küçük bir Amerika" kuramazsın. Çünkü sen istesen de buna ilk önce yine Amerika karşı çıkar/çıkmaktadır da!...
Ama, Ey Erdoğan ve Bahçeli, halktan kaçış olmaz. Ne kadar kaçarsanız kaçın, bu toplum hep sizleri kovalayacaktır.
Hele ayağınızı bir yanlış basmayı görün; hemen, İzmir'deki taksi şoförlerinin - ekmek teknesi demeyip - göz açıp kapayıncaya kadar insanları o yanlış yere ücretsiz taşımaları gibi, yeri ve zamanı geldiğinde kafanıza binmeyi de bilirler.
Sorumluluktan kaçış yoktur. Meclis'e gelecek ve bu millete Hakkâri'de, Şemdinli'de, Diyarbakır'da kısacası Güneydoğu'da bu son zamanlarda neyin değiştiğini ve bununla ne yapılmak istendiğinin hesabını vereceksiniz, ne olup bittiğini millete açıklayacaksınız. Yüzlerce teröristin ellerini kollarını sallayarak tonlarca ağır silahları nasıl Şemdinli'ye kadar soktuklarını halkınıza anlatacaksınız.
Çünkü, ileri demokratlik bunu gerektirir. Çünkü, "ileri Demokrasi"yi kuracağız diyerek bu halktan oy aldınız.
*
ABD'nin ağzıyla konuşarak bu milleti yıllarca uyuttunuz. "Stratejik Derinlik" adına, komşularınızı "çantada keklik" olarak gördünüz. "Ekonomilerinden faydalanacağımız çok şeyler vardır" diyerek, Amerika planlarının tuzağına düştünüz.
Güneydoğu'da güvenlik zaafına düştüğünüz gibi Güney sınırlarımıza da "yaralılara yardım" yalanıyla PKK ve CIA ajanlarını yığdınız, milletin vergileriyle - çalışan işçilerimize üç kuruşluk zammı çok görürken - onlara maaş bile bağladınız.
Şimdi "Güneydoğu'da neler oluyor? diye sorulduğunda ise, isyanları oynuyorsunuz! Bunun sebebi çok açıktır:
Uyguladığınız Suriye politikasi'nin gerçek sebepleri bir bir kendini göstermeye başlamıştır. Bu gerçekleri -sözüm ona - ört-pas etmek için, konuları çarpıtıp aklınızca halkı yanlışlarınıza ortak etmek, yaptıklarınızın doğruluğuna onları da inandırmak istiyorsunuz.
Libya'da bunu yaptınız, Tunus'ta, Mısır'da bunu yaptınız. Suriye'de Esad'a sağ gösterip sol vurdunuz; böylece de Güneydoğu ve tüm Güney sınırlarımızda - ABD'nin isteği doğrultusunda - Kürtlere yer açtınız.
Türklerin Kürt halkı ile bir sorunu yoktu. Uydumcu PKK hariç hâlâ da yoktur. Sorunu yaratan, ABD çıkarlarına uyan sizler oldunuz.
Tıpkı Osmanlının son dönemlerinde Vahdettin'in ülkeyi kurtarmak için elinden bir şey gelmeyeceğine inanıp ülkesini İngilizlere kendi elleriyle teslim etmesi gibi; sizler de Türkiye'nin kendi sorunlarını kendilerinin gideremeyeceğine; bu yüzden de ABD'nin gelip sorunlarımızı gidereceğine inanıp onlarla işbirliğine girdiniz:
Bunun için de; 3 Nisan 2003 günü, yani Sayın Abdullah Gül'ün Başbakanlık koltuğuna oturduğu gün, ABD Dışişleri Bakanı Powell ile 2 sayfa 9 maddeden oluşan bir antlaşma yaptınız. (Daha sonra gazeteci Sedat Sertoğlu'na, bizzat Abdullah Gül bunu itiraf etmiştir. Vatan gazt, 24 Mayıs 2003)
Bu 9 maddenin 3. maddesi, aslında bugün Güneydoğu'da nelerin olduğunun ve ileride daha da nelerin olabileceğinin açık kanıtıdır.
Bu maddede, "PKK'ya askeri harekât için ABD'den izin alınması aksi taktirde ABD'nin Türkiye'ye ambargo uygulayacağı" yazılıdır. Ayrıca diğer maddelerde de, Türk ordusundan, askerlerimizin Irak sınırlarından geri çekilmesi şartı koşuluyor.
"KONUŞULMASI GEREKENLER KONUŞULMAZ DA ONUN YERİNE LAGA-LUGA KONUŞMALAR OLUYORSA, BİLİNİZ Kİ ALDATILIYORSUNUZDUR"
*
Yarın (bugün) günlerden cumartesi, tarih, 11 Ağustos 2012. ABD Dışişleri Bakanı Clinton ülkemize geliyor. Gündem, büyük olasılıkla Suriye'den sonra İran için nasıl bir adım atılabileceği olacaktır. ABD'nin atacağı adım belli: İran'a uygulanan son yaptırımların gidişatı hakkında Türkiye ile istşarede bulunmak ve İran için Türkiye'nin neler yapabileceğini öğrenmek.
İran Generalinin, zaman ayarını ve Türkiye için söylediği "Suriye'den sonra sıra sizde - aslında demek istediği ise 'sıra bizde" sözlerini burada iyi okumak gerekli!
Unutulmamalıdır ki, Suriye konusunda Başbakan Erdoğan'ın aniden 180 derece dönmesinin adımları da böyle atılmıştı!...
*
1973 yılında Nobel Barış Ödülü de alan "Kurt Diplomat" lâkablı eski ABD Dışişleri Bakanı Henry KISSINGER'in ünlü bir sözü vardır. Der ki:
"AMERİKA OLARAK NEDEN GÜÇLÜYÜZ BİLİYOR MUSUNUZ?
BİZLER ARAMIZDAKİ VATAN HAİNLERİNİ ÖLDÜRÜRÜZ.
DİĞER ÜLKELERDEKİ VATAN HAİNLERİNİ İSE KAHRAMANA DÖNÜŞTÜRÜP, O ÜLKELERİN ÜST YÖNETİM KURUMLARINA GETİRİRİZ"
Alaettin Morgül / 11.08.2012