Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '07

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
1492
 

Anıları biriktirmek geçmişte yaşamak mıdır?

Anıları biriktirmek geçmişte yaşamak mıdır?
 

" Bugun pazar... Eski notlara göz atmanın zamanı değil mi? " diyor Sayın Can Dündar bugun ki yazısında. Bu yazıyı okurken ne çok şey düşündüm aynı anda.

Ben de bir zamanlar herşeyi biriktirendim. Yaptığım her etkinliğe ait bir anı olurdu gizli kutumda. Ya yazdığım günlükler, kaç defter olmuşlardı üniversiteye geldiğimde. Bana bu güzel alışkanlıkları kim aşılamıştı, kim günlük yazmak gibi harkulade bir davranışı edinmemi sağlamıştı doğrusu hatırlamıyorum, çünkü kendimi bildim bileli günlük tutuyordum.

Günlük tutmak, yaşadığın hayatın farkında olmaktı bir nevi. Akşam olduğunda koca günde yaptıklarınla, isteyip de yapamadıkalarınla, istemeyip de yaptıklarınla baş başa kalıp bir özet çıkarmaktı adeta hayata dair. İnsanın yaşadıklarının farkındalığını sağlayıp, yaşadığı hayatta yeri geldiğinde iradesini kullanmak anlamına gelir. Hayatı önüne geldiği gibi yaşamak yerine, nerede nasıl bir hamle yaparak yolunu değiştirebileceğinin ip uçlarını verir. Bu da daha tatminkar ve mutlu bir hayat demektir.

Evden ilk ayrılışım olan üniversiteye gitme zamanında bunları özenle paketleyip kaldırmak en çok uğraştığım konu olmuştu. Onlarla zaman zaman başbaşa kalıp düzenlerdim kendimce, hem de o anları yeniden yaşardım elime geçen her geçmişe ait ip ucunda. Bu düzene rağmen günlerce ne diye uğraşmıştım ki o zaman. Öyle çok anı biriktirmiştim ki (şimdi anlıyorum kişiliğimin yapı taşlarıymış onlar) bunların içinden sıyrılıp o ana ve geleceğime bir türlü odaklanamıyordum. Günler sonra toparlanmıştım, hem kutularımda hem de yüreğimdeki saklanacak köşelerinde derli toplu bırakmıştım onları.

Üniversite yıllarımda daha çok tiyatro, sinema, bale, konser biletim olmasına karşın, yazma alışkanlığımı yitirmiştim. Ama gene de anılarıma dair ip uçları birikmişti eve her döndüğüm yaz tatillerinde. Onları da eskileri ile aynı yere kaldırıyordum.

Yıllar akıp gittiğinde ve yeni bir düzen kurmam gerektiğinde hayatımda büyük bir hata yapmıştım. İşim gereği başka bir şehirde yaşamalıydım ve yeni bir düzen kurma telaşı içinde koşturuyordum. O kadar bunalmışlık ve zaman sıkıntısı içinde geçmişimi anılarımı ayıklamaya çalışıyordum. Yüzlerce yazılmış tebrik kartı, mektup, karneler, takdirname belgeleri, biletler, kurumuş çiçekler, neler neler.....

" Bunca kalabalığın içinde, bi de bunları mı uğraşıp taşıyacaksın ta oralara " diyen, muhtemelen beni düşünen bir sevdiğime ait olan bu sese uydum bir anda. " Haklısın aslında " deyip " Ben çıkıyorum o zaman işleri halletmeye, siz yakın bunları " deyip kaçarcasına evden uzaklaştığımı hatırlıyorum. Döndüğümde ise yüreğimin acısını tariflemek zor yıllar sonra bu gün bile. Kimisi yakılmış, kimisi ise çöp bidonundan dışarılara saçılmış bir görüntüyle karşılaşmıştım. Sanki hayatım sokaklardaydı, kaldırıp atmıştım benden olanları.

Bu anı hiç unutamadım aradan geçen bunca yıla rağmen. Hep içim sızladı, hep hayıflandım buna. Neden ben halletmedim ki dedim, yıllarımı paylaştığım ev arkadaşımın yaz tatilinde bana yazdığı kartı sokakta görmenin acısıyla, bana özel olan bir sürü küçük detayı bu kadar anlamsızlaştırdığıma inanamadım.

Ama bugun Aziz Nesin' in aşk mektuplarının yakılması ile ilgili Can Dündar'ın yazısını okuduğumda fark ettim ki, benim de elim değmemişti onlara kıymaya ve o nedenle başkalarına bırakmıştım bunu. Çok değerli bir edebiyatçımızın o özel notlarında elbetteki bir ömür vardı. Ama onlar ona aitti ve ne istediğini zaten bildirmişti. O zaman yapılan doğruydu. Bunu gerçekleştirmenin ne zor olduğunu bilen birisi olarak, bu zorluğu hayata geçirenleri tebrik etmek gerekiyor bence.

Yaşanmışlıklar, yaşayanın iradesinde kalmalı.

Şimdi de, oğluma hazırladığım kutularda özenle saklıyorum onu o yapacak olan anlara ait ip uçlarını. Sinema bileterini, tiyatro biletlerini, sirk biletlerini, düzenlemiş resimlerini, ilk defterini...

Bütün bu yaşanmışlıklara ait küçük detayları biriktirmek geçmişte yaşamak anlamına gelmiyor bence. Geçmişimizle geleceğimiz arasında köprü kurmak, kendimiz olma yolunda giderken attığımız adımların izlerini korumaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ne güzel anlatmışsınız. günlükler evet geçmişi yansıtıyor ama dediğiniz gibi aslında geçmiş ile gelecek arasındaki köprüyü oluşturuyor. Ben de akla hayale sığmayacak şeyleri saklıyorum. bir başkası çöp sanabilir. Ama o ufacık şeyde ne anılar gizli. Üzüldüm yanınızda götürmediğinize ama önemli olanı bundan sonra oluşacak anı kutularını muhafaza etmek değil mi? sevgiler

guguk kuşu 
 24.01.2007 12:38
Cevap :
:)Teşekkür ederim yorumuzun için. Bir ara şu söze takılmıştım"Yaşananlar yaşanmış bitmiştir.Geleceğe bakmak lazım". Ama geleceğe bakabilmek için geçmişte edinilmiş bir bakış açısı lazım insana değil mi? (Bu nedenle anı biriktirmeye devam) Sevgiler.  24.01.2007 14:58
 

geçmişten geleceğe kurulan köprülerden oluşmazmı ki ömrümüz. yada benden sonraki zamanlarda, oğlumuz/kızımız yada torunlarımız bizden bir parça bulmaları gerekmezmiki? yakılan ve atılan nice ömrümüzün sayfalarını yakma cesaretini gösterenler, hiç hayatta biriktirdikleri bir anıları varmı? kendisi kokan bir sayfa, düşlerinde bir kırıntı varmıdır?

Ali BAKMAZ 
 21.01.2007 11:52
Cevap :
Haklısın Sevgili Dostum.. Geçmişe takılmadan ama onları da yok saymadan yaşamla kucaklaşmak, ileriye attığımız her adımda, ihtiyaç duyduğumuzda o anılara dönüp beslenmemiz gerekenlerle beslenmek lazım.Yoksa kendimiz olamayız ki.  21.01.2007 13:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 75
Toplam yorum
: 351
Toplam mesaj
: 95
Ort. okunma sayısı
: 1350
Kayıt tarihi
: 27.12.06
 
 

Her daim doğa ile yaşayan biriyim.. Çünkü işim doğa ile iç içe olduğu gibi evimizde de doğa ile bera..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster