​ Asansör kapısında buluşmak / Sivil Toplum / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '08

 
Kategori
Sivil Toplum
 

Asansör kapısında buluşmak

Asansör kapısında buluşmak
 

Diyelim ki, bir iş merkezine veya apartmana girdiniz. Asansör kapısına yaklaştığınızda, asansörün gelmesini bekleyen, başörtülerinden ve giyim tarzlarından dini inançlarını fazlası ile önemsediklerini hissettiren üç adet bayan bulunduğunu fark ettiniz.

Asansör kapısının üzerinde asansörün dört kişilik olduğuna dair bir ibare gözünüze ilişki. Ve bir süre sonra asansör kabini ışıklarını yukarıdan aşağıya doğru yayarak inmeye başladı. Elbette sıra onlarda olduğu için bayanlar öncelikle kabine girdiler. Ancak her hallerinden sizin o kabinde bulunmanızdan hoşnut olmadıklarını fazlası ile belli eden bir tavır söz konusu. Asansör kabinine girer misiniz, girmez misiniz?

Asansör işletmesinin kendi kuralları çerçevesinde buna hakkınız olduğu bir gerçek. Ancak toplum içinde oluşan medeni davranışlar ve karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler açısından tartışılır bir şey olduğunu da söylemek mümkün.

Bu noktada iki farklı davranış şekli ortaya çıkacaktır. İlki kendi görüş ve bakış açınızı ön plana alarak hareket etmektir. Asansör kabini dört kişiliktir ve sizin dördüncü kişi olarak orada bulunmanızda kural itibari (asansörün kaldırma gücü) ile bir sorun yoktur. Sizin o asansörü üç bayanla birlikte kullanmanız, modern toplum yaşamı açısından da bir sıkıntısı sebebi değildir. Ayrıca karşıdaki kişi ne düşünürse düşünsün önemli olan sizin kendinize olan güveninizdir. Kendinizde duyumsadığınız, o ortamda bulunmanızın bir zarar oluşturmayacağı inancı sizin için belirleyicidir.

Diğer davranış şekli ise, karşı tarafın gerek güvenlik, gerekse de inanç temelli rahatsızlıklarına saygı duyup, kendi hakkınızdan feragat etmektir.

Ben her iki davranış şeklinin de hatalı olduğu görüşünde değilim. Tercihini bu ikisi arasında yapanlar için bir sorun yok bence. Ancak bu sahneyi Türkiye’de yaşanan gerginliğe şablon olarak kullanacak olursak, fikirlerin, önerilerin ve hareket tarzlarının çok farklı noktalara kaydığını söylemek mümkün.

Öncelikle bu benzetmemin soyutlama tekniğine yakın olduğunu söylemek istiyorum. Çünkü yanlış anlamaya oldukça yatkın, ya da okuma alışkanlığına sahip olmadığı için algılama hatası yapma potansiyeli oldukça yüksek bir toplumda yaşadığımız bir gerçek.

İşe, inançlarını fazlası ile önemseyen kesimin, az önceki senaryo için dile getirdiği uç noktalar üzerinden başlayalım;

İnançlarını hayatın belirleyici unsuru olarak görenler için, asansörün işleyiş kuralları ve medeni ilişkiler bu sahneye çözüm üretmek için belirleyici değil. Onlar inancın penceresinden bakarak, ya kadınlar ve erkekler için ayrı asansör ya da tek asansör olacaksa, beraber kullanıma müsaade etmeyen kuralların oluşturulmasını talep ediyorlar. Ülkenin, Hıristiyan – Siyonist güçlerin etkisi altında olduğunu, onların işbirlikçilerinin de bu toprakları Müslümanlara dar eden laik sistemi kendilerine dayattığını iddia ediyor ve Müslümanların kendi kimliklerine sahip çıkarak bu oyunu bozmalarını talep ediyorlar. (Ulusalcı söylemlerin aynadan yansıyan haline ne kadar benziyor değil mi?)

Ve bu taleplerin gerçekleşmesinin de, apartmanda ya da iş hanında çoğunluğuna sahip olmaları dolayısı ile demokrasinin gereği olduğunun altını çiziyorlar.

Diğer kanada gelecek olursak;

En radikal kesimde, bu apartmanda ya da iş hanında dini simge sayılan giysi türünün giyilemeyeceği, bunun yasalarla sabit olduğu, bu tip giysi tarzının milli birlik ve beraberlik kurmanın önünde engel oluşturduğu, hatta ABD’nin ulus devletimizi yıkmak için kullandığı bir gerici unsur olduğu dile getiriliyor. Bu tarz giyim tarzını yasaklamanın gericilikle mücadelenin bir parçası olduğuna inanılıyor.

Bir alt basamakta bulunanların söylemleri kısmen daha yumuşak. Giyim tarzının kişinin kendi tercihi olduğu, müdahale edilemeyeceği, ancak apartmanın ortak kullanım aracı olan asansörden (kamusal alan) faydalanma şanslarının bulunmadığı, çünkü böyle bir kolaylığa sahip olmaları halinde başkalarına kötü örnek olabilecekleri söyleniyor. Bu sebeple kendilerini toplumdan ayrıştıran bir inanca sahiplerse, bunun ceremesini çekmeye hazır olmaları ve merdiveni kullanmaları gerektiği dile getiriliyor. Giyim tarzını inançlarına göre belirleyenlere söz hakkı verilmesi durumunda, onların kendisine söz hakkı tanımayacak olması söylemi de, en büyük dayanak noktaları. (Demokrasiyi korumak için demokrasiden taviz verilebilir mi?)

Elbette sorun bahsettiğim noktalardan, daha farklı açılardan da dallanıp budaklanıyor. Ve tarışmalar anlatmaya çalıştığım kadar karikatürize değil. Ancak ben sorunun, tarafların asansör kapısının önünde buluşup, karşılıklı birbirlerini anlama çabası sonucunda çözülebileceğini düşünenlerdenim. Çünkü her iki kesimde de, karşı cepheyi siyaseten düşman gören bir bakış açısı ve her iki bakış açısını besleyen korku temellenmiş durumda. Bu korku siyaseti de, ülkede söz sahibi olan ve olmak isteyen aktörlerin fazlasıyla işine geliyor.

Bu soruna çözüm olabilecek sivil yöntemlerin hayatın içinden geliştirilebileceğine inanıyorum. Bir insanın kandırılmadan da, başkalarının oyununa gelmeden da, siyasi arka planları olmadan da, sırf inançları gereği hareket edebileceğine inanmanın, hatta bu inançları bizce yanlış olsa da o yanlışa da saygı duymayı öğrenmenin her iki taraf içinde zorunlu olduğunu düşünüyorum.
 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..