​ Aşk Daima Trajiktir / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Kasım '06

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Aşk Daima Trajiktir

Aşk Daima Trajiktir
 

Dilden dile dolaşan öyle bir aşk hikayesi vardır ki hafızamdan hiç silinmez. Eğer Sofokles gibi bir yazar olsaydım, onların yaşadığı trajediyi mutlaka yazardım.

Efsaneye göre Tanrı onu kavmine yol göstersin diye yollamıştı. O, sadece bir peygamber olmakla kalmayıp, aynı zamanda, tarih boyunca milletinin sahip olduğu en büyük imparatorluğun da hükümdarıydı. Bayrağındaki altı uçlu yıldızla anılan bu devletin hassas dengeleri uğruna evlendiği karısıyla yıldızları hiçbir zaman barışmamıştı. Kadın hırslı, kinci ve zalimdi. Davut Aleyhisselam, ulu bir peygamber de olsa, Tanrı’nın bu dünyada, istisnasız herkesi imtihana tabi kılacağı hakikatinin bir tecellisi olsa gerek, başına geleceklerden habersiz, sarayında her zamanki rutin yaşamını sürdürmekle meşguldü. Derken, günlerden bir gün, gözünden bile kıskandığı ordusunun kahraman komutanlarından birisi, karısı ile birlikte hünkar köşkünün yakın bir eve taşındılar. Zaman su gibi akıp geçiyordu. Komşu eve taşınan bu kadın, kocasının seferde olduğu bir sırada, bir akşam üstü, perdesini çekmeyi unuttuğu pencerenin önünde, Davut’ un gözüne ilişiverdi. Davut gördüğü şey karşısında büyülenmişti. O günden sonra, kaderinde bir dövme gibi şekillenecek olan bu olağanüstü kadını aklından çıkaramaz olmuştu. Çok güçlü bir tutkuyla hiç durmadan onu düşünüyordu. Sonunda dayanamayıp, en güvendiği adamını, uzağındayken yanıp tutuştuğu bu kadını alıp getirmekle görevlendirdi. Komutanın karısı, kocasına sadık, mert bir kadındı aslında. Ama Davut’un cazibesine, sarayın ihtişamına ,daha da önemlisi yazgısına daha fazla direnmedi. İlahi yasanın emri gereği birbirleri için mutlak olarak yasak olan bu iki insanın tenleri kendi aralarında öyle bir anlaşmıştı ki onların hür iradesinden bağımsız, ıslah edilmesi imkansız bir arzuyla birbirlerini istiyorlardı.

Artık sıra bir sonraki adımı atmaya gelmişti. Davut, beynini kemiren çelişkilerin uzattığı gecelerden birinde, kaderine boyun eğip, sevgilisinin kocasını halletme kararı aldı. Halletti de. İki sevgili, bir müddet, Tanrı’ nın, yüzünü kendilerinden çevirdiğini bilmeden yaşadılar. Ancak ilahi adalet tecelli etmekte gecikmedi. Öyle belalara duçar oldular ki adeta kan kustular. Sonunda, çektikleri onca acıya ve pişmanlıklarındaki samimiyete binaen, Tanrı onları affetti. Ama onların utancı hiç bitmedi. Rivayet odur ki, Davut ve sevgilisi, o günden sonra, günahta en büyük hazzı yaşayan bedenlerine hiç ihtimam göstermediler. Ruhları da bedenleri gibi vaktinden önce yaşlandı…

Bazen, keşke bizim kültürümüzde de, batılılarınki gibi tragedya geleneği olsaydı diyorum. Bu yoksunluk, onlarla bizim aramızdaki derin bir uçurumdan, inançlarımız arasındaki uçurumdan kaynaklanıyor olsa gerek diye düşünüyorum. Hadiseyi ilk duyduğumda, gençliğimden kaynaklanan bir çok bilmişlikle ters tepki vermiş, Davut Aleyhisselam’ı kınamıştım. Hikayeyi bana anlatan kişi öyle çelebi bir insandı ki; o gün yaptığı uyarıyı, bu gün duymuşçasına hatırlıyorum. “Asla, ama asla hiç kimseyi kınama. Çünkü Allah, kınayanları, kınadıkları şeyle imtihan etmeden canını almaz.”
 

Ahmet Güreşçioğlu

 
Toplam blog
: 164
: 710
Kayıt tarihi
: 13.09.06
 
 

1956 yılında doğmuşum. Tanrı Bilimi Eğitimi aldım. 78 kuşağından olmanın verdiği şevkle olsa gerek;..