- Kategori
- Deneme
Aşk ve uğultu

Bir deli uğultu... Gerçekten bu mu arta kalan tek şey... Gerçekten, aşkın sonundaki, o son perde, o son çırpınış... O güçlü haykırışlar, fısıltıya gizlenen çığlıklar, geceye yüklenen sızlanışlar...
Uğultular mı aşkı kurban ediyor, yoksa her aşk gebe midir uğultuya... Bir deli uğultu... Bir deli uğultu öylemi...
***
O ben miydim, hani Leyla... Leyla mıydım, bir çölde serap kovalayan... Aşk, evet aşktı, benim piramitimde yükselen, biriken, biriktikçe beni tüketen... Evet aşktı yaşanan... Tükendikçe içime daha da sinen, soluğumun rengini kokusuna bulayan, şu gecenin yüreğinde hızlı ritimlerle coşan, gözü kara, bir dağ kadar mağrurken, gözünde çocuk yağmurları çisil çisil... İnanmadığın, onursuzca silip attığın şey, sana çoğalan, senin omuzuna konup gülümseyen, ama gözlerinin en sivri kılıcıyla ağlamayı öğrenen şey, kocaman , kocaman bir aşktı sevdiğim...
Evet, Leyla oldum, çölde serap arayan... Ve sen, ve sen adam, ne Mecnun, ne sevda gönüllüsü... Acıdır ki, bir serap can yakarmış...
Aslında, aslında farketmez biliyor musun... Ben vardım, bir de kocaman bir aşk, sana çoğalan... Aşkta kaybeden yoktur, ve aslında kaybedenler, yalnızca aşkı inkar edenlerdir. Aşkın olmadığının arkasına saklananlar, aslında aşkın gerçek yüzüne ne kadar acıktıklarını, kendilerine bile itiraf edemeyenlerdir...
***
Bir deli uğultu... Bir deli uğultu öyle mi... Eğer bu deli uğultuysa , aşkın elimde bıraktığı esinti, elbette kabulümdür rüzgar... Aşkın uğultu faslına başladıysa orkestra, ben hazırım bir udun hüzzamlığında mızraplığa... Kabulümdür aşkın sunduğu efkar...
En coşkun taksimini sunarken sevda, taşkın bir okyanus olan gönlüm, hüzzamın efkarında üşümeyi de bilir elbet...
Deniz Çelimli