Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Kasım '09

 
Kategori
Sosyoloji
 

Asker mantığı ve en tehlikeli muhafazakârlık türü

Asker mantığı ve en tehlikeli muhafazakârlık türü
 

Türkiye ilginç bir darboğazdan geçiyor. On yıllardır hâkim olan otoriter zihniyeti ve asker mantığı neticesinde biriken ve tortulaşan sorunlarına çözüm üretme zorunluluğu kendisini dayatıyor. Çünkü sorunlar düzenin dört bir yanından patlak veriyor ve askeri vesayetçi düzen sürdürülemez hale geliyor. Sorunların patlak verdiği bu nokta, ülkede sivillerin sesinin daha fazla duyulduğu bir dönemi de beraberinde getiriyor. Daha doğrusu sadece sivillerin değil, gerçekten sivil bir mantığa sahip olan sivillerin iktidarda söz sahibi olmasından bahsediyoruz. Yoksa bu ülkede, sivil mantığa sahip olmayan sivillerin sayısı da hala hatırı sayılır düzeydedir.

…………..
Bu arada “sivil mantık nedir?” diye sorulabilir. Kısaca ondan bahsedip konuma dönmek istiyorum. Bunu “asker mantığı nedir?” sorusuna verilen cevabın tersi olarak tanımlayabiliriz O zaman, bir “asker mantığı nedir?” sorusuna verilen bir yanıt bulmamız lazım. Aklıma gelen yanıtlardan birisi, Ahmet Taner Kışlalı’nın, “Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği” isimli kitabında (Atatürkçülük ve Asker Mantığı başlıklı yazı) yer alan tanımdı;

“Asker mantığı, düzen mantığıdır. Tek biçim, uygun adım mantığıdır. Asker mantığında, farklılıklara yer, farklıya hoşgörü yoktur. Oysa ‘barış’, tek biçimin kabulü değildir; farklılıkların bir arada bulunmasına gösterilen hoşgörünün ürünüdür”

Bu tariften yola çıkarsak, sivil mantığı, aynı toplumu paylaştığı diğer birey ve grupların farklılıklarına hoşgörü gösteren, toplumsal barışı hedefleyen ama bu hedefi tek tipçilik yöntemi ile gerçekleştirmeyen ve toplumun sorunlarına dayatmacı değil rasyonel çözümler üreten bir mantık türü olarak tarif edebiliriz. O zaman sivil mantığın köşe başları uzlaşma, hoşgörü, barış ve akılcılıktır, diyebiliriz.
……………

Şimdi iktidarda AKP var ve bu partinin son yedi yıllık iktidarı süresince, askerin sistem üzerindeki egemenliği yavaş yavaş çözülüyor.

Peki, yerine ne geliyor? Zannedersem esas sorunumuz bu. Ve bu soruya olumsuz cevaplar üretenler, çözümü eski sisteme tutunmakta aramaya başlayıp, otoriter-diktacı düzenin taraftarlığına girişiyorlar.

AKP nitelik itibari ile muhafazakâr bir parti. Ancak muhafazakârlık kavramı, zihinlerimizdeki sorulara yeterince cevap üretmiyor. Çünkü örneğin şeriatçı olmak da bir muhafazakârlık türü. Bunun yanında modern yaşama eklemlenmeye çalışan muhafazakârlık türleri de var. Batı demokrasilerinde bunun örneklerini görebiliriz.

Muhafazakârlık, tutuculuk, değişime karşı tepki üretmek ya da değişim karşısında önyargılı olmak, toplumların geniş kesimlerini içine alan bir zihniyet dünyasıdır. Muhafazakârlığı üreten birkaç kaynak vardır. Bunların içinde en önemlisinin din olduğunu söyleyebiliriz. Yaşamdaki değişimleri inancın kutsalları ile engelleme çabası en yaygın muhafazakârlık türüdür. Yaşam ne yöne dönüşürse dönüşsün, hayatı dini kurallarla idame ettirme eğilimi, her toplumda ister istemez bir gerilim yaratır. Çünkü her toplumda ilerleyen zamana uygun yeni değer ve normlar geliştirmek isteyenlerle, dini değer ve kuralların olduğu gibi devamını arzulayanlar arasında bir çekişme her zaman olur.

Bir diğeri gelenek ya da töre muhafazakârlığıdır. Dini kaynaklar haricinde toplumların kendi yaşamları içinde oluşturdukları alışkanlıklar da bir muhafazakârlık türüdür. Bunun en derin hali aşiret ya da töre kültürüdür. Ancak bunun yaşanılan mekanla birlikte oluşan (köy ve şehir kültürleri) daha sığ ve olagan halleri de vardır. Milliyetçilik ve insanların kendi etnik kökenlerinden kaynaklı değerlere tutunma çabası da bu tür bir muhafazakârlık sınıfı içine girer. İletişim ve ulaşım olanaklarının arttığı ve küreselleşme kavramının geliştiği günümüz dünyasında, içe kapanmacı bir tavır ve yabancı düşmanlığı üretmesi nedeni ile giderek ön plana çıkan bir muhafazakârlık türüdür. Bu tür, değişim süreçleri önünde zaman zaman bir kontrol mekanizması olarak çıkar, ağırlıklı olarak ise bir engel işlevi görür.

Son muhafazakârlık türü ise düzen ya da ideolojik zihin dünyası muhafazakârlığıdır. Bir ideoloji, doktrin ya da zihin yapısı etrafında örgütlenmiş bir devlet ve onun düzeni bir süre sonra, söz konusu düzende alışkanlıklar dizisine sahip olan bir taraftar kitlesi yaratır. — Düzenle kurulan çıkar ilişkisinden kaynaklı, mevcut düzene sıkı sıkıya sarılmak başka bir gerçeklik. Burada sırf bir yaşam biçiminin oluşmasından ve düzenin sahip olduğu doktrine duyulan inançtan kaynaklı bir bağımlılıktan bahsediyorum— En kötü düzenler için bile bu böyledir. Ve söz konusu doktrin ve düzen, günün gereklerini karşılayamasa dahi, düzenle inanç bağı ya da alışkanlık ilişkisi kuran kesim, düzene sıkı sıkı sarılır. Çünkü alışkanlık dizisi ürettikleri mevcut düzenin ardından gelecek olanın, gerek alışkanlıklarını bozacak olmasından, gerekse de daha kötü bir geleceğin kendilerini beklediği korkusundan, eski düzene tutunmaya çalışırlar.

Bu üç muhafazakârlık ortak bir sıfata sahip olsalar dahi genellikle birbirleri ile çatışma halindedirler.

Bugün ülkemizde çatışanların iki muhafazakârlık türü olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu iki tarafı da eşit sayabileceğimiz bir çatışma değil. Çünkü son saydığım muhafazakârlık türünün dünya üzerinde otoriter sistemler üretmek dışında bir çaresi yoktur. Değişime direnen ve toplumdaki desteğini yitirdiğini fark eden her doktrin rejimi, zor ve baskı araçlarına yaslanır.

Din kökenli muhafazakarlıkların da benzer bir eğilim gösterme olasılıkları vardır. Özellikle Müslüman coğrafyasında bunun örneklerine fazlası ile rastlanır. Ancak özellikle ekonomik gelişmişlik seviyesi yükselen toplumlarda, dini muhafazakârlık, modernliğin bir ucuna tutunan örnekler sergilemeye başlar. Örneğin şu an Almanya’da Hıristiyan Demokrat parti ismine sahi olan bir parti iktidardadır.

Sol siyasetin, mevcut üç muhafazakârlık türünden birisine tabi olmak gibi bir tercihi doğal olarak ki olamaz. Ancak, hepsini de aynı kefede değerlendiremez. İlk iki muhafazakârlık türünün tarihsel anlamda derin kökleri vardır ve geniş toplum kesimlerine hitap ederler. Toplumsal yaşamdan beslenen her anlayışın sivil bir yanı vardır. Modern versiyonlarını üretebildikleri müddetçe, her iki muhafazakârlık türü de, siyasetin modern birer aktörüne dönüşme olasılığı vardır. Ki ülkemizde, her iki tür de oldukça aşama kaydetmiştir.

Ancak üçüncü tür muhafazakârlık ne yazık ki aynı şansa sahip değildir. Çünkü düzen muhafazakârlığı, az toplum, çok devlet (ya da düzen) denklemine dayandığı için kısa zamanda asker mantığına gelir saplanır ve o yolun sonu ne demokrasi ile ne de modern siyasetle kesişir. Bu nedenle bu tip muhafazakâr bireyler genellikle demokrasiye güvensizliklerini dile getirip, özel koşulların peşinde koşarlar.

Bugün ülkemizdeki muhafazakarlık türleri arasında, "sivil mantığın gereği olarak, yani uzlaşmayı, hoşgörüyü ve barışı öngören politikalara en fazla yaklaşabilen, en azından bu politikalar konusunda ufak tefek adımlar atan hangisidir?" sorusuna verdiğimiz cevap bunu gayet iyi doğrulamaktadır.

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..