- Kategori
- Tarih
Atatürk'ün haremlik ve selamlık hakkındaki düşünceleri

kafa.bobiler.org/.../photographs/1373320475.jpg
Son günlerde yazdığım bloglar Atatürk ve devrimleri hakkında. Günümüzde örneklerini gördüğümüz bir çok olay bizi geriye götürüyor gibi geliyor. Bazı belediyeler otobüslere haremlik selamlık örneği yolcu alma teşebbüsünde bulunurken, malum partinin kongrelerinde, toplantılarında ve tiyatrolarda bile aynı uygulamalar yaşanıyor. Bu yazımda Atatürk’ün bu konudaki görüşlerini, birinci ağızdan anlatmaya çalışacağım.
Bay İsmail Habib, Atatürk’le birlikte yaptığı Adana gezisine ait izlenimlerini şöyle anlatıyor:
“12 Mart 1923 Pazartesi gece yarısı, Ankara garındaki özel trende Gazi Mustafa Kemal ve eşinin gezisine, basından beni kabul ettiler, kompartımana girdim.
İstiladan yeni kurtulan topraklarımızda yolları henüz düzeltememişiz, tren ağır gidiyor. Elektrik yok. Titrek bir mumun oynak gölgeli ışığı altında anı defterime çapraşık satırlar sıralıyorum:
“Egemenliğine kavuşan yurdumda ilk gezim; bunu, yurdumu kurtaranla birlikte yapmaktayım. Ruhum öyle geniş, öyle geniş ki…”
Ertesi sabah ajans temsilciliği görevinin de bana verildiğini bildirdiler. Ama bu görev dönüşte yapılacak. Biz bu gidişle Adana’ya, Perşembe sabahı varacağız.
Ertesi geceyi Toros’un girişinde geçirdik. Çok soğuk var. Fakat Toros’u geçip de Çukurova’ya bakan Durak istasyonunda durduğumuz zaman hepimiz trenden indik. Yemyeşil ovaya karşı, ılık bir güneş altında yüzümüzü ve sırtımızı ısıtıyoruz. Bir sabahın iki ucunda iki mevsim, iki iklim değiştirmişiz. Gazi Mustafa kemal de yanımıza geldi ve:
- Ne güzel hava değil mi çocuklar, ne güzel hava diyordu…
Birkaç dakika sonra eşi Latife Hanım da geldi. İki ay, bir hafta evvel sefarette kendilerinin bildirdiği “İzmirli kız” Gazi, o akşam evlenme öyküsünü anlatırken şöyle diyordu:
- Ben sadece evlenmek için evlenmek istemiyorum. Yurdumuzda yeni aile yaşamını yaratmak için önce kendim örnek olmalıyım. Kadın böyle umacı gibi kalır mı?
Mustafa Kemal, ilk kez kendi eşini bu gezide peçesiz bir yüzle ulusuna gösterecek. Yalnız balayı gezisi değil, devrim gezisi de. Nitekim Adana’da bir grup hanım, eşi Latife hanımı konuk almak üzere davet ettikleri zaman Gazi onlara:
- Benim bulunamayacağım yerde eşim de bulunmaz, dedi.
Türkiye’de harem ve selamlık ayrılığının gömülüşü bu cümle ile başlar…”
Falih Rıfkı Atay anlatıyor:
Mustafa Kemal’in düşüncesine göre kadın, özgür ve erkekle eşit olmalıydı. Medeni yasa ile Türk kadınına batı kadınının tüm haklarını veren Atatürk, kendi ilişkilerinde, bırakınızı yabancı erkekle evlenen Türk kadınını, yabancı kadınla evlenen Türk erkeğine ile tahammül edemezdi.
Kadını kurtaracaktı. Kurtarmak için önce açmalıydı. Haremi yıkmalıydı. İlk yapılan işlerden biri, İstanbul tramvayları ile vapurlardaki perdelerin kaldırılması olmuştur. Gariptir, o sırada pek aydın ve ileri bir İstanbul hanımı ile, Halide Edip’le (Adıvar) konuşuyordum. Halide hanım, Ankara aleyhindeki cepheye katılmıştı, bana:
- Hem efendim bizim peçelerimize, perdelerimize ne karışıyorsunuz? Demişti.
Pek talihsiz adamdı Mustafa Kemal! Fakat talihinden de güçlü idi. Düşüncelerini en çok anlayabilecek olanların, rüyalarında görmedikleri ve ilk gençliklerinden beri özledikleri yenileşme tedbirlerini uygulamaya başladığı zaman, onların mırıldandıklarını görmüştür.
Dikta perdeydi. Dikta peçeydi. Kara gücün ve tutuculuğun diktası altında doğu köleliği ömrü sürenler, kendilerini bir diktadan kurtaran devrimciye:
- Ben senden özgürlük istedim mi? Demek istiyorlardı.
Mustafa Kemal büyük bir realisttir. Köy kadınını zorlamamıştır. Devrimlerde evrimciliğe bıraktığı tek şey belki de budur.
******
17 Kasım 199 günü, Ankara Öğretmenler Birliği genel bir toplantı yapar. Ankara Başkent olduğuna göre buradaki birliğin de Genel Merkez olmasına karar alır. Devrimler henüz başlamadığı için kadınların toplantılara katılması pek az görülürdü. O gün ise toplantıya üç kadın öğretmen katılmış, ön sıraya oturmuşlardı; arkalarındaki birkaç sıra boş bırakılıp erkek öğretmenler oturtulmuştu.
Ertesi günü Meclisteki sarıklı milletvekilleri, köpürürler. Bu tutumu dinsizlik, ahlaksızlık, küstahlık sayarak Mustafa Kemal Paşa’ya açıklayarak yakınırlar.
Paşa , onları dikkatle dinleyip kızmış gibi görünerek yanındakilere sorar:
- Öğretmenler Birliği Başkanı kimdir?
- Mazhar Müfit bey…
- Çağırın onu.
Hocalar bu gelişmeden çok memnun görünürler. Kısa bir süre sonra da Mazhar Müfit gelince çıkışır:
- Siz öğretmenler toplantısında ne yapmışsınız?... Bu ne ayıp şey!....
Mustafa Kemal Paşa’nın gayet ileri görüşlü, düşünceli olması, hocaların yakınmalarını da öğrendiği için, Mazhar müfit şaşırıp bir şeyler söylemek ister ve:
- Efendim, yemin ederim ki…
Sözlerini bitirmeden, Mustafa Kemal yüksek sesle sözünü keserek:
- Bırak…bırak… hepsini biliyorum…toplantıya kadın öğretmenleri de çağırmışsınız!...
Hocalar, uygarlığa karşı başarı kazandıkları kanısı içinde gurur duyarken; odada bulunan diğer kişiler, onun böyle bir konuşma yapacağını sanmadıkları için hayretle donakalırlar.
Mustafa Kemal Paşa sözlerini şöyle noktalar:
- Fakat onları niçin ayrı sıralara oturttunuz?... Siz kendinize mi güvenemiyorsunuz… Yoksa Türk kadınının faziletine mi? Bir daha öyle ayrılık görmeyi istemiyorum. Anlaşıldı mı?
Sanki bir anda hocalar grubunun başlarından aşağıya buzlu sular dökülmüştür. Odadan süklüm püklüm çıkarlar…
İnsanın niyeti iyi olduktan sonra yanındaki kadın veya erkek olsun hiç fark etmez. Ama kalplerindeki niyetleri kötü olanlar için haremlik, selamlık uygulaması en iyi yoldur diye düşünüyorum.
Bir de aklıma korkunç bir düşünce geliyor. Eğer Mustafa Kemal’in yerinde Taliban gibi biri olsaydı kadınların durumu ne olurdu? Bilindiği gibi Taliban da ülkesi Afganistan’ın Rusya tarafından işgal edildiğinde işgal kuvvetlerine karşı mücadele verdi. Tabii o zaman Amerika’nın desteklediği Taliban şimdi onların başına bela oldu. O ayrı mesele. Eğer bizim ülkemizde de Mustafa Kemal yerine Taliban gibi biri olsaydı şimdi kadınlarımız gurka denilen çadırlarda geziyor olacaklardı.