Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '11

 
Kategori
Yılbaşı
 

Bakın bana nasıl geldi yeni yıl?

Bakın bana nasıl geldi yeni yıl?
 

TAM DA BÖYLEYDİ HAYALİM. HUZURLU VE DİNGİN BİR YILA GİRMEK, KISMET 2012 YE!.(Resim internetten alınm


Yıl bitti, gelde bana sor!!! 

Yılın ilk iş günü başladı, durup kendimi yokladım. Keyifsiz bir yıl sonu geçirmiş olmama rağmen mutluyum inadına. Mutluyum, çünkü sağlıklı bir bedene ve ruha (bu benim fikrim, algıya göre değişebilir.) sahip olarak başladım bu gün işe. Eski yıl gitmeden gözüme sokmak istercesine sağlığın önemini, saat dokuz gibi eşimin annesinin fenalaşmasıyla korkuya kapıldık. Eşim geceyi annesiyle hastanede geçirdi. Gıda zehirlenmesiymiş şükür. Bitmedi, küçük oğlumun ateşi tavan yaptı aynı gece. Sağlık, sağlık her şeyin başı olan sağlık yeni yıl gecesini kabusa çeviriyordu. Şükür dirayeti yüksek bir insanım ben. Öyle çabuk karamsarlığa kapılmam. Yaşadığım olayların ilginç yönlerini bulmaya çalışırım. Şimdi, garip gelecek biliyorum. “Bunların neresi ilginç?” seslerini duyar gibiyim. Evet, uzaktan bakınca kabusa benzer bir gündü. 

Zaman senenin son gününü gösterirken, üzerimde bir rehavet vardı. Yeni yıl demek, yeni umutlar demek. Yeni olan her şey heyecanlandırır ve yeni olanla hayatımda oluşacak değişimleri heyecanla beklerim. Yeni bebek, yeni ev, yeni arkadaş, yeni iş, yeni ayakkabı, yeni şapka, yeni yazı… yenileri uzatmak mümkün. Başına yeni koymak yeterli… Böyle bir anın rehavetiydi beni yılın son günü masamın başında, odamın camından gözüken eski Sümerbank binasına bakarak hayallere daldıran ve derinlere götüren. Telefon çalana kadar hoş ambians vardı gözümde. Yeni yıl akşamını çekirdek ailem ve geniş ailemle birlikte “Defne Bebek”’lerin evinde geçirecektik. Telefon alt kattaki komşumuzdan geliyordu. İşten birkaç ay önce ayrılan, on yılı aşkın süredir birlikte aynı handa çalıştığımız ve şimdilerde evinin önüne ektiği sebze fidelerinden mahsullerini topladığını düşündüğüm Tahir ağabeyin hayat yolculuğunun son bulduğu haberini veriyordu. Afalladım. Şaşkınlığımı atamadığım için geri, geri aynı soruyu sorduğumu hatırlıyorum. “Nasıl yani, nasıl yani?” Kulak duysa da, beyin algılamakta zorlanıyor. Telefonu kapattım. Kendime gelemiyorum. Kargacık, burcagıç garip bir hale büründüm. Son konuşmalarımız geliyor aklıma Tahir ağabey ile “Bahçeye bir şeyler ektim.” demişti. Bahçesine ektiği sebzelerini düşünüyorum. Acaba anlayacaklar mı artık onları sulayanın Tahir ağabey olmayacağını. Eşini düşünüyorum. Kim bilir, nasıl da hazırlık yapmıştır, yeni yıl akşamı çocuklarının ve eşinin sevdiği yemeklerle kurulu bir ziyafet sofrası için. Çocukları, (kaç çocuğu olduğunu çok iyi hatırlayamasam da, bir kızı olduğunu biliyorum.) doğrusu kızının hali batıyor içime. Annesini ve babasını ziyaret edeceği yeni yıl akşamı için babasına aldığı hediyeyi nasıl da güzel paketlemiştir. Çalıştığı için on, belki on beş gündür göremediği babasını yeni yıl akşamı göreceği için çok mutludur. Kızlar, onlar babalarını başka severler bilirim. Ne hale gelmiştir zavallı şimdi? Babam geliyor aklıma. Bildiğim halde inanmadan beklediğim o yolculuk öncesi halleri. Ya, Tahir ağabeyin kızı. Ani bir kalp krizi ile yılın son gecesi kaybettiği babasının ateşi nasılda düşmüştür içine. Yanmıştır kalbi, yeni yılı beklemeden görmeye gitmediği için kendini suçlamışta olabilir. Kimse bilemez şimdi onun yaptığı hesapları. Zorluğunu ise yaşayan herkes öğreniyor. Çok zor da olsa insan kabulleniyor. Ama unutmak ne mümkün!
Bu üzüntüyü içimde gün boyu taşdım. Yaşadığım ruh halini kendim bile tanımlayamaz bir durumdaydım. Yılın son günü, ertesi yıla hiç iş bırakmadan geçirmeyi alışkanlık haline getirmiş olan ben, bu yıl yapamadım. Elim ve kolum kalkmadı. İşleri bıraktım. 

Eski günlerde yaşadığımız bir yeni yıl günü geldi aklıma. Henüz sekiz yaşlarındayım, evimizde ilk defa yeni yıl hindisi pişecek. Gerçi, yaşadığımız köyde sıklıkla yerdik. Şehre gelince hindi yemek için beklenen bir gün olması bizi şaşırtsa da insan yaşadığı yere çabuk uyum sağlıyor. Annem büyük bir özenle hindiyi pişirdi. En lüksümüz olan kuruyemişler, bardaklarda meyve suları ve elvan gazozlar… Televizyon seyretmemize izin verilmiş. Daha ne olsun! O günkü şartlar altında, bizim ev için müthiş bir yeni yıl gecesi. Yemekler yenmiş, televizyon faslı başlamıştı. Kuru yemişler yeniliyor, tombala faslına geçmek için sabırsızlanıyorduk ki, kapı çaldı. Annem, babamı çağırdı. Babamın “Koca kadını nasıl kaybeder siniz?” diye bağırdığını hatırlıyorum. Karşı tarafın cevabıyla kapıda bir sessizlik oldu. Babam kapıyı kapatıp içeri girdi ve kabus “Kapatın televizyonu.” Yeni yıl gecesi, gecenin daha ortası bile olmamışken yataklarımıza gönderildik. Kapıda babamın kaybettikleri için fırçaladığı teyze aslında hayatını kaybetmiş. Çocuk aklımla, “Başka ölecek gece bulamamış mı?” dediğimi hatırlıyorum. Velhasıl kelam bizler yatağa, yas başladı o gün evde. Yedi günlük bir yas dönemi vardır geleneklerimizde. Ailenin erkekleri tam zamanını hatırlamıyorum. Sanırım bir aydı. Tıraş olmazlar. Ailenin yasta olduğu ve bir yakınlarını kaybettikleri anlaşılırdı. Şimdi Tahir ağabeyin gidişine üzülürken, çocukken kızdığım rahmetli teyze geldi aklıma. Yaş, yaş insanı nasıl da değiştiriyor. Sorsalar, kimse sevdiğini kaybetmeyecekse ben hiç yeni yıl kutlaması yapmamaya gönülden razıyım şimdi. Zaman insana öğretiyor. İşte böyle garip gelgitlerle akşamı ettim. 

Saat dört gibi ofisten çıktım ve Kadıköy vapuruna bindim. Eşim beni karşıdan aldı. Oğlumuzu alıp eve doğru yollandık. Hediyeleri tamamlamak için süren arayışlar. Zaman olmadığı için bu arayışları sığdırdığım iş çıkışı küçük zamanlar. Yorgunluklar vs. Nihayete eriyordu. Sonunda geniş bir aile olarak geceyi huzurlu ve mutlu geçirecek olmanın rahatlığı vardı içimde, yalan yok. Eve gelince eşimin annesini aradık. Hazırlanmış kadın bekliyor. Bizde çantalarımızı hazırladık (Neden? Sabaha kadar eğlenip, geceyi ablamda geçireceğiz. Günler öncesinden konuştuk. Yılın ilk kahvaltısını birlikte yapacağız.). Otoparka indiğimiz de eşimin annesinin biraz keyifsiz olduğunu fark ettim. Sorduğumda “Gelmesem ayıp olacak söz verdim. Midem çok fena.”dedi. Bunun geçici bir durum olduğunu düşündük. Bindik arabamıza, ver elini Tepeören. Eve vardık, masa hazırlanıyor. Hep birlikte giriştik. Zengin bir masamız var. Üstünde yok yok. Eşim ve oğlum mangalı yaktı. Rakılar açıldı. Deymesinler bize. Sevdiklerim, sağlık ve huzur… Mangaldan ilk parti çıktığında biz masada yemeye başlamıştık. Eşimin annesi yemeklere pek dokunmak istemedi. Midesi kötü olduğu için hafif şeyler yedi. Mutfağa gidip geldiğimde onu göremeyince sordum. Lavaboda dediler. Birkaç zaman sonra merak ettim. Bir giderim ki, yediklerini çıkartmış. Durumu fena. O halde temizleye çabalıyor zavallı. Onu dışarıya çıkartıp, temizlik kısmına girişirken yüzüne dikkatle bakma gereği hissettim. Zira bir garip konuşuyordu. Ben yüzüne dikkatle bakınca, “Ben neden böyle konuşuyorum?”diye kendisi sordu. Ne görsek beğenirsiniz? Kadıncağız, dişlerini de çıkartmış farkına varmadan o tazyikle fırlamış dişleri klozetin içine. O da çekmiş sifonu. Durumunun komikliği karşısında ikimizde gülme krizine girdik. Çenesi içine çökmüş, bir den yaşlanmıştı. Diş, insanın görüntüsünü ve konuşmasını süper değiştiriyor. Yeni yılı karşıladık. Ama durumu gittikçe kötüleşiyordu. Bağırsakları ve midesi koordineli bir şekilde kadıncağızın tuvaletten odaya gelmesine izin vermeksizin çalışıyordu. Saat on ikiyi vururken, büyük oğlum “Babaanne, bak yeni yıl için hiç uygun bir yer değil orası çık. Bütün yılı tuvalette geçireceksin.”diye seslenirken, o yüzünde bezginlik odaya geldi. Düştük yollara. Döndük eve. Eşim annesiyle hastaneye. Büyük oğlan yanlarında. Ben küçükle eve. Bitmedi. Küçük oğlumu yatağına koyarken ateşinin yükseldiğini anladım. Biraz bekledim, ateş gittikçe artıyordu. Buyurun, yeni yıl amortisi işte. Sabaha kadar ben oğlumun ateşini düşürmeye çalışıp evde, eşim ve büyük oğlum hastanede müthiş maceralı bir yeni yıl geçirdik.
Bu beni yıldırır mı? Hayır, annemle dişsiz haline ve söyleyemediği sözlere gülüp, kendi kendimize yeni oyunlar bile bulduk. Dişler olmadığı zaman insanın yapamadığı ve yaptığı şeyleri keşfeden annem, literatürüne her gün yenisini katıyor. Çocuklar, kendilerinden sonra bu kadar sık kusan baba annelerini görünce, bunun genetik olarak babalarının ailesinden geldiğine karar verdi. Ben ve eşim, hala yorgunuz. Hafta sonuna dikmiş gözümüzü bekliyoruz. Ya kısmet… 

Sağlıkla ve mutlu kalın! 

 

 

 

 

 
Toplam blog
: 247
: 709
Kayıt tarihi
: 11.03.09
 
 

Buradayım işte. Yaşamın tam içinde. Her anın benim olduğunu bilerek. Yaşamın sadece "Şimdi" olduğun..