- Kategori
- Gündelik Yaşam
Barış isteyen "bölücüler"

Nicedir uzakta esmesine rağmen soğuğunu tenimizde hissettiğimiz bir rüzgâr, bir süredir yanı başımızı merkez alarak geçiyor üzerimizden.
Memleketin dört bir yanını kuşatmış olan ırkçı bir rüzgârın esintilerini hissediyoruz yüzümüzde artık şu küçücük coğrafyada. Ötekini yok saymaya varan bir tahammülsüzlükte, toplumun an itibarıyla en hassas tepkileri verdiği bir zaman diliminde dalgalandırılmaya çalışılan bu hoşgörü ve barış karşıtı hava, kulakları sağır eden savaş tamtamlarının arasında yalnızlığın ve umutsuzluğun kör kıyıcı ayazına sürüklüyor bizi.
Soğuktur hoşgörüsüzlük, üşütür; keskin bir bıçaktır tahammülsüzlük ve acıtır.
EYVAH, BARIŞ ÇIKACAK!
Bir süredir; Türkiye’nin bir mozaik olduğu gerçeğini yok saymaya, farklı etnik köken ve kültürdeki toplumları ‘başkalaştırmaya’ çalışıyor birileri. Emeğin, barışın, hoşgörünün savunusunu bir ‘suçmuş’ gibi gösterme telaşında sağa sola koşturuyor birileri. Dahası; Türkiye’nin bir mozaik olduğu gerçeğini dile getirenleri ‘bölücü’ ilan ederek hedef gösteriyor, hoşgörü ve barış içinde ‘bir arada yaşamı’ savunanları toplum dışına itmeye çalışarak, baskı, kuşatma ve sindirme mekanizmalarını işletmeye çalışıyorlar.
Oysa bilmiyorlar ki; Türkiye’nin mozaik olduğunu saklamaya çalışanlar, farklı dilleri konuşan, farklı yaşam biçimlerine sahip onlarca toplumun üzerinde yaşadığı Anadolu’da asılsız bir ‘soykırım’ kavramını kabulleniyorlar farkında olmayarak. Öyle ya, yüzyıllarca bu topraklar üzerinde yaşayan onca halk, ne oldu da birden bire ortadan kalktı, eğer bu ülke mozaik değilse?
Hırant Dink’in cenazesinde yan yana gelen farklı kültür ve etnik kökendeki insanlar, aynı acıyla ve el ele söylemeye başlayınca barış türkülerini, bir anda panikledi bazı çevreler. Şunca zamandır estirip durdukları rüzgârın bir anda savuşturulduğunu, etkisiz hale getirildiğini görüp tedirgin olanlar, hemen hedef göstermeye başladı barışı ve hoşgörüyü savunanları. Çünkü bu ülkenin çocukları bu kez kirli oyunlara kanmamış, bu savaş çığırtkanlarının istediğini vermemişti. Bir tehlike hâsıl oldu bu coğrafya üzerinde: Barış çiçekleri tomurcuklanmaya başladı!
Farklı dili konuşan, farklı ibadethanelere giden, farklı ten rengine sahip bu çocukların ellerini birbirlerinden ayırma imkânı yoksa eğer, yani bu çocuklar birbirlerinin gırtlağını sıkmayacaksa, hepsini birden silip süpürmek, topyekûn gırtlaklamak lazımdı. Ve silah tüccarları, yeniden harekete geçti.
MAHALLEYE SIZMA VAR!
Tıpkı ekranlarda gördüğümüz deprem enkazı görüntüleri gibi, tıpkı yanından geçip gittiğimiz trafik kazaları gibi, hep başkalarının başına geleceğini sandığımız felaketler gibi yani, hep uzaklarda yazılır çizilir, uzaklarda estirilir sanıyoruz o rüzgârların. Sonra bir sabah uyanıp da pencereyi açınca, bir de bakıyoruz ki kendi sokağımızda çalıyor savaş tamtamları.
SEN VAZGEÇME SEVGİDEN...
Barış çiçeklerini koparmak için canhıraş bir şekilde çaba verip savaş rüzgârları estirmeye çalışan sevgisizler bilmeyedursunlar rüzgâr ekenin fırtına biçeceğini, biz yine elimizdeki tohumları hiç vazgeçmeden saçalım toprağa.
Ölüm toplasa da çiçekleri, çiçekte tohum biter mi?