- Kategori
- Güncel
Başbakanda öz güven kaybı mı, yoksa paranoya belirtisi mi?

Başbakan’da öz güven kaybı mı, yoksa paranoya belirtisi mi?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bugüne kadar T.C Başbakanları arasında hiç görmediğimiz olumlu göstergelere sahip ekonomik bir ortamda ‘siyasal atmosferi’ delmek için her türlü deliliği yapmakta veya yaptırmaktadır .
Bireysel ‘hezeyan,’ ‘panik’ ve ‘kuruntuları’ nedeniyle genç Cumhuriyet’in evrensel ilkesi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ veciz sözcüğünü algılamak ve anlamakta zorlanmaktadır.
Başbakan Erdoğan soruyor; Çanakkale’de biz neden savaştık? ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ dedik mi?
Kıbrıs Barış Harekatı’nda Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ dedik mi?
‘Ülkeme saldıranlar olduğu zaman Yurtta Sulh Cihanda Sulh diyemezsin!’ anlayışını vurguladı.
Sayın Başbakan’ım ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ ilkesinin nasıl kavrandığını Tevfik Rüştü Aras şöyle açıklamıştı;
“Gerçektir ki, cihanda sulh olmayınca istesek de tek başımıza harici sulhumuzu kesin bir emniyet altında bulunduramayız.
Sulhu korumak ve kurmak için de bizim gibi sulhu isteyenlerle, yani hürriyet ve istiklalleri esnasında işbirliği taraflısı olanlarla gücümüzün yettiği kadar işbirliği yapmalıyız”
ATATÜRK bu konuyu TBMM’nde şöyle dile getirdi:
“Komşuları ile ve bütün devletlerle iyi geçinmek, Türkiye siyasetidir.’
ATATÜRK’ün 1 Kasım 1931 tarihinde TBMM’ni açarken söylemiş olduğu sözleri 84 yıl sonra Başbakan Erdoğan’a yanıt niteliği ve içeriği taşımaktadır:
“Türkiye’nin emniyetini gaye tutan, hiç bir milletin aleyhinde olmayan bir sulh istikameti, bizim daima düsturumuz olacaktır.”
Atatürk Barışseverliği, Başbakan Erdoğan tarafından dikkate alınmamış; “Ülkeme saldıranlar olduğu zaman ‘yurtta sulh cihanda sulh’ diyemezsin” diye reddedilmiştir .
Geldiğimiz noktada ‘Başbakan’ın büyüklük duygusu, bilmiş ve ‘kibirli’ tavrı gözden kaçmıyordu.
Bugün Ortadoğu’da ‘oyun kuran Türkiye’nin ‘oyun dışına atılan Türkiye konumuna düşmesiyle Başbakan Erdoğan, ne olduğunu anlayamadan Obama ve Putin’in arkasından ‘baka kaldı!’
Savaş uçağımız düşürüldüğünde, iki pilotumuzu şehit verdiğimizde, Reyhanlı’da insanlar katledildiğinde, Ceylanpınar’da, Akçakale’de vatandaşlar şehit edildiğinde, misilleme sorti’(çıkış) bile yapamayan Başbakan Erdoğan hangi yüzle ve mantıkla ‘savaş tellallığı’ yapabiliyor?
Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve politik konumu oldukça ‘istikrarlı’ bir seyir izlemektedir.
Başbakan Erdoğan, yakın tarihte yaşanmış demokrasinin sekteye uğradığı 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin 33. yıldönümü olduğunu anımsatarak, şöyle benzetme yapıyor;
‘Sanki bugün o başlıkları atanlar, arşivleri açmışlar o başlıkları almışlar aynen bugün yine o başlıkları atmışlar. 12 Eylül’e gelen sürece bakın, 12 Eylül’ün o hazırlık dönemine, o pişirilme dönemine bakın, bugünlerde yaşananların yaşandığını, aynı manşetlerin atıldığını, aynı açıklamaların yapıldığını göreceksiniz’
Sayın Başbakan’ım sanıyorum ki; aldığız haber ve haber başlıklarının kaynağı olan medya kuruluşunda ‘güncelleme’ yapılmadığı anlaşılıyor(!).
Kullandığım haber ve haber başlıkları bilgisayar ortamında, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti kaynaklıdır.
12 Eylül 1980 öncesi dönemin son Başbakanı Süleyman Demirel ‘in ’70 sente muhtacız’ sözü ekonomik dar boğazı, işsizlik ve kıtlığı oldukça iyi özetliyordu.
Türkiye’de yükselen bir toplumsal muhalefet özellikle işçi ve öğrenci hareketleriyle bulvar ve caddeleri hiç boşaltmıyordu.
Fabrikalarda grevlerin artması önlenemiyor, her gün birkaç işyeri kapısına kilit vuruyordu.
Üretim durmuş, margarin, gaz yağı, kibrit ve ekmek vb. gibi temel tüketim maddelerinde kuyruklar her gün biraz daha uzuyordu.
Sokaklarda, üniversitelerde, orta dereceli okullarda, kıraathanelerde, fabrikalarda, atölyelerde sağ-sol çatışması, kardeş kavgasında her gün 6 -7 vatandaş can veriyordu.
Sayın Başbakan’ım; ‘Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.’
Dün 12 Eylül 1980 öncesi ’70 sente muhtaç’ idik.
Bugün ise 19 Eylül 2013’de, International Monetary Found(IMF) T.C. Merkez Bankası’ndan 5 Milyar Dolar kredi almaya Türkiye’ye geliyor.
‘Yiğidi öldür; hakkını yeme.'
Sayın Başbakan’ım; Bu da Sizin başarınızdır!
Şimdi 12 Eylül 1980 öncesi gazete başlıklarına göz atalım mı?
11 Eylül tarihli en yüksek tirajı olan 4 ulusal gazetenin 1. sayfa 8 sütun manşetleri şöyledir;
Eskişehir’de kahve tarandı: 1 kişi öldü!”
“Ankara’da ev basan teröristler 2 kişiyi öldürdü!”
“Mersin’de sinema kuyruğu tarandı: 4 kişi öldü!
İstanbul, Gaziantep ve Malatya’da terörün bilançosu: 3 ölü
Günümüz ile 12 Eylül 1980 öncesi gazete manşetleri, köşe yazıları ve ülkenin içinde bulunduğu ‘ekonomik göstergeler’ açısından hiçbir benzerlik bulunmamaktadır.
Her an eyleme geçmesi beklenen bir ‘askeri cunta’nın varlığına ‘kuşku’ duyan Başbakan Erdoğan da ‘paranoya’ belirtilerine işaret olabilir.’
Milli Güvenlik Konseyi’ne ‘TSK İç Hizmet Kanununun verdiği ülke yönetimine bütünüyle el koyma yetkisi’ TBMM tarafından kaldırılmıştır.
’27 Mayıs’ın sapladığı hançerle açılan yaraların iyileştiğini,’ demokrasinin, yargının, Meclis’in, medya’nın, üniversitelerin, sivil toplum örgütlerinin üzerine çöken karabasanı Siz kaldırdınız Sayın Başbakan’ım !..
Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Necdet ÖZEL Başbakan’ın emirlerini bekliyor.
Üniversite Rektörleri, Başbakan ve YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan ÇETİNSAYA’nın talimatlarını(yönergelerini) bekliyor.
Yargı, Başbakan ve Başbakan Yardımcısı Bekir BOZDAĞ’ın söylemlerini izliyor.
“Bundan daha iyisi Şam’da kayısı”
Sayın Başbakan’ım…
15.09.2013, İzmir, Türkiye
Not: Fotoğraf Alıntıdır.