- Kategori
- Siyaset
Başbuğ için ne demiştik?

Eski Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ'un tutuklandığı ertesi günü "Başbuğ'un tutukluluğu geri alınabilir mi?" başlıklı yazı yazmıştım.
Yaklaşık iki saat önce Başbakan; "Başbuğ, 2 yıl beraber çalıştığımız bir mesai arkadaşımdır ve burada tutuklama yoluyla değil de tutuksuz yargılanma bizim her zamanki arzumuzdur. Bunun da süratle neticelenmesi şahsımın ve partimin arzusudur." dedi.
Merhum babam ve dedem, "Amca kızı ile evlenmek caizdir, Kur'anda yeri var" dediler, aynı evde büyüdüğüm, kardeş gibi gördüğüm, amcamın kızıyla evlendirmeye kalkıştılar, hayatımı başlamadan bitirdiler. Üstelik kardeş gibi büyüdüğümüz kuzenlerimle ilişkilerimizi bozmakla kalmadılar, amcalarımla ortak işlettiğimiz, ticari birlikteliği allak pullak ederek, ilçenin bir numaralı tuccar imajımızın da sonunu getirdiler. Otuz nufüslu ailede özellikle dedem ne derse o olurdu.
Bu anektodu şunun için yazdım; Türkiye Cumhuriyeti'nde Tayyip Erdoğan ne diyorsa o oluyor. Hukukçular, Başbuğ'un yargılanması, tutuklu olarak mı yargılanmalı, tutuksuz olarak mı? şeklinde tartışa dursunlar, Erdoğan; "Tutuksuz yargılanma her zamanki arzumuzdur" dedi (İsabetli karar) ve noktayı koydu. Tutukluluk durumunda parti tabanından tepki alacağını düşünerek olumlu bir manevra ile durumu düzelttiğini görüyoruz.
Geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanlığı süresinin beş yıl mı, yedi yıl mı? olduğu tartışılıyordu, Erdoğan "yedi yıl" dedi, herkes sus pus oldu. (Erdoğan'ın gönlündeki hesabın beş yıl olduğunun altını çizelim)..
Örnekleri çoğaltmak mümkün ama konumuza dönersek, Erdoğan'ın iç politika konularında ilkeleri doğrultusunda politikanın doğası gereği hareket etmesini hoşgörü ile karşılayabiliriz ancak dış politikada örneğin Suriye ve İran konusunda ülke'yi (Allah muhafaza) savaş noktasına getirirse, bunun vebalini kim ödeyecek? Tıpkı babam ve dedem gibi tutum sergilerse yıkım olur..
Laf aramızda kalsın, Ak Parti'nin tükenme sinyalleri yavaş vavaş vermeye başladı..