​ Belinde silâh taşıyanlar, beyninde düşünce taşıyanları öldürür / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Temmuz '10

 
Kategori
Anılar
 

Belinde silâh taşıyanlar, beyninde düşünce taşıyanları öldürür

Belinde silâh taşıyanlar, beyninde düşünce taşıyanları öldürür
 

Melih Cevdet Anday.


 

İstanbul'da yaşayanlar bilir, Ankara Caddesi, Sirkeci'den, Cağaloğlu'na çıkarır bizi. Cağaloğlu, bir zamanların bütün basın kuruluşlarını bağrına basmış semt. İşte, o Ankara Caddesi'nden yukarıya doğru çıkıyordum ki, bugün hâlâ orada tezgâhta kitap satan kardeşlerin tezgâhının önünde durdum. Kitaplara şöyle bir göz attım. Kitap sevgim babamdan gelir. Kitap okumayı çok severdi ve evimizde çok sayıda kitap vardı. Aynı zamanda Atatürk Şiirleri Antolojisi adlı bir de kitabı hazırlamıştı. Bedri Gider ve Ahmet Köksal'la birlikte. Kendisi de Şinasi Saba takma adını kullanıyordu şiirlerini ve yazılarını yazarken. 

Ben, Ankara Caddesi üzerindeki kitap tezgâhına göz atarken, babam aramızdan ayrılalı iki sene olmuştu. Çocuk sayılacak yaşta işe başlamıştım. Ama, aynı zamanda akşam orta okuluna da gidiyordum. Evimizdeki kitaplık 12 Mart sırasında epeyce erimişti. "Sakıncalı" kitaplar o zamanlar banyoların katı yakıt sobalarıyla suyunun ısıtıldığı kazanlarda ya da şofbenlerde yakıldı. Olsun, o güne kadar ben, Nâzım Hikmet adlı bir kişiyi çoktan duymuştum. Ama, kitabı yandığı için okuyamamıştım. 

Ankara Yokuşu'nu çıkarken, bir türlü yaşayamadığım çocukluğumdan, bir türlü yaşayamayacağım gençlik çağına adımımı atıyordum. Durdum, kitapçı tezgâhında yeşil kapak üzerine kızıl harflerle yazılmış "Nazım Hikmet, şiirleri-1, Bu memleket bizim" adlı kitabı gördüm. O zamanki fiyatı 15 lira. Yıl 1974. Şimdi Türk parasından altı sıfır atıldığı için, bu kitabın bugünkü fiyatının da 15 lira cıvarında olması kimseyi yanıltmasın. Aslındaki Şimdiki fiyatı 15 milyon lira. 

Nâzım Hikmet'in bu şiir kitabını aldım. Otobüste okudum, vapurda okudum, okulda okudum... Bitti. Bilmezdin Türkçe'nin bu kadar güzel olduğunu. Öğrenmiş oldum. Sonra bu kitap serisini takip etmeye başladım. Bilgi Yayınevi'ni sık sık ziyaret eder oldum. Seri devam etti: Mapusluk zor zanaat, Sevda ateşten gömlek, Gurbet ölümden beter, Bir hazin hürriyet, Herkes kendi payına ölür... Dedilerki bu serinin yedinci kitabı da çıkmış. Ama, ben rastlamadım. 

O sıralar Milliyet Gazetesi de müthiş bir kültür olayına imza atıyor ve Türkiye'de büyük eksikliği olan bir Sanat Dergisi'ni okurlarına haftada bir kez ücretsiz veriyordu. Büyük bir hızla sanat olaylarının içine yuvarlanıyordum. Milliyet Sanat Dergisi'nin her sayısını merakla bekliyor ve büyük bir zevkle okuyordum. O günün çok önemli yazarlarından çok önemli konuları öğreniyordum. 

Bir ara Yeni Ortam adlı bir gazete yayınlanmaya başlamıştı. Uğur Mumcular falan yazıyor. Ciddi ve solda duran bir gazete. "Konuk Yazar" olarak bu gazetede yazılarım yayınlanmaya başladı. Daha sonra Milliyet Sanat Dergisi'nde de göründü yazılarım. Milliyet Sanat Dergisi'nin yönlendirmesiyle üniversite de seçtiğim bölüm Sanat Tarihi oldu. Orayı okudum ve bitirdim. Yani, 36 yıldır Milliyet'le bir şekilde yollarımız ayrılmadı. Şimdi de Milliyet Blog. 

Ben, Nâzım Hikmet'in ilk kitabını aldığımda artık Cumhuriyet Gazetesi'ni de okumaya başlamıştım. Orada Melih Cevdet Anday'ı okumaya başladım. Her cuma günü deneme türünde yazılar yazıyordu Anday. Edebiyattan, mitolojiye çok geniş yelpazede yazılar yazıyordu. Cuma sabahları vapur güvertesinde ilk okuduğum yazı Melih Cevdet Anday'ınkiydi. Çünkü, ikinci kez Türk diline aşık oluyor ve ona tapmaya başlıyordum. Nâzım Hikmet'in muhteşem şiirleri, Melih Cevdet Anday'ın muhteşem denemeleri beni çıldırtıyordu. Bir dil bu kadar güzel mi kullanılırdı? 

Sonra başka şairler, başka yazarlar buldum kendime. Attila İlhan'ı tanıdım, okudum. Ataol Behramoğlu'ndan imzalı kitaplar aldım. Nedim Gürsel'i çok sevdim. Orhan Kemal, Yaşar Kemal ama illa ki İnce Memed-1'ine hayran kaldım. Kemal Tahir'i okudum. Aziz Nesin'i okurken hem güldüm hem de düşündüm. 12 Eylül darbesinde Sultanahmet Akşam Ticaret Lisesi'nde okuyordum ki, bir akşam konumuz gereği Pir Sultan Abdal'ın kitabını çantama koydum okula götürecektim. Okulun kapısında astsubay ve bilmem ne kadar er. Çantaları arıyorlar. Benim çantamda Pir Sultan Abdal kitabını buldular ve beni kenara ayırdılar. Götürecekler kitapla birlikte. Neyse ki, edebiyat öğretmenim Hasan Akay ki aynı zamanda avukattı, araya girdi de "O ders kitabıdır ben istedim" dedi de beni kurtardı. Oysa, o kitabı o istememişti. Ama, ben halk edebiyatı konusunda o kitabı ve Pir Sultan'ı tanıtmak istemiştim derste. 

Ankara Yokuşu'nu çıkarken rastlamıştım Nâzım Hikmet'in kitabına. Sonra Cumhuriyet Gazetesi'nde Melih Cevdet Anday'ın yazılarına. Sonra Türk dilinin en seçkin edebiyatçılarıyla tanıştım. Kitaplarını okudum. Hepsi, beni Türk diline aşık etti. Bana birşeyler yazma isteği verdiler. Onları taklid ettim çoğu zaman. Ama, onlar gibi olamadım. 

Bir kısım insan para, hırs, kalleşlik, döneklik, siyaset, iktidar aşkı ile kan-ter içinde boğuşurken, Türkiye'nin o güzelim edebiyatçıları güzellikler üretiyorlardı. Bu uğurda hapislere atılıyor, işkencelerden geçiriliyorlardı. 

Çünkü, dünyanın en büyük silahı, yazı ve bir insanın kendi dilini en iyi şekilde kullanabilmesiydi. Belinde silah taşıyanlar bu nedenle öldürürler beyninde düşünce taşıyan insanları. Bu yüzden o insanları hapishanelere atarlar, işkencelerden geçirirler. 

 

 
Toplam blog
: 278
: 3275
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..