​ Blog yazılarıma gelen mesajlar hakkındadır / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Temmuz '10

 
Kategori
Blog
 

Blog yazılarıma gelen mesajlar hakkındadır

Blog yazılarıma gelen mesajlar hakkındadır
 

Mesaj kutuma gelen hiç bir mesaji yayına almadığımı gerekli yere zaten yazmıştım. Bunun nedeni de, mesajlaşmak, bence iki kişi arasında kalmalıdır. Aksi, düşünülse, yani herkesin okuması istense, mesaj değil de, yorum yazılır diye düşünüyorum.

Ancak, olumlu mesajlar yollayanlar dışında, bir de olumsuz yani olumsuz yönde eleştiren mesajlar var ki, bunları yayınlamadığımda, o mesajı yazan kişi, kaçtığımı ya da eleştiriye tahammülüm olmadığı için mesajlarını yayına almadığımı sanır.

Oysa ki öyle bir niyetim yok. Niyetimi ilk paragrafta yazdım.

Geçen gün mesaj kutuma peş peşe iki mesaj geldi. Mesaj sahibi Milliyet Blog'a üye. Üye ama, yazı yazmıyor. Yalnız yazı yazanlara yorum ve mesaj yazmak için üye olmuş. Varsın olsun. Bu da bir güzelliktir elbette. Yorum ya da mesaj yazmak için üye olma zahmetine katlanmış ve yazı yazmasa da yorum ve mesajlarıyla düşüncelerini aktarmaya çalışıyor.

Adını vermeyeceğim bu değerli arkadaşımın. Ancak, bir bayan adı ile yazmakla birlikte, ben, yazının gidişatı sonucunda, aslında bu kişinin bayan değil, bay olduğuna kanaat getirdim. Belki de yanılıyorum. Neyse, aslında bu cinsiyetin konumuzla bir ilgisi de yok. Yalnızca içimden geçeni yazmak istedim.

"Kafanızda bir korku imparatorluğu kurmuşsunuz sevgili hocam" diye yazmış sevgili arkadaşım. Anlaşılan, Türkiye üzerine oynanmakta olan oyunları yazıya döküp, ileride oluşacak rejime ortak olmadığımı, tarih önünde açıklamak beni "korkak" yapmış.

İran'a, Humeyni rejimi yerleşmeden önce, Şah yanlıları ne Humeyni'den ne de onun rejiminden korkuyordu ve ne de o rejimin Şah'ı yıkabileceğini düşünüyordu. Bizim kuşak o günlerin tanığıdır. Fakat, genç kuşak o günleri eğer okumadılarsa, "Persepolis" üst başlıklı ve "Bir çocuk, bir aile, bir ülke, bir rejim" alt başlıklı muhteşem animasyon filmi izleyebilir. Humeyni rejimi hazırlanırken, İranlı aydınların nasıl sessiz kalıp o günleri bir demokrasi hareketi olarak gördüklerini anlamak için güzel bir film. Ayrıca, Şah rejiminin kurulduğu ilk günlerde, Mustafa Kemal'i örnek alma hevesi de filmin başında animasyon ve konuşmalı olarak gösteriliyor. Sakın bunu dublajda yapılan ekleme sanmayın, DVD'de bu konuşma her dilden verilmiş.

Humeyni rejimi yerleştiği zaman aslında hepimiz sevinmiştik. Çünkü, Şah rejimi baskı ve gizli polislerin cirit attığı bir ülke haline getirmişti İran'ı. Bir de ABD'ye göbekten bağlıydı. İşte, bizler bu nedenle yani baskı ve zulüm gitti, ABD emperyalizmi son buldu diye seviniyorduk. Hattâ, Şark edebiyatının büyük üstadı Abdülbâki Gölpınarlı'yı görmüştüm Cağaloğlu'ndaki İran Konsolosluğu'nda. İran'daki Humeyni rejimini kutluyordu. Gölpınarlı, Farsçayı çok iyi bilip çok değerli çeviriler yaptığından bugün bile İran'da saygı ve sevgiyle anılır.

Fakat umulan olmadı. İranlı aydınlar, Humeyni rejimini destekleyenlere "Demokratik hakları" diye hoşgörü ile bakarlarken, bir gün Humeyni İran topraklarına ayak bastı ve rejimin değişmesi tamamlanmış oldu. Sonra da Şah yanlılarının idamları başladı. Sonra, İslâm şeriatının en katı kuralları uygulanmaya başlandı. Şii İran'da bir anda Sünni şeriat uygulamaları en acımasız şekilde uygulanmaya başlandı. Sünnilik ile Şiilik arasındaki fark yalnız Hz. Ali'yi önder seçmekle kalmaz. Şiilik her zaman daha ilerici olarak kendisini tanıtmıştır. Fakat, Humeyni'nin Şii İran'ı ne yazık ki bütün bilinenleri yıkmıştır. İran, bugün de farklı değildir. ABD ve İsrail'i kendisine düşman belleyip, bunlara kafa tutarken, onca zenginliğine rağmen halkına kan kusturmaya devam etmektedir. Hâlâ ilkel idam sahneleri ve recm infazları dünya basınına servis edilmektedir. Bütün bunlar, İran halkının kendi içinden sömürülmesini gizlerken, İslâmiyeti de dünya gözünde küçük düşürmektedir. Bugün, İslâm şeriatını, İran'dan başka bu şekilde küçültücü görüntülerle sürdüren başka ülke kalmamıştır.

Eğer yazdıklarım "Korku" ise, işte benim korkum budur. Türkiye'de de adım adım rejim değiştiriliyor. İllâ İran gibi olacağız anlamı çıkmamalı bu sözlerimden. Fakat, dünyada İslâm şeriatı ile yönetilen bir çok ülke var. Nasıl, demokrasiler farklı farklı uygulanıyorsa, şeriat de farklı farklı uygulanmaktadır. Peki, şeriat kötü rejim midir? O elbette kişilere göre değişir. Ben, Kemalistim ve Kemalizmin yıkılmaması için elimden geleni yapacağım. Peki, Kemalizm iyi midir? O da kişilere göre değişir. Ama, ben elimdeki bu rejimi daha ileriye götürmek için mücadele etmeliyim. Tarihe geri dönmeyi istemem. Her zaman daha da ileriye. Yani, Kemalizm aşılacaksa, bu ileriye doğru olmalıdır.

Ben bu düşüncedeyim. "Korku imparatorluğu" kurmuş falan değilim, kurulmakta olan korku imparatorluğuna karşı yazı yazıyorum. Hepsi bu.

"Burda yanıldınız hocam bi dönem daha iktidara gerlise ne yapacaksınız .sizin gibi geri düşünceleri çk gördk. ülke sizin ipoteğinizde değil..." diyor değerli mesaj yollayan arkadaşım. (Mesajını aynen yazıyorum, yazım hataları kendisine aittir).

Gelsinler ne yapalım? Topla tüfekle karşı çıkacak halimiz yok ya. Halkın dediği olur. Ama, benim endişelerim aynen devam eder ve büyük bir ihtimalle bundan sonraki seçimlere tek partiyle katılırız. Yani 2011'den sonraki seçimlere. Çünkü, anayasa değişecek, yargı değişecek ve seçim kanunları da değişecek.

"Allah bilir son model cep telefonu kullanıyorsunuzdr sonrada cıkıp işci memur edebiyatı yapıyorsunuz geçiniz bunları hocam" (Yazım kuralları mesaj yollayana aittir)

İnanın, üç-dört sene önce bir telefoncuya girdim "En ucuz telefon kaç lira" dedim. "75 lira dediler" ben de onu aldım ve hâlâ onu kullanıyorum. Benim için telefon "Hava atma" aracı değil iletişim kurma aracı. Aradığım kişilere beni, beni de beni arayan kişilerle konuştursun yeter.

"60 zihniyeti bitmiştir asıl devir demokrasinin şaha kalktığı devdirdir" diyor sevgili mesaj yollayanım.

İyi de 60 zihniyetinde ne vardı? "Demoratım" diyen diktatörlere karşı Türkiye'nin en ilerici ve en demokrat anayasası hazırlanmıştı. Bu mu kötü olan 60 zihniyeti? 1961 Anayasası gerici ya da antidemokratik olduğu için değiştirilmedi ki. O zamanın demokrat (?) görüşlülerince "Halka bol geldiği" yani halktan ileri olduğu için değiştirildi. 12 Eylül Anayasası ise "İktidarlara dar geldiği" için değiştirilmeye çalışılıyor. Bu kez de iktidarların anayasası oluyor.

"Menderes, özal ve şimdi tayyip erdoğan bi zaman sonra bi başkası" diye yazmış mesaj yollayan. (Yazım kurallarını ona aittir)

Bence eksik saymışsınız... Menderes, Demirel, Çiller, Mesut Yılmaz, Milliyeçi Cepheler, Tayyip Erdoğan... 1950 yılından beri bu Türkiye'yi saydığınız kişiler yönetiyor, ama yine de kalkıp ya CHP'yi ya da Mustafa Kemal'i eleştirmeye utanmıyorsunuz. 60 yıldır Türkiye'nin yönetimi sağcılarda hâlâ CHP'yi ve Mustafa Kemal'i neden eleştirirsiniz?

"siz kadıköyden çıkıp birazda ümraniye sultançiftliğine falan gelin biraz varoşlara girin...sizin o yazılarınızda küçümösediğiniz insanlar bugün 3-4 gazete okuyor dünya gündemini takip ediyor yani kandıracağınız k, tle tükendi artık duyrulur sevgili hocam, saygılarımla" diye sonlandırmış ikinci mesajını değerli arkadaşım. (Yine bütün yazım kuralları kendisine aittir. Ben aynen aktarıyorum)

Yalan söylemeyeyim, Ümraniye'ye gittim ama Sultançiftliği'ne gelmedim. Ben, oradaki insanları neden küçümseyeyim anlamadım. Oradakiler bugün 3-4 gazete okuyormuş. Etmeyin ya! Bugün İstanbul'un nüfusu 17 milyon. Bütün Türkiye'de en fazla satan gazete 450 bin satıyor. O da kapı kapı bedava dağıtılıyor. Para ile satılan gazeteler 300 bini buldular mı sevinçten havalara zıplıyorlar. Kim nerede 3-4 gazete okuyor? Dünya gündemini Zaman, Yeni Şafak, Sabah, Star, Akid gibi gazetelerden takip ettiğinize de eminim. Bu bağlamda hiç okumamak, taraflı okumaktan iyidir. Çünkü "Kandıramazsınız" diyorsunuz ama "Kandırılıyorsunuz".

Saygılar benden efendim.

(Eğer mesaj değil de yorum yazarsanız yayına alırım.)

 
Toplam blog
: 278
: 3275
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..