​ Bembeyaz bir at / Psikoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

kevser şekercioğlu akın

http://blog.milliyet.com.tr/kevser

10 Haziran '07

 
Kategori
Psikoloji
 

Bembeyaz bir at

Bembeyaz bir at
 

Bahardan mı ayaklarımın sürekli kıpırdaması, yerimde duramayan hallerim? Yüreğim kıpır kıpır her şeyleri sever oldum da herkesleri değil. Bahara rağmen ayrıma uğruyor sevdalarım; gönlümün sultanları, dervişleri, dilencileri, nefret ettiklerim değil de hoşlanmadıklarım….. Olmazsa olmazlarım, olmasa da olurlarım…

Ve sen, gözünün içine bakmaya bile kıyamadığım. Yine gidesim geldi benim. Hani geçen bahar bana "Yakalanırsan beni tanıma" diyerek uzakta durduğun ama benim yinede bekçilere rağmen kopararak çaldığım çiçekler var ya durdular durdular da iki gün içinde bir coştular ki görsen güzelliklerinden bayılırsın. Aşağıdan bakınca benim balkonumda da morun en güzel tonu salınmakta artık. Bu çiçeklerin Latince adı nedir bilmiyorum ve zaten beni ilgilendirmiyor, ben onlara yeni bir isim taktım “Benim güzel civildeklerim”. Sen şimdi gülersin ama kendi nazarımdan korumak için onları birde okuyup üfledim.

Makasla kurumuş kısımlarını keserek temizledim-suladım, balkonumu yıkadım, kendime kahve yaptım, sigaramı yaktım ve kimse anlamasın diye onlarla ağzımı hiç oynatmadan içimden konuştum. Bana "Sen niye sadece bizim güzelliğimizle yetiniyorsun ayakların var gitsene çayırlara-bayırlara" dediler. "Gidemem o gelirse kapıda kalmasın" dedim. Dedim de ne onlar inandı ne de ben.
Gidesim geldi de tuttum ayaklarımı ellerimle gitmesinler diye. Gitmek mi zor kalmak mı zor diye bir şarkı var hani. Şu anı içimden geldiği gibi dökebilsem kelimelere rahatlardım ama olmuyor işte. Kendi kendine daha iyi konuşuluyor, sakınmadan, görüp de söyleyemediklerinin bütün çıplaklığıyla güneşe serilmesi gibi net üstelik. Sana küstüm bugün, öyle güzeller ki bu çiçekler niyeyse kokmuyorlar ama.

Yaşanacakların içinde doğabileceklerin dünyaya arızalı gelmesi ya da aksaklıklar olması sakatlık değil biliyor musun? Asıl sakatlık, şu an dilimi çevirememem olmuşlara. Susturulmak varsa kaderimde susarım… Konuşmaların yetersiz kaldığı noktalardayım… Benim için çok önemli ama önemsemiyormuş gibi konuşurum çiçeklerimle. Sana dokunuyormuş gibi dokunurum narin yapraklarına usulca.

Burnumu sızlatan özlemini eritirim güneşin koynunda. Haberin olmasa da ben bütün akşamları seninle batırıyorum yar. Dibinde deniz olan bir yarın ucunda kolların da boynumda üstelik. Hatırlarsın, zaman telaşı olmayan bir sahilde parmakların gözlerimin hemen altında. Hayır telaşlanma bunlar acısız pırıldaklar. Ben seni, sensizken de yaşatıyorum kendimce.

Bir motosiklet kazasında ölürsem bugünlerde sakın motoru kullanan adamla aramda bir bağlantı kurma. Heves edip rica etmiş olurum binmek için mutlaka. Ben sadece uçmak istiyorum şu aralar bu havalar beni nereye sürükler kendim bile bilmiyorum. Söylemedi deme sonra. Gözlerimi kapatıp rüzgara bırakmak istiyorum kendimi. Hani sen kumu olacaktın malzemenin ben seni şekillendiren ateş? Sen beni hep buralarda kalacak sanıyorsun ya…. Bakalım nereye kadar uzayacak bu çiçekler böyle güzel güzel?

Bembeyaz bir at mı olsam acaba hem de kanatlısından… Dörtnala koşarken önüme bir engel çıktığında uçarak atlamak için. Öykümüzü yazmak istiyorum şu anda, yetmiyor kelimeler. “Nerden Başlasam Bu Aşk Hikayesini Nasıl Anlatsam” diye mırıldanmalar dökülüyor kendi sesimle. Ne ata binmiş ne attan inmiş bir çıkmazda kalakalıyorum aptalca. Ve de bir başıma. Kahvemde bitti sigaramda bir yenisini yakıyorum farkında olmadan. Susuyorum, bu suskunluk hoş değil. Küskünlüklerin ardından gitmek istiyorum çok uzaklara ama şu an gidesim gerçek değil galiba. Yıllarca emek verdim tırnaklarımla. Bak ellerime hayatla boğuşmaktan nasıl güçlenmişler. Gidersem kim sular bu çiçekleri ne anlamı var yaşamanın görmezsem renklerini? Küstükçe gidesim geliyor onun içindir bu derin iç çekmeler.

Böyle aptal suskunluklar sıkar beni, boğar görünmeyen elleriyle beklemeler. Ben sıkıldım mı, gitmek istersem gidebilmeli , kalmaksa tamamen benim ellerimde olmalı. Evet ben artık çok sıkıldım, bu güneşli güzel hava, bu kokmayan güzel civildekler, bu kanatlı at olma hevesi, hepsi bana “çek bir süre git” diyor. Gitmek, bakalım yokluğumda ne yapacak cinsinden değil, tamamen kendimi dinlemek için. Gitmek istemem, bitirmekten kaynaklanmıyor belki biraz dinlendirmek kendimi. Gitmek, uzatmak değil küskünlüklerimi ya da sürdürmek değil suskunluklarımı tamamen bahara uyup biraz delişmence yaşama sevdası.

Bilirim ben gitsem de bırakamam sevdiklerimi hele emek verdiklerimi. Bugün kanatlı at gibi uçabilecek kadar bir şeyim ne olduğunu kendimde bilmiyorum üstelik. Ben içtim ama sen çıkıp gelseydin sana kahvede eşlik ederdim. Gelme, işlerim var müsait değilim dedim ya sana yalandı. Ben aslında bugün yalnız kalmak istememiştim. Çok garip bir his seni istedim ama seninle olmak da ağır gelecekti bugün.

Bu çiçeklerin böyle güzel görünmelerinin süresi ne acaba? Olsun kokuları olmasa da görüntülerinin güzelliği kesiyor nefesimi.

 
Toplam blog
: 374
: 869
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

1965 Akçakoca doğumluyum. Evli ve dört kız annesiyim, küçük bir kızın  anneannesiyim. A.Ü. Halkla..