​ Dil söyler, göz anlatır... / Psikoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Haziran '07

 
Kategori
Psikoloji
 

Dil söyler, göz anlatır...

Dil söyler, göz anlatır...
 

Gözlerini seyrediyorum...
Usul usul yanaşıp, dokunuyor bakışların...
Uzak denizlerin yosun kokusunu taşıyorlar saçlarıma,
Ağır ağır siniyor kokun bana,
Artık deniz kokuyor, benim de saçlarım...

Bakarken kayboluyorum...
Yıldızıların düşüpte o gözlerden kaybolduğu yerdeyim ben de şimdi,
Bir avuç yıldız tozu alıp, serpiyorum saçlarıma...
Bir dilek tutuyor, yumuyorum gözlerimi...

Gözlerin, konuşuyorlar benimle...
Yazılıpta gönderilmemiş, mektuplarını okuyorum bakışlarında
Sararmış sayfalar arasında,
Tüm o söylenmemiş sözlerini buluyorum, gözlerinde...

Derinlerinde Yağmur kokan sabahlara varıyorum ...
Bulutlar arasında, az sonra düşecek damlaları bekliyorum dinginlikte...
Burnuma sık yeşil ormanların kokusunu taşırken gözlerin,
Kıldan ince, öpüşten yumuşak süzülüşlerle düşen, o tek katreyi izliyorum gözlerinde...

Ağlama...
Yüreğim sızlıyor...
Dokunmak istiyorum tenine,
Bir buse ufacıkta olsa, bırakmak istiyorum yüzüne...
Ve mutlaka gözlerine, yakın bir yere...

Uzanıyorum...
Ama dokunamıyorum...

Gözlerinde arıyorum; tüm isteyipte soramadıklarımın yanıtlarını,
Duymayı arzulayıpta, duyamadıklarımı...
Her şeyin seninle başlayıp, seninle bittiği yerdeyim şimdileri...

Kalbine gömdüğün sözlerini arıyorum, gözlerinde...
Sırrını her an, azar azar bırakan,
Ve yine de, asla tam manasıyla teslim olamayacak olan...
Sadece gözlerinde yaşıyabiliyorum seni, seninle...

Ben senin en çok, gözlerini sevdim...
Ser veripte sır vermeyen,
Kalbinin dili olan,
O çocuk,
O hüzünlü,
O şevkatle saran gözlerini...

Bu sabah yukarıda okuduğunuz epey önceleri yazılmış olan bu mısralara göz gezdiriken kendime bir kez daha"neden?" diye sordum ? Neden sözler kulaklara doğru anlık esen bir yel, bakışlarsa kalbe çekilen lehim gibiler...

Neden dersiniz, onlar bu denli kalıcı ve etkililer? Sözlere nazaran daha mı gerçek, daha mı sahiciler?
Belki de onlar bizde ki tek maskesiz şeyler?

Düşüpte dizini kanattığında güçlü gözükebilmek adına annesine "canım acımıyor ki" diyen bir erkek çocuğunun
gözleri mi, sözlerimi doğruyu söyler? Ya sonra sonra büyüdüğünde, dizinden ki acının bir başka türlüsünü kalbinde hissettiğinde" erk-ek olmak, güçlü olmaktır "diye büyüttüğümüz çocuklarımızın acılarını maskelemede ki hallerine ne demeli?

Sözler olmamız gerektiğini düşündüğümüz şablona uygun olacağına karar verdiklerimiz arasından seçilip telaffuz edilirken, gözler buna için için gülümserler...Ve onlar bu marur duruşa yanıtlarını çok daha açık şekilde verirler.

Yaşanan bir mutluluk anıysa; hare hare büyüyen sevinç orada dalga dalga ışık olur da yansır...

Yaşanan korkuysa; cesur duruşunuza, dik tutmaya çalıştığınız başınıza ve omuzlarınıza, zihninizin bedeninizin diğer uzuvlarıyla yaptığı aldatma amaçlı o envayi çeşit otomatikleşmiş oyunlara asla işbirlikçi olmaz, paye vermez, katılmaz gözler...

Yaşanan hüzünse hele birde...
İşte o zaman ne yüzünüzde ki gülümseme, ne atacağınız kahkaha beş para etmez bakın bu kandırmacada...

Hüzünle bakan bir çift göz kadar açık şekilde; yaşanan içsel kırgınlıkları, ümitsizlikleri, tükenmişlikleri, kadere boyun eğip yaşamda var kalabilmek adına sürdürülen o naif, o insanca gayreti anlatan başka bir şey olamaz...

Bazı bakışlar vardır...
Onlar sislidir.
Genellikle alacalı, çok nadiren nettir...
O gözlerde; olmakla, olmamak arasında ki gelgitler gizlenir...
Bazılarının gerçek en derinlerinde gizlidir...
Yüzeyde ki neşe pırıltıları, arasıra esen yel gibi gelip geçidir....

Ben en çok hüzünlü olanları severim...
Yüzüne hayatın gereğine uygun takılan anlık, günlük, dönemlik maskelerin arasından sıyrılıp bakan, o bir çift göz kadar gerçek, o bir çift göz kadar kalbe tanıdık ve sıcak gelen başka nedir?

Bir sokak köpeğinin gözlerinine, onun derinliklerine bakanınız oldu mu?
Nedenli büyük bir farkındalık ve buna rağmen ne denli derin bir kabulleniş yerleşiktir oarada, gördünüz mü?

Hüzün orada ev sahibidir...olmuşu, olmakta olanı ve tüm olacağı "kaderi olarak seçmiş" ve yaşamını olduğu gibi kabullenmiş bir canın haline aynadır onun bakışları...

Gördüğüm an tanıdık gelir...
Daha o ilk anda tanıdık gelmesi de, bilirim aslında, benim içimde ki hüzne ayna olmasındandır...

O bakışlarda ki; mutsuzluk değil, korku değil, keder değildir...
Olmuşu, olmakta olanı ve olacağı; her ne ise alıp kabul etmiş, sindirmektendir...Oluşa isyanın gayesizliğini fark edip, hayataki yaşanmışlıkların deneyimiyle iyiden iyiye artık içine sindirmektir.

O bakışlarda gördüğüm melankoli; her ne kadar aksi bir söylemi dilinin ucuna süs edinmişte olsa, kaderle ve "kendi" dediğimizle olan mücadelesinin bitirilmişliğindendir.

Ve biraz da olsa bu hüzün, adına kader dediğimiz hikayenin; daha gelirken "sonun baştan bilindiği gerçeğini" kabul etmiş olmanın sakinliğindendir.

Sorana, hep aksini söyleyecekte olsak; o duruş ve sözle göstermeye çabalananın maskesidir. Ve tam da bu sebebteno isyanın pervasızlığın ve umursamazlığın tüm buzdan heykelsi donuk maskesi yüreğine değecek bir bakışın gölgesinde eriyip gitmeye müsaittir.

Ne aksi söylemeler, ne asi, ne katı, ne umursamaz o vurdumduymaz duruşlar perdeleyemez gözlerindeki hüzünü, bilirim...

Tezatın verdiği dinamizim; sıcak suyla soğuk olanın karıştığı yerdeki o girdap anı gibi var oluşundaki hale enerji ve haz da katsa; gözlerindekini okumasını bilene ve baktığında kendisindekininden dolayı zaten tanıdık gelene yansıtacağın sadece; samimiyet, içtenlik, kırılmaktan kaçındığından vurdumduymazı oynayan ürkek bir çocuğun güzel kalbinden başkası değildir....

"Tak sen de maskeni sen de herkez gibi durma " derim o hüzünle bakan gözleri her gördüğümde, tak ki sen açıkca gelene değin bunu saklarım sessisizce ve sadece kendime ...

Kaçındığın her neyse, ona karşı koruyabiliyor madem ki seni...
Oyna bana da...

Mesela; sadece uyuduğumda öp beni... bu kaçamak dokunuşlar eğer seni, beni sevmekten alıkoymaya yetecekse durma...

En vurdumduymaz duruşunun giy üzerine...hatta sevişirken bile çıkarma...
O soğuk, o buzdan örtünün ardına gizle; kalbini ve o bana delice sahip olma isteğini...

Nasıl istersen öyle olsun, eğer gerçekten dilediğin buysa, durma...
Yada bırak oyunu da, hissettiğin gibi yaşamayı dene... arasıra da olsa...
İçten, şevkatli ve dolaysız...tam da "gözlerinde ki sen gibi..."

Ne dilersen öyle olsun; bakışlarında ki tüm kelimeleri okuyabildikten sonra, fark eder mi ki söylediklerin?...
Boşuna değildi... dedim ya; ben senin en çok gözlerini sevdim...


Sevgi ve ışıkla,
Ayna

 
Toplam blog
: 268
: 1969
Kayıt tarihi
: 15.09.06
 
 

Var olan her oluş ve bozuluş hakkında gözlem, tahlil ve sonuca varma sürecindeki yolculuğumu, siz..