- Kategori
- Gündelik Yaşam
Ben Amerika'da bayıldığımdan kalmıyorum ki

Prof.Dr Gökhan Hotamişligil'in söyleşisini okurken bir cümlesi dikkatimi çekti. Sayın Hotamışlıgil, Türkiye'ye dönüp dönmeyeceği sorusuna verdiği cevapta, 'Ben Amerika'da bayıldığımdan kalmıyorum ki, Sadece benim yaşadığım Boston'da 10 bin laboratuvar var, Akşam sokağa çıktığınızda bile havada bilim soluyorsunuz ,'demiş,
Bugünkü yazımın konusunu teşkil edecek olan bu cümle bana hiç yabancı gelmedi. Küçük kızımın eğitimi sebebiyle uzun yıllardır bulunduğum Fransa, Kanada ve Amerika'da bu cümleyi sık sık duydum.
Devamlı olmasa da takriben 20 yıldır yurt dışında bulunduğumdan yaşadığım ülkelerde çeşitli meslekten Türklerle tanıştım. Kah yurt dışında işveren olarak çalışan, kah sanat eğitimi görmek üzere ülkesinden uzaklaşmış ve başka ülkelere gelmiş, kah Türkiye'deki Üniversitelerden burslu olarak bilimsel araştırmalar için gönderilmiş ve kah kendi imkanları ile sosyal ve bilimsel alanda eğitim yapmak için gelmiş yüzlerce Türkle tanıştım ve konuştum.
Bütün konuştuğum Türkler ülkesini çok seven ve özleyen kişilerdi. Hatta şunu inanarak söyleyebilirim. Ben Türkiye'de yaşayıp da ülkesine bu kadar bağlı, bu kadar çok seven insana az rastladım. Yurt dışında gördüğüm bu ülke sevgisi, özlemi ve vatandaşına bağlılığa bazen takılıyordum. 'Türklere ülkelerini ve vatandaşlarını sevdirmek için ,ülkeden uzaklaştırmak gerekiyor galiba.'diyordum.
Ülkesini bukadar çok seven ve özleyen kişiler ne yazık ki ülkelerine dönmek istemiyorlardı. Bunun nedeni ülkelerini sevdikleri kadar yaptıkları işlerini, araştırmalarını da seviyorlardı. Gönül verdikleri bu araştırmaları ve işlerini yapacakları ülkede olmak onlar için ülke özleminden daha önemli idi. Hani eskilerin bir sözü vardır. 'Doğduğun yer değil, karnının doyduğu yer vatanındır.'derdi atalarımız. Bu karnının doyduğu konusu biraz izafi. Zira olay sadece karnın doyması değil, aklın da doyması.
Türkler bulundukları ülkede kendilerine sağlanan kültürel, bilimsel ve sanatsal imkanlardan öylesine mutlu idiler ki büyük özleme rağmen ülkelerine dönmeyi düşünmüyorlardı. Ben olayların fazlası ile içinde olduğum için çok iyi biliyorum. Hepsi ailesini, ülkesinin havasını, simidini dahi çok özlüyordu. Ben de bir gurbetçı annesiyim. Benim kızım da uzun yıllardır ülkesinden uzak. Ne dilini, ne adetlerini, ne yemeklerini unuttu, Ama sanatını icra etmesi için ona o ülkede sağlanan imkanlar onun ülke özlemini biraz hafifletti.
Ayrıca olayın bir başka cephesi daha var. Daha 15 yaşında iken bir televizyon programında küçük kızıma sormuştu sunucu. Eğitiminin ardından Türkiye'ye dönecekmisin diye. 15 Yaşındaki çocuğun verdiği cevap beni dondurdu o anda.'Ben dönmeyeceğim. Ülkemi bütün dünyada temsil edeceğim.'demişti kızım.
Evet onlar dönmüyorlar ama bulundukları ülkelerde bilimde, sanatta yaptılkları ile ülkelerini öyle güzel temsil ediyorlar ki ben onları birer savaşçı gibi görüyorum. Dünya arenasında Türkiye'yi temsil eden bilimsel buluşları, sanatsal faaliyetleri ile birer savaşçı onlar.
Ülkesini özleyen, bu kadar seven ,fakat ülke adını dünyaya duyurmak için çabalayan,bilimsel araştırmalar yapan, sanatsal etkinliklerde bulunan, öğrenciler yetiştiren, buluşlar yapan bu insanlara hayranlık ve büyük bir saygı duyuyorum.