- Kategori
- Siyaset
Ben çok safım

Ben sıradan bir adamım. Yaşamı boyunca pek çok siyasal kriz görmüş, artık şaşıracak bir şey kalmadığını zanneden sıradan huysuz bir adam. Bu ara kişisel özelliklerimin arasına çok saf olduğumu da ekledim. İşte sebepleri :
Ceza Yasası değiştiğinde, artık siyasallaşmış bir gurup bürokratın istediği gibi at oynatamıyacağını üstelik arkasından Milletvekili dokunulmazlıklarının geleceğine inanmıştım.
İtalyada mafya ya karşı soruşturma açan bir gurup temiz eller savcısının bir gün Türkiyede de çıkacağını ummuş ve doğruluğunu inatla savunmuştum. Orada yürütülen işlemdeki taraf bir organize suç örgütü idi, ancak çok uzun süre dokunulamamış sonra bir gurup cesur adam bu döngüyü kırmıştı. Aradaki farkı anlayamamıştım. Hem terörist örgütle organize suç örgütü arasında pek farkta yoktu...
Yürümekte olan ve hüküm açıklanmamış davalar hakkında yorum yapmayacak ve yazı yazmayacaktım. Doğruluğunu inatla savunduğum bu etik değerler başkaları tarafından her gün biraz daha yıpratıldı. Yeni kaleme alınmış düzeltmesi yapılmamış basına açıklanmamış idaanameleri görmüştüm, hatta onları okuyup kafamda yorumlamıştım. Ancak gerçekleri görememiştim ve hala ayni değerleri savunmaya devam ediyordum.
Ceza yasası değişip, özel olarak yetkilendirilmiş savcıların, görevi ne olursa olsun devlete karşı işlenmiş suçlarda tutuklama kararı alabileceklerini öğrendiğimde, ülkenin demokratikleşme yolunda büyük adımlar attığına inanıp, kendimi italyada zannetmiş, bazı köşe yazarlarının görüşlerini iyiden iyiye benimseyip hergün okumayı alışkanlık haline getirmiştim. Ne kadar da güzel yazıyorlar, tam düşündüklerim diyordum.
Derken, ortaya basının bir bölümünün Ergenekon adını koydukları bir dava çıktı ortaya. Hedef Tsk nın bir dönemdeki yönetim kadrosuydu. Başlangıçta emekli olan bir gurup general ve amirali görev başındakiler takip etti. Hukukun belki yasal ancak en hoyrat kullanış biçimindeki ince manevraları göremedim. Hapisteki muvazzaf general sayısının, Genelkurmay karagahındaki general amiral sayısından fazla olması bile beni etkilemedi. Okumayı alışkanlık haline getirdiğim, yandaş adı takılan köşe yazarlarının bunun demokratikleşme yönünde büyük adım olduğu söylemlerini, kabullendim. Göz altına alınan generallerin ve amirallerin mahkemeye çıkarılana kadar çok zaman geçtiğini ve bu sürecin artık cezalandırmaya dönüştüğü açıklamalarına hiç aldırmadım. Elbette ortada işlenmiş bir suç varsa bunun ceza yasasında bir karşılığı da olacaktı. Ancak konu karmaşıktı ve hergün yeni delilller ortaya çıkıyordu. Göz altındakiler, delil karartma ve kaçma şüphesi gerekçesiyle, tutuksuz yargılanmalarına bende inatla karşı çıktım. Önemli olan demokrasi önündeki en büyük engel olan askeri vesayetin ortadan kaldırılmasıydı ve gerisi teferruattı.
Bu arada tuhaf şeyler de oluyordu. Hadi askerin elinde silah vardı ve İttahat ve Terakki den beri siyasete karışmaya alışıktı. Göz altına alınan öğretim üyelerine, Rektörlere,eski belediye başkanlarına bir anlam verememiştim. Bunlar hangi silahla ve hangi organizasyonla hükümeti devirmeye tam teşebbüs edeceklerdi.
Sonra sıra bir anda gazetecilere geldi ve bazı konulara dokunanın yandığı bir ortam oluştu. Basın yandaşlar ve karşılar olarak, ve toplumda da olduğu gibi ikiye bölünmüştü. Demokrasiye olan aşkımdan hala göremiyor anlıyamıyordum. Okuduklarımın da etkisiyle,kesin inacım , askeri vesayetin ve sivil uzantılarının yargı önüne çıkarılmasıydı. En önemli konu buydu ve daha önemli bir şey yoktu.
İddanameler ortaya çıktıkça devlete karşı işlendiği inatla savunulan suçların ya teşebbüs yada eksik teşebbüs olduğu ortaya çıktı. Pek çoğu somut delilden yoksundu ve delil olarak sunulan ların çoğu yasal olarak toplanmamış delilllerden ve telefon deşifrelerinden ibaretti. Toplumdaki uzun tutuklama süresine karşı homurtular arttı. Sırada hazır bekleyen AB komiserleri bunun demokrasiye aykırı olduğu konusunda demeçler vermeye başladılar. Ancak,bu arada tuhaf bir şey oldu, toprağın altından mühimmat çıkmaya başladı. Gazetelerin law silahı olarak günlerce yazdıkları boş bir namludan ibaretti. Toprağa gömülü hafif silah mühimmatı gazetelere sarılmış, tuhaf bir şekilde hiç paslanmamışlardı. Denizden çıkarılanlar da öyleydi. Doğal olarak bunlar devlete karşı işlenen suçların inkar edilemez kanıtlarıydı. Bu nedenle or ve korgeneral rütbesindeki sanıklar bu durumdan da sorumluydu, delillerin karartılması söz konusuydu ve tutuklu kalmalıydılar. Bulunanların tamamına yakınının mühimmat olduğu göz ardı edildi peki dumanı tüten silahlar nerede idi ...Ben ince işlerin gene farkında olamadım.
Sonra seçimler oldu bağımsız seçilen bir gurup milletvekili BDP çatısında tekrar birleştiler. Parti yönetim kadrolarının hergün tırmandırarak yaptığı açıklamalar nedense hiç devlete karşı işlenen suç olmadı. İş o kadar büyütülüp abartıldıki demokratik özerklikle başladı ve kendi kaderini tayin hakkı talebine kadar geldi. Bunların hiç biri yürürlükteki Anayasaya aykırı değildi ve kimse devlet aleyhine işlenen suç olarak nitelendirmedi. Ne de olsa en önemli konu askeri vesayetin ve bunun sivil uzantılarının ortadan kaldırılmasıydı...
Bu günlük sonuç şu, Ben iflah etmez bir demokrasi aşığıyım ancak çok safım...