​ Ben saf değilim / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Türkiyeyi Etkileyen iç ve dış politika sorunları

http://blog.milliyet.com.tr/sakin02

12 Şubat '12

 
Kategori
Siyaset
 

Ben saf değilim

Ben saf değilim
 

Su götürmez saflığımın ilk bölümdekilerle sınırlı kaldığını zannetmeyin sakın. Ancak yeni gelişen bazı olaylara farklı açıdan bakmaya ve anlamaya başlamıştım. Örneğin şöyle veya böyle son seçimlerde milletvekili seçilen bazı gazetecilerin, üniversite rektörünün ve bir generalin tutukluluk halinin devamında inatla israr edilmesininin nedeni çok açıktı. Her nekadar gerekçe sanki daha önceden yazılmış ve çoğaltılmış izlenimi veriyorsa da, delilleri karatmak, ciddi suç endişesi vs. açıklamalarına, artık kimse inanmıyordu.  Bu durum yasal olmaması da kimsenin umurunda değildi.  Demokrasi aşığı köşe yazarları için ise böyle bir problem yoktu. Göz altındaki, henüz haklarında bir suç yakıştırmasında bulunulmamış askerlerin , gazetecilerin ve üniversite rektörlerlerin tutukluluk halleri bütün uluslararsı tepkilere rağmen devam ediyordu. O hırsla oturup tüm bilinen demokrasi aşığı köşe yazarlarının son birkaç senelik yazılarını taradım. Neredeyse hergün askeri vesayetten, demokrasinin erdemlerinden ve gelişmekte olan bireysel özgürlükten ve fikir özgürlüğünden bahsediyorlardı. Üstelik bir zaman inatla savundukları AB deki homurtuları hiç duymuyorlardı.  Bir fikir hakkında bu kadar israrlı yazı yazmanın demokrasi sevgisiden çok, toplumu bir fikir etrafında endoktrine etmek olduğunu, artık anlamaya başlamıştım. Başbakan Erdoğan uzun tutukluluk süresine güçlü biçimde itiraz etmeye başlamıştı  ve onu Adalet bakanı takip etti ve yasal düzenleme için düğmeye basıldı.  Ortada, bir güçler dengesi vardı , ve kimse kazandığı mevziyi kaybetmek istemiyordu tersine başkalarını kazanmak çabasındaydı.

Birgün, görev süresini doldurarak emekli olmuş Genelkurmay başkanı terörist örgüt kurmak ve yönetmek iddasıyla tutuklandı. Başbakan Erdoğan ve AKP nin üst düzey yöneticileri yargılamanın tutuksuz olması gerektiğini söylediler. Ancak her zamanki gibi, soruşturmayı yürüten savcılar ve kolluk kuvvetleri buna hiç aldırmadılar ve ciddi suç endişesi ile delilleri karatma gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.

Sonra, aniden görevdeki Mit müsteşarı ve emekli olmuş bazı mit yöneticileri , KCK davası için suçlu sıfatıyla ifadeye çağrıldı ve ipler o zaman koptu. Artık belli ideolojinin temsilcisi olan bir gazete hariç kimse bu durumu savunamıyordu. Her devletin örtülü operasyonları vardı ve emniyet içerisinde örgütlenmiş bir gurubun israrıyla bunları açıklayıp deşifre edemezdiniz. Durumun  hukukla da alakası yoktu. Sadece bir güç gösterisi idi. Ve sonuçta, devletin doğal refleksi harekete geçti. Bu işe girişen savcılar,  emniyet müdürleri görevlerinden alındı. Büyük bir hızla böyle durumları engelleyecek yasal düzenlemelere girişildi. Mit ve eylemleri korumaya alınmıştı ancak o tek gazetenin yazarlarına göre bu durum sadece adına ergenekon dedikleri davaya yarayacaktı. Beklendiği gibi,ben dahil, bu görüş de kimse tarafından benimsenmedi. Yasama, yürütme ile, adı bir türlü açıklanamayan bu yapılaşma arasında kılıçlar çekilmişti...

Her nedense kimsenin tarafları açıkça yazamadığı, korkunun dağları beklediği bu savaş kiminle kimin arasındaydı. Artık gerçekleri görüp saf olmadığıma karar verdiğime göre, cesurca ve hiç yazılmayan yorumları okumanın, hatta yazmanın zamanı da gelmişti. Bu köşe yazılarından bir tanesine göre ;

Türkiye, başlangıçtan beri,  Gülen Hareketi ve AKP fiili koalisyonu veya kutsal ittifakı tarafından yönetilmekteydi. Bu koalisyon, seçilmemiş ortağın yani Gülen hareketinin görülmemiş meydan okumaları   ve gittikçe artan talepleri sayesinde çıkmaza sürüklenmişti. Mit deki soruşturmalar. özellikle Oslo görüşmeleriyle ilgili olan bölümü Gülen hareketinin sonu gelmez istekleri, bardağı taşırmıştı ve iki gurup arasınaki çatışma başlamıştı. Bu durum seçilmemiş bir gurubun iktidarı paylaşmak isteğinin son talebi idi. Ya bu istek karşılanacaktı veya karşılanacaktı.başka bir yolu yoktu...

Bu yoruma katılmamak mümkün deği. Peki ama neden AKP daha başlangıçta böyle bir angajmana girmişti. Elbette pek çoğu gibi bu konuda incelenecek ve gerek siyasetçiler gerekse köşe yazarları tarafından yorumlanacak. Ancak,artık kendimi hiç te saf bulmadığım için, bu aşamada söyleyebileceğim, gerçek nedenin görüldüğü kadar karmaşık olmadığı. basit oy hesabına dayandığıdır.

Peki bundan sonra ne olacak. Bunu bilmek son derece zor. Görülebilen iki yol mevcut.  Gülen hareketi ve AKP asla anlaşamayacaklar ve biri diğerini tasviye edecek. veya asgari bir noktada buluşacaklar ve her şey eskisi gibi olacak. Ancak bu uzlaşmayı tabanlarına asla anlatamayacaklar. Bakalım, bekleyelim ve görelim.

 
Toplam blog
: 89
: 321
Kayıt tarihi
: 27.07.09
 
 

ODTÜ 1970 Kimya Bölümü mezunuyum. Çalışma hayatımın bir bölümü kamuda bir bölümü ise özel sektörd..