- Kategori
- Ev / Bahçe
Benim eğlenceli evim

Bu eve taşındık taşınalı, hepimize bir haller oldu. Özellikle annem; sanki o sinirli, asabi, her daim terör estiren kadın gitti (abartının sınırını aştım yine), yerine melek gibi, uysal ve uyumlu bir kadın geldi.
Her şeyden önce, deniz ilacımız oldu. Denizi seyretmek, dalgaların sesini duymak, geçen vapurlardan 1-2 dakika sonra kıyıya çarpan ve kıyıdaki herkesi hınzırca ıslatan dalgaları merakla beklemek, karabatakları, martıları seyre dalmak, olta atan ve saatlerce balık tutamasa bile olta atmaya devam eden sabırlı insanlara bakmak, güneşin batışına bakarak dilek tutmak... Her gün, her an keyifle izlediğimiz denizin etkisi gerçekten dinlendiriyor insanı.
Yaz boyunca vaktimin çoğunu balkonda geçirdim (geçirdik). Dolayısıyla internete çok daha az zaman harcamak benim için kayıp değil, tam tersi bir kazanç oldu; çünkü bir çok olaya ve pek çok kişinin hayatının bazı ince ayrıntılarına şahit oldum.
Mesela bembeyaz saçlı bir amca var. Bu semtin ileri gelen zenginlerinden biri olduğuna dair söylemler var; ama ilginç olan şu ki, bu amca bütün gün boyunca (ve geceleri elinde fenerle) yollara atılan bira şişelerini topluyor. Bazen abartıp sahil boyundaki çöpleri bile karıştırıp şişe arıyor. Bir akşamüstü, bu adam evimizin çaprazındaki bankta oturuyordu. Şaşırdım, bu adam hiç oturmaz çünkü. Sonra anladım tabi ne beklediğini. Park halindeki bir araçtan atılacak olan şişeleri bekliyormuş meğer. Araba gider gitmez adamın banktan bir fırlayışı vardı, asla unutamam. Sanki ondan önce şişeleri başka biri kapacakmış gibi :)
Bir de çok yaşlı bir teyze var. Önceleri dilenci sanmıştık, ama değil. Kadıncağız yara bandı, kalem ve kağıt mendil satıyor. Bu kadının da ilginç bir yönü var: Sesi o kadar kuvvetli ki, ilk başta belediye anonsu sanmıştım :) Ve kadın sürekli aynı şeyleri aynı sırada ve aynı tonda söylüyor: "Mendil var, yara bandı var, kalem var... Mendil alın neneden... Allah razı olsun..." Sanki pleybek (Bu sözcüğün Türkçesi nedir Allah aşkına?) yapıyormuş gibi... Bu teyzecik, verilen paranın karşılığında mutlaka elindekilerden birini veriyor. Asla karşılıksız almıyor parayı. Ve o sıcağın altında o kadar yavaş yürüyor ve hareket ediyor ki, insanın gidip ondan bir şey alası geliyor elinde olmadan.
Olta tutkunları var ayrıca. Kimi zaman tek başına uğraşan, kimi zaman da ailece, çocuklarıyla birlikte gelen olta tutkunları. Bu yüzden çok fazla kedi var, ve kedilerin yarıdan fazlasının bir gözü kör. Balık kavgası sonucunda hırçınlığı huy edinmişler belli ki. Olta atanların etrafında boy boy, renk renk ama tek gözlü bir sürü kedi. Asla insanlardan kaçmıyorlar, ama birbirleriyle de asla geçinemiyorlar.
Olta tutkunları arasında üst komşumuz var, "Hacı Amca"mız. Her gün oltasını (bazen iki olta birden) alır, başı dimdik ve kendine son derece güvenen bir şekilde alır yerini. Saatler sonra bir de bakarız ki, toplar pılını pırtını, boynu bükük bir şekilde döner evine. Herkes balık tutar ama onun bir tane bile tuttuğunu gören olmamıştır... Oysa o, hiç bıkmaz ve her gün umutla alır eline oltasını...
Deniz kenarındaki aralıklı banklarda da pek çok şey olur her gün. Hararetli hararetli tartışanlar, köpeğiyle haşır neşir olanlar, sonra öpüşen çiftler... Her türlü insan... Ha, bir de yeni bir arkadaşım, belki de yeni bir dostum, hatta yeni bir sırdaşım var. Herkese yardım eden, kendinden başka herkesi düşünen, bütün insanları tanıyan, balık tutma konusunda hiç kimsenin eline su dökemeyeceği pırıl pırıl bir genç; kısaca adam gibi adam bu Kenan. Sohbet etmekten asla sıkılmayacağınız, bir derdiniz olduğunda şıp diye anlayan ve size o sorunu unutturmak için elinden gelini yapan (ve bunu başaran), kısaca her derde deva biri. Çeyrek asırlık geçmişine rağmen, yarım asırlık olgunluğa sahip olmak her yiğidin harcı değildir, bilirsiniz. Aman nazar değmesin :) (Sen de bunları okuyacaksın biliyorum, sakın fazla sırıtma da gülmesin etrafındakiler hihi).
İyi ki taşınmışız biz bu eve. Burada insan hiç sıkılmıyor. Mutlaka yapılacak bir şey çıkıyor, veya ağırlanacak bir misafir oluveriyor aniden. Hiçbiri olmazsa, bahçedeki renk renk sardunyaların, güllerin, tırnakların fotoğrafını çekmek bile yetiyor insana. Ya da çıkıp bisikletle saatlerce gezmek sahilde...Yoruluncaya kadar... Yorulunca da oturmak bir bankta, ve sohbet etmek dakikalarca... Annem arayıp "Nerde kaldın?" diye soruncaya kadar...
Evim, güzel evim benim! Her an her taraftan çıkabilme ihtimali olan karıncalara rağmen çok seviyorum seni! İyi ki taşınmışız...
Mutluyum, huzurluyum (belki de şimdilik!?) :))
<özlem boral="">
özlem>