​ Benim Güzel Karadenizim... / Turizm / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Temmuz '08

 
Kategori
Turizm
 

Benim Güzel Karadenizim...

Zamanın sisli yollarında anılarımı kaybetmemek için yazıyorum. Yazdığım her yazıda ileriye gidiyorum. En azından kendimce gittiğimi düşünüyorum. Aradan 15 sene geçmiş Sümelaya gideli... Düşünüyorum da şimdi kolejde hazırlığa başlayacağım senenin yazıydı. Rize dönüşü uğramamakla uğramamak arasında kararsız kaldığımız bir zamanda, gidelim baba demiştim. Kim bilir bir daha ne zaman görecektik.
Yanlış hatırlamıyorsam 45 km sonraydı. Sümelanın girişine daha doğrusu tur otobüslerinin ve hususi arabaların toplantığı bir alana geldik. Bilet gişesinin önünde yerli ve yabancı turistlerin oluşturduğu uzun bir kuyruk... Etrafa göz gezdirdiğimi hatırlıyorum. Tahtadan konaklama yerleri vardı. Kuş sesleri ve insanın içine huzur veren derenin gürül gürül akan sesi... İsteyen iniş ve çıkışta isteyen yüreyebiliyordu. Ama engebe fazla olduğu için biz dolmuşla çıkmayı tercih etmiştir. Tabii belirli bir yere kadar... Sonra dar bir patika yoldan tek sıra Sümelanın girişine kadar yürüdük. Dik ve çok basamaklı merdivenleri tırmanırken Sümelaya sis inmişti. Vakti zamanında Hristiyanların gizlice ibadet ettikleri yer olan Sümela Manastırı biz gittiğimizde restore halindeydi. Dağın sarp yamaçlarına inşa edilmiş bu eşsiz yapının o dönemde hangi şartlar altında yapıldığını düşünmeden edemiyor insan... En azından ben arkeolojiye olan ilgimden dolayı böyle düşünüyorum. Girişte dikkatimi çeken en önemli nokta duvarlara yazılan yazılar. Bir nevi tarih yapması aslında... Yok olmaya yüz tutmuş freskler, yerli ve yabancı aşk ilanları... Korunamayan bir tarihi yapı izlenimi vermişti bana. Benim cennet vatanımın güzel ve tarihi köşelerinden biriydi bu manastır. Tarihi bir değerdi. Herkes için konuşmak değil niyetim ama neden elimizde olan değerlere onları kaybetmeden sahip çıkamıyoruz? Gezintime devam ediyorum. Dağın yamacın manastırda havuz şeklinde bir alana damlayan su... Hristiyanlarca kutsal olduğuna inanılıyormuş. Tüm olumsuzluklar bir yana kale surlarını andıran pencerelerden eşsiz orman denizine baktığımda her şeyi unuttum. Böyle eşsiz bir manzarayı o zamana kadar görmemiştim. Başımı soğuk taş duvara yasladım. Ve kendimle yolculuğa çıktım bir an. Annemin sesiyle irkildim. Bıraksalar kalacaktım orada... Dönüşte yürüyüş yolunu tercih ettik. Gökyüzüne ulaşacakmış izlenimi veren değşik ağaç türleri, bitki örtüsü de ayrı... Hem sohbet ediyor, hem de agaçları inceliyorduk. Dönüş yolunda düşündüm ki ben burada yaşamalıyım. Tek katlı tahtadan bir ev, köpeğim, arabam... Başka bir şey ister miyim bilemiyorum. Bir de beni arasıra da olsa ziyarete gelen dostlarım ve ailem olsun yeter... Yanlızlığı sadece kendimle paylaşmalıyım...Dedim ya aradan 15 sene geçti diye... Kim bilir, neler değişti orada...Zamanla herkes değişiyor, ben, sen, eş, dost akrabalar, dünya... Her değişim iyi yönde olsa keşke. Dilerim zaman Sümelaya hak ettiği değeri sunmuştur..
 
Toplam blog
: 149
: 435
Kayıt tarihi
: 24.06.08
 
 

1999 yılında Ted Kdz Ereğli Kolejinden, 2003 yılında İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyat..