Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

05 Eylül '11

 
Kategori
Eğitim
 

Bilgi aktarmak, açıklamak ve kavratmak.

Bilgi aktarmak, açıklamak ve kavratmak.
 

BİLGİ AKTARMAK, AÇIKLAMAK VE KAVRATMAK


Bir öğretmenin bir kitaptan farkı nedir? Kitaplar bir konuda bize bilgi verip, o konuyu açıklayan kaynaklardır. Peki ya öğretmenler? Eğer kendinizi bir öğretmen olarak, bir konuyu anlatan ve açıklayan olarak tanımlarsanız, sizin kitaplardan ne farkınız kalır? Adınıza da o zaman öğretici anlamında “öğretmen” demeye gerek yok, anlatman ya da açıklayıcı demek yeterli olacaktır. Nitekim bazı üniversitelerin hazırlık sınıfında yabancı dil eğitimi veren öğretmenlerin sıfatları öğretmen değil, “okutman”. Hiçbir öğretmenin de bu yakıştırmaya bir itirazı yok. Bir de “öğretim üyeleri” gibi mizahi bir terim var. “Öğretmen” değil bunlar, “öğretim üyeleri”. Üniversitelerde öğretmenlik yaparlar; ama adları her nedense “öğretmen” değil, “öğretim üyesi”dir. Öğretim üyelerinin çoğu, kendilerini, “anlatmak-açıklamak- kavratmak” süreçlerinden sadece ilk ikisiyle sorumlu tuttuklarını pişkince hiç gocunmadan ifade edebilme hakkına da sahiptir üstelik. Zavallı ilk ve orta okullardaki öğretmenler, öğretim üyesi olmadıkları için, bu üçlü sürecin herhangi birini seçme şansları yoktur. Özellikle de ilkokul öğretmenlerinin hiç yoktur. Lisedeki matematik, fizik..vs. öğretmenleri de, her ne kadar kendilerini “kavratma” sorumluluğundan muaf görüp, “ben anlatır, açıklarım o kadar, gerisi öğrenciye kalmış” diyemeseler de, aslında genel olarak bu zihniyettedirler. O zaman ilkokul öğretmenlerini bir yana koyup, sayın orta ve yüksek öğretimdeki öğretmenlerden şu sorunun yanıtını vermelerini bekliyorum, sizin kitaplardan ve görsel, işitsel bilgi aktarım medyasından ne farkınız var? Sizleri onlardan farklı olarak öğretmen ya da öğretim görevlisi kılacak nitelik “kavratma” işlemindeki rolünüz değil midir? Çünkü hiçbir medya(kitap, dergi, internet..vs) bilgi aktarma işlemini kavratma düzeyinde gerçekleştiremez. Bu öğretmenleri öğretmen yapan bir ayrımdır. 

Türkçemizdeki başka bir komedi de, yüksek öğrenimin, eğitim kavramından temizlenmiş olarak kullanılmasıdır. Bu nedenle yüksek eğitim denmez, yüksek öğretimdir bunun adı. Ama öte yandan “mühendislik öğretimi”, “tıp öğretimi”..vs. de denmez. Bunların adı “mühendislik eğitimi”, “tıp eğitimi” diye geçer; ancak üniversiteler eğitim kurumları değil, yüksek öğretim kurumlarıdır her ne hikmetse. Üniversitelere yeni başlayan gençlere denir ki, “siz eğitilme yaşını geçtiniz artık, sadece öğreneceksiniz!” Bu daha sonra şöyle açıklanır, “artık siz ders çalışmak zorunda değilsiniz, biz de size öğretmek zorunda değiliz!”. “Biz anlatırız, siz canınız istiyorsa öğrenirsiniz, ama sizi artık niye ders çalışmadın diye dövme ya da herhangi bir şekilde zorlama yetkimiz yok!” 

Aslında bu durum, “eğitim” kavramının tanımlanmasındaki curcunadan kaynaklanır. Oysa böyle bir kavramı öncelikle net ve açık bir şekilde tanımlamak zorundayız. 

Eğitim, anlatma-açıklama-kavratma süreçlerinin tamamlanması sonucu ulaşılan bir bilinç durumudur.  

Bu tanımlamanın ne anlama geldiğini ve neyi kapsadığını açıklayacağım. Ancak Türkçemizdeki eğitimle ilgi yanlış anlamaların, hataların, çelişkilerin ortaya konması, kavramların içeriklerinin doğru anlaşılabilmesi açısından önemli olduğundan, öncelikle adlandırmalar üzerinde biraz daha durmak istiyorum. Dilbilimcilere ve eğitim uzmanlarına soruyorum şimdi:
“Yüksek eğitim” mi? “Yüksek öğretim” mi?  

Bu sorunun yanıtının verilebilmesi için, ““öğretim” nedir?” sorusuna bakalım şimdi. 

Öğretim, anlatma-açıklama-kavratma süreçlerinin toplamına verilen addır. 

“Öğretim” kavramının da mevcut tanımlamaları, eğitim kadar olmasa da tam ve net değildir. Öğrenilmiş olan bilinçdışıdır. Ancak “öğrenilmekte olan” bilincimizde yer alır. Örneğin siz yabancı bir dilde cümle kurarken bilinçli olursunuz; ancak anadilinde cümleleri kurarken başa özne mi gelecekti, fiil hangi zamanda olacaktı gibi bir bilinçlilik durumu yaşamazsınız. Konuşmanız içinde bütün imla düzenlemeleri bilinçdışı düzeyde gerçekleşir. Bu bütün öğrenilmiş süreçler için geçerlidir. Eğer bir şeyi bilinçli olarak yapıyorsanız onu henüz öğrenme aşamasındasınız demektir bu. Eğitim kavramının uygulamaya yönelik oluşu bu nedenledir. Öğrenme süreci tamamlanıp, bilinçdışı hale geldiğinde bir eğitim durumuna ulaşılır. Buradan anlaşılacağı üzere, eğitim, öğretim gibi bir süreç olmaktan daha çok, bu sürecin sonunda ulaşılan durumu ifade eden bir kavramdır. Bu nedenle “eğitimli biri”nden söz edilebilir, ancak “öğretimli biri” demek yanlıştır; çünkü öğretim bir süreç, eğitim o sürecin sonunda ulaşılan bir durumdur.
Öğretim sürecinin aşamaları, bilgi aktarma, aktarılan bilginin anlaşılması ve son olarak da anlaşılan bilginin kavranması (idrak edilmesi) olarak sıralanabilir. Buraya kadarki bütün süreçler bilinçli bir faaliyeti temsil eder. Bu faaliyetler bittiğinde bilgi tamamıyla işlenmiş (öğrenme işlemi gerçekleşmiş) olarak bilinçaltına geçer ve bizim otomatik davranışlarımız halini alır. Biz bilginin ulaştığı bu en son işlenme durumunu, eğitim düzeyi olarak adlandırırız. Sonuç olarak öğretim bilinçli bir durumu(davranışı), eğitim bilinçdışı bir durumu (davranışı) işaret eder. Şimdi “öğretmen” kavramını, açık bir şekilde tanımlayabilme noktasına gelmiş durumdayız artık. 

Öğretmenlik, insanları bir eğitim durumuna ulaştırma mesleğidir. 


Ve artık şu soru anlamlı, işlevsel ve yararlı hale gelir: 

Siz ne kadar öğretmensiniz? 


Gönlünüzce bir gün diliyorum!
izzetbalci@ziprotek.com 

 

 
Toplam blog
: 75
: 1163
Kayıt tarihi
: 06.06.11
 
 

Zihinsel Programlama Teknikleri(NLP, Hipnoz, Meditasyon..vs.) alanında, uzun yıllardır araştırma ..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara