Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mart '09

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
632
 

Bilinmezlikler

Ben kimim?

Kim bu insanlar?

Nedir bu içimizdeki bilinç?

Depolanmış bilgi mi yoksa ruh mu?

Ruh ise eğer denklem neden uzayıp duruyor? 12 yaşında başka, 45 yaşında başka ruh olur mu?

Olmaz tabi...

Bilgidir bu!... Birikmiş bilgi...

Bilgisi olmayan ruh nasıl iyi olur ki?

Peki Tanrı neyi yargılayacak?

Ruhları mı? Bilgileri mi?

Dünya da elli yıl yaşamış bir insanın 30 yıl yaşamış bir insanla kıyaslanması neye göre yapılacak?

Huriler, baldan ırmaklar, yemyeşil yerler, ateşler, ızdıraplar vs vs

Ne ilginçtir ki hepsi bedene göre kurgulanmış.

Huriler: Bedenin zevki, baldan ırmaklar da öyle, ızdıraplar bedene acı veriyor.

Ne tuhaf bir ayrıntı.

Yani yaşam bundan mı ibaret?

70 yıl yaşa, sonsuza kadar keyif çat.

Bu mu yani sonsuz mutluluk?

Peki ya öbür kısmı?

Kötülerin cezalandırılması kısmından bahsediyorum.

Sonsuza kadar bir canlıya işkence ve acı verebilen iyiliğin efendisi.

Yani çocuğu sırf vazoyu kırdı diye çeşit çeşit işkence aletleri tasarlayan ve onu bu aletlerle hunharca cezalandıran bir anne veya baba.

Hmm. Bu Tanrı olmalı. Yani başka kim kazanlar, zebaniler tasarlar?

Yani Tanrı ile alışverişe ya da ceza ve ödüle dayalı bir sistem.

Ve evet, işte bu Tanrı'yı anlamaktır!!!! Gerçek Barıştır!!!! Aşktır!!!! Sonsuzluğa erişmektir!!!!!

Ciltlerce kitaplar var!!! İnanamıyorum!

İnsanlar Tanrı'yla başbaşa iken neleri nasıl yapmalı diye binlerce kitap yazmışlar.

El şekillerine, adımlara, parmaklara, suya sabuna dokunmaya, nasıl oturup kalkılacağına dair yazılar.

Örneklerde develerin tüyleri, gökteki yıldızların sayısı, çöldeki kum taneleri, ağaçların sayısı okyanusların miktarı yazıyor.

Ha! Bir şeyi unuttum.

Tabi cezalandırma şekilleri de var. Kafaların, ellerin kesilmesi; bele kadar kuma gömüp bowling oynama.

Bunlar Tanrı'nın yoluymuş!

Bir de şöyle bir şey var. Sanki Tanrı kadınları görmek istemiyormuş gibi onları sarıp sarmalamak gerekiyormuş. Hatta seslerini bile duydurmamak lazımmış.

Bunlardan başkaları da var.

Tanrının oğlu varmış diyorlar. Dünyada babası olmadan doğmuş. Yani hiçbir üreme etkinliği olmadan bir insan dünyaya gelmiş. Bu kişi ölmüş ve dirilmiş. Bazıları ölmemiş yaşıyor diyor.

Ve Tanrı ile olan alışverişte veya ceza ödül sisteminde karlı bir sonuca ulaşmak için bu anlatılanlarla birlikte bir yaşam sürmek gerekiyormuş.

Ayrıca,

Denizin ortadan ikiye sadece bir sopa ile ayrılması olayı da var. İşin ilginç tarafı, bu sopalar veya kişiler böyle mucizeler yapmışlar ancak ortada ne genetik, ne biyolojik, ne teknolojik ne de başka bir icat yok. Yani mucizeler yaratanlar insanlığa hizmet etmeyi unutmuşlar.

Ölmüş dirilmiş ama vebaya, koleraya felce çare yok.

Denizi ortadan ikiye ayırmış ama baraj, üretim makineleri sanayi yok.

Dünyaya barış vaadedilmiş, kölelik kalkmış ama kadınlar 5 er 10 ar alınmış, savaşlar patlamış.

Tanrı böyle eksik iş yapar mı?

Unutkanlığına mı gelmiş?

Hayır!!!

Tek bir cevabı olabilir bunun.

BIRAKIN TANRIYI BULMAYI, BİZLER DAHA YAKININA BİLE GELEMEMİŞİZ.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 460
Kayıt tarihi
: 21.01.09
 
 

Kendi fikri olan binlercesinden biri! Üniversite mezunuyum! Branşım Dil Bilim. Çevirmenim, İlgi alan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster