- Kategori
- Felsefe
Düşündüklerim, anlamaya çalıştıklarım, anladığımı sandıklarım

...
Daha önce, yani siz düşünmeden önce, hiç sorulmamış bir soru sordunuz mu kendinize ya da birilerine?
Daha önce, yani sizden evvel, sorulmuş olan soruların herhangi birine, hiç verilmemiş bir yanıt bulduğunuz oldu mu?
Mesela varoluş nedeninizle ilgili, yaşamın kaynağı ya da bilginin kesin olup olamayacağıyla, ahlâk anlayışlarımızın neden farklık gösterdiği ile ilgili, sizi aydınlatan, rahatlatan soru ve yanıtlarınız var mı?
Tüm insanlara ve kültür dünyasına sunabileceğiniz türden yanıtlardan söz ediyorum.
Ekonomik veya meslekî problemlerinizden, yakınlarınızla yaşadığınız çatışmalardan, gündelik kaygılarınızdan bahsetmiyorum.
Yukarıdaki soruların tümüne kendi adıma verdiğim yanıtlar olumsuz.
Benden evvel üzerine düşünülmemiş, sorgulanmamış bir fikir ya da soru düşün(e)medim.
Daha önce sorulmuş, üzerine onlarca fikir yürütülmüş herhangi bir soruya, kimsenin aklına gelmemiş, hiç düşünülmemiş bir yanıtım ol(a)madı.
Hatta düşünce tarihi boyunca, oluşan fikir denizinin tek bir damlasından haberdar olabilmişsem ne mutlu bana.
***
Sistematik düşünmek, bunun sonucu olarak da sistematik ve temellendirilmiş düşünce üretebilmek için, insanın bazı ön koşulları sağlamış olması gerekir mi?
Gündelik yaşamdan sıyrılmadan, ekonomik kaygılar içinde olmadan, yaşamınızı nasıl sürdüreceğinizi garanti altına almadan düşünce üretmek ne kadar ve nasıl mümkün kılınabilir?
Diyelim ki iki çocuklu bir ailesiniz. Kirada oturuyorsunuz. Eşiniz de sizin gibi devlet memuru. Çocukların ikisi de öğrenci. Ödeyeceğiniz kirayı, faturaları, mutfak ve çocukların okul masraflarını, kredi kartı borcunuzu, mobilya-beyaz eşya taksitlerinizi, sekiz saatlik mesainizin üzerine yaptığını, en iyimser ortalama tahminle 45 dakikalık otobüs yolculuğunda düşündüğünüzü farz edelim.
Eve gelip, yemeğinizi yiyip, çocuklarınızla ve eşinizle eser sürede ilgilendiğinizi de kabul edelim. Uyumadan evvel size kaldığını sandığımız en iyi ihtimalle birkaç saatlik sürede nitelikli bir felsefî okuma-düşünme ve üretme etkinliği yapabileceğiniz iddia edebilecek iyimserliğimin kalmadığını söylemeliyim.
Evet, kendi yaşamınızın niteliğini, aldığınız kararların doğruluğunu- yanlışlığını, ekonomik krizi, çevre kirliliğini, izlediğiniz bir filmi, okumakta olduğunuz edebî metni, ölümden sonrasını, kapitalizmi, işkenceyi, inançlarınızı, geleneklerinizi, kuantum fiziğini, nano teknolojisini vs... sorgulayıp, kişisel bir senteze ulaşabilirsiniz. Bu sentezi kişisel yaşam felsefeniz olarak kabul ve ilen edip, uygun zeminlerde hararetli bir şekilde savuna da bilirsiniz. Ancak tüm bu etkinlikler gerçek anlamda felsefe yapmak anlamına gelir mi?
Bence hayır.
Düşünce tarihinde önemli izler bırakmış kimi isimlere göz attım. Çoğunluğu yüksek gelirli ailelerin çocukları olarak dünyaya gelmişler. Orta halliler ise ya entelektüel çevrelere çok yakın ya da önemli burslar alarak, önemli akademik çevrelerde, ciddi eğitimler almışlar.
Sevdiğiniz birinin ya da bir çocuğun, bir yaşlının sorumluluğunu almak bile önemli bir etkendir bu türden bir eylemlilik için.
Ülkemizdeki üniversitelerin felsefe bölümlerine ya da daha genel anlamda sosyal bilimlere baktığımızda, buralarda yürütülen çalışmaların pek çok kere düşünce tarihçiliğinin ötesine geçmediğini görürsünüz. (Elbette istisna akademisyenler vardır.)
Doğruyu aramak, anlamaya çalışmaktır.*
Ama her anladığımızı sandığımız şey felsefî niteliğe sahip değildir.
Doğrular ise, kabul ettiğiniz ön kabullere ve yaslandıkları zeminlere göre doğrudurlar. Her zemine ve zamana uyan tek bir doğru olduğunu sanmıyorum.
Ama bu iyi niyetli çabanın, o çabayı sürdüren kişiye hatırı sayılır bir bilgi birikim sağlayacağı da kuşkusuzdur.
Anladığımı sandıklarımdan bir demettir efendim.
* http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=166177
Not: Sevgili Ali Gülcü Ağabey, izinsiz alıntı yaptığım için özürlerimi kabul buyur. (Eleştirilerini de merakla bekliyorum.)