​ Bindiğimiz helikopter 2. Dünya Savaşından kalmıştı / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '07

 
Kategori
Eğitim
 

Bindiğimiz helikopter 2. Dünya Savaşından kalmıştı

Bindiğimiz helikopter 2. Dünya Savaşından kalmıştı
 

Bir sabah İl Güvenlik Komutanı Dursun Paşa aradı. Hozat’ta bir takım açılışlar yapılacakmış. İlçe milli eğitimle ortaklaşa gerçekleştirdikleri el işi ve resim sergisi de etkinlik kapsamındaymış.

''Bir saat sonra helikopter kalkacak. Vali Bey, Başsavcı, Emniyet Müdürü de katılacak. Sizi de orada görmek istiyoruz. '' dedi.

Daveti kabul ettim. Bir saat sonra il güvenlik komutanlığının helikopter pistinde buluştuk. Bineceğimiz helikopter altı kişilikti. İkinci dünya savaşı yıllarından kalmıştı. Üç kişi bir tarafa, üç kişi de diğer tarafa oturulabiliyordu.

Helikoptere bindik. Hava oldukça bulutluydu. Fırtına esiyordu. Yavaş yavaş yükselmeye başladık. Yükseklik korkusu olduğu için aşağılara bakmak istemiyordum. İstemiyordum ama kendimi de alamıyordum. Munzur’un üzerinde bir yay çizdi helikopterimiz. Sonra da Hozat’a doğru yöneldi. Meşhur Dinar Deresi’nin üzerinden geçtik. O çevrede terörist grupların olduğu söyleniyordu. Aşağıda sık ormanlar, yalçın kayalıklar gözüküyordu. Hangi kayanın ya da çalının altında ne var bilmemiz olanaksızdı. Dağlar oldukça yüksekti ve biz tepelere yakın uçuyorduk. Makineli tüfek menzilinde olduğumuzdan adım gibi emindim. Ateş açsalar kurşunlar helikoptere ulaşabilir, helikopterimiz düşebilir, hepimiz ölebilirdik.

Burada hayat herkes için zordu. Vali için de. Paşa için de. Dağdaki çoban için de. Güvenlik insanın en temel ihtiyacıydı ve bu ihtiyaç karşılanamıyordu. Hangi akılla yaşamı kendimize zehir ediyorduk? Hangi akılla bu güzel doğayı yaşanılmaz hale getiriyorduk? Paylaşamadığımız neydi? Şapkayı önümüze koyup düşünüyor muyduk acaba? Bu örtülü savaş kime neyi kaybettiriyor, kime neyi kazandırıyordu? Bu kargaşa, bu kavga kimin eseriydi? Kim kime rol veriyordu, kim niçin o rolü oynuyordu?

Havada bunları düşünüyordum. Düşünürken kulağım helikopterin sesindeydi. Çünkü motor, boğuk boğuk sesler çıkarıyor, sonra açılıyordu. Bazen hızını artıran fırtına helikopteri durma noktasına getiriyordu.

Hozat’a yaklaşmıştık. Hozat üzerinde bulutlar daha bir yoğunlaşmıştı. Ara sıra şimşek balkımaları gözüküyordu. Neyse indik. Biraz sonra yağmur yağmaya başladı. Açılışlar yapıldı. Sergi gezildi. Yemekler yenildi. Çaylar içildi. Tekrar Tunceli’ye dönmemiz gerekiyordu ama yağmur devam ediyordu. Bu şartlarda helikopterimiz havalanamazdı. O nedenle bir süre havanın sakinleşmesini bekledik. Ama hava tam olarak sakinleşmedi. Yeniden helikopterle Tunceli’ye doğru yola çıktık. Yine rüzgar esiyordu. Gökyüzünde şimşek balkıyordu. Yağmur Tunceli’ye de yağmaya başlamıştı. Aynı korku ve endişeyle yolculuğumuzu sürdürdük. Munzur Çayı üzerinden iniş pistine doğru süzüldük. Sağ salim piste inmeyi başarabildik. Helikopterin her kalkışının asgari 1000 YTL’ye mal olduğunu söylediler yolculuğumuz sırasında. Dursun Paşa:

''Eğitim çok önemli. O nedenle ne zaman isterseniz, bir yolunu bulur sizi istediğiniz ilçeye götürürüz helikopterle. '' dedi.

Ama benim il güvenlik komutanlığımızdan hiç böyle bir talebim olmadı. . . İkinci dünya savaşından kalma o helikoptere bir daha da binmedim. Sonraki aylarda ile yeni ve modern helikopterler geldi.

Helikopterlerin hareketinden ilde ne olup bittiğini tahmin edebiliyorduk.

Helikopterler yükseldiğinde ve telefonlar kilitlendiğinde bilirdiniz ki bir yerlerde çatışma var.

Öncesini bilmiyorum. Yıl 2000’di. Gökyüzüne helikopterler yükseliyordu Tunceli’de. Munzur ya da Pülümür vadisine yöneliyor veya dağları aşarak Hozat ile Mazgirt yönünde gözden kayboluyorlardı. Sonra yeniden dönüyorlardı, yeniden yükseliyorlardı. Yıl 2005 idi. Tunceli’den uzaklaşmış, yeniden Tunceli’ye dönmüştüm. Helikopter hareketleri hâlâ devam ediyordu.

 
Toplam blog
: 114
: 860
Kayıt tarihi
: 29.12.06
 
 

Osmaniye Düziçi doğumluyum. Sınıf öğretmenliği, ilköğretim müfettişliği, il milli eğitim müdürlüğ..